23 Mart 2017 Perşembe

Bırak, Birkaç Senede Senin İçin Acı Çekeyim.

Normalde pek yapmadığım bir şeydir ama yatağa girmeden önce nevresimleri düzelttim. 
Yan tarafımda bana geldiği akşam masamın üzerine bıraktığın yara bandın ve biz sevişirken saçından çıkarıp yere attığın para lastiği.
Olduğu yerde bırakacaktım aslında hepsini, bilirsin odam savaş alanı gibidir. Ama senden bana tek eşya onlar olduğu için alıp dolabın üstüne koydum.
Aldığın çiçekler duruyordu orada ama her gördüğümde aklıma gelmeyesin diye atmıştım. Hoş, aklıma gelmene sebep olacak şey çiçek değil tabi maalesef aklımdan çıkartamıyorum ya seni. 
Bugün sana hiçbir zaman anlatamadığım ama içimi kemiren birkaç şey anlatmak istiyorum. Burası bir süre sanırım seninle konuşmak isteyip konuşamadıklarımla dolacak. 
Çok yapmışımdır ben bunu zamanında zaten. Konuşamadığım insanlara hep burada bir şeyler yazmışımdır. Kimseyle kıyaslamıyorum seni, kıyaslayamıyorum. Sana karşı duyduğum sevgi yaptığın bütün o kötü şeylerden daha ağır basıyor çünkü.
Aslında senden ziyade ben anne ve babamla konuşmak istiyorum. Bana hep sorardın ya, "neden böylesin sen?" diye. Birazdan bütün bunların sebebini anlatacağım sana. 
Hiçbir şeyi kendim yapmadım ben çünkü bunu bil istedim. 


***

   Anne,
Her şey belkide senin yüzünden oldu biliyor musun ? Ben belirli bir yaşa geldikten, hayatımı şekillendirip bir şeylerin farkına vardıktan, kendi başıma büyüyüp olgunlaştıktan sonra bana annelik yapmaya çalıştığın için oldu.
Son  2-3 senede böyle davrandığın için dünyanın en iyi annesi olmuyor maalesef.
Ben bu hale geldikten sonra yanımda olmaya, bana sahip çıkmaya çalıştığın için yaşanmış hiçbir şeyi unutturmuyorsun. 
Çok mu acı konuşuyorum şuan? Pinky'in dili çok sert öyle değil mi? Pinky kendini bir şey sanıyor, babasına çekmiş çünkü öyle değil mi ?
Sadece senin doğruların yada senin bildiklerin yok bu hayatta umarım farkındasındır.
Ben küçücükken beni hiçe sayışlarınızı unutmadım çünkü.
Kendi dertlerinizin içinde boğulurken günden güne tükenmiş olan çocuğunuzu görmezden geldiğinizi, bir kere bile "senin neyin var" diye sormadığınızı, beni unutmanızı unutmadım. 
Hep ben kötü oluyorum ya, yanlış olan, kötü düşünen benim ya bir kere bile olsa öyle düşünme derim.
Sana o kadar öfke doluyum ki, yazsam bitiremem.
Ben böyle güvensiz, kuşkucu bir insansam eğer emin ol senin yüzünden.
Şimdi bana hiç boşuna "ben tek iyiyim, hayatımı yaşayabiliyorum, erkek olmasada olur" rolleri kesme.
İlişkilerimde bu denli kendimi yıpratıyorsam senin yüzünden. "Beni örnek al, azıcık benim gibi ol" dersin ya, bak senin gibiyim işte karşımdaki beş para etmez insanlar için kendimi hiçe sayıyorum her seferinde. 
Sende yapmadın mı bunu zamanında ?
Gerçekten unutmuyorum hiçbir şeyi.
Babamı aldattığını unutmuyorum en çok. Sanırım bütün öfkemde bu yüzden.
Sırf çocukluğumdan yararlanıp 15 günümü o orospu çocuğuyla aynı evin içinde geçirttiğin için unutmuyorum. 
Seni yakaladığı zaman, benim seni koruyabilecek bir yanımı bırakmadığın için unutmuyorum. 
Ben hayatı sokaklarda aradıysam senin yüzünden. 
Sende unutma, bunca yükü o yaşlarda küçücük bedenime yüklediğini unutma.
3-5 pisliğin yanında meze olurken "iyi misin" diye sormadığını unutma. 
Uyuşturucuya bulaşıp kendi başıma kurtulmaya çalışırken "neden böylesin" diye sormadığını unutma.
Bir kere bile farkıma varmadığını unutma.
Kızına büyüdükten sonra değilde, daha çok küçükken annelik yapman gerektiğini unutma. 
Ben senin yüzünden kendi kendimin annesi oldum çünkü.

***

   Baba,
Sana diyecek hiçbir şeyim yok biliyor musun aslında ?
Senin yüzünden böyle hırçınım farkında mısın ?
Hanginize daha çok kızgınım bilmiyorum ama içimde sana karşı olan öfke çok başka..
Herkese ahkam kesip, kızına sahip çıkmadığın için.
Beni bu hale getirdiğin "baba" kelimesinin ne anlama getirdiğini unutturduğun için.
Evin içinde baba olmasının ne demek olduğunu unutturduğun için.
Kokunu unutturduğun için en çok.
Bütün sevgililerimin senin gibi kokmasını isterdim hep. 
Ama sen onu bana unutturdun çoktan.
Cidden ben kendi halimde büyürken nasıl oldu da fark etmediniz beni ?
Hatalar yaptığımda ben mi suçlu oluyorum yani ?
Sizin yaptıklarınız ne olacak ?
Sürekli birbirinizi aldatmanız, yalanlarınız, kavgalarınız ?
Ardında sadece seninle ilgili anılarım kaldı.
Birisi babasından bahsetse ağlayasım geliyor sürekli, zor tutuyorum kendimi.
Bazen küçük kızlarla babalarını görüyorum sokakta, oturup ağlıyorum istemsiz. 
Sana anlatamazdım ama hep derdim "sevgililerim gitse bile yanımda hep babam var" diye. 
Ee yokmuşsun ama ?
Ne farkın kaldı onlardan ? Beni yaralayıp gidenlerden ne farkın kaldı ?
Babasın be sen baba. 
Bu kelimenin yükünü, ağırlığını, ne demek olduğunu biliyor musun ?
Kız çocukları en çok babasına güvenir. Bende en çok sana güvendim, en çok sana inandım, en çok seni korudum, en çok seni sevdim.
Sen nasıl oldu da beni terk ettin peki ?
Hiç tahmin etmezdim aslında bir gün sevgililerimin değilde senin arkandan "acaba aklına geliyor muyum" diye düşüneceğimi. 
Yaptığın onca kötü şeyden bahsetmek yerine sana olan kızgınlığımdan bahsetmek istiyorum ben sadece. 
Diğerlerini anlatmaya başlarsam bitmeyecek çünkü.
Senden sonra yarım kaldım ben baba. 
Sende sonra ben hep 20 yaşında kaldım. 

***

İşte ben bunca derdin sıkıntının arasında birde kalkıp seni sevdim. Sende gittin.
Bana sevmek zor gelmezken sana çok zor geldi. Korktun her şeyden. "Canın sağolsun" demek isterdim ama hiç içimden gelmiyor.
Sende dahil, bana verdiğiniz zararlar yetti. 
Artık eskisi kadar güçlü değilim ben çünkü. Bu zamana kadar yaşatılanları atlatabiliyordum ama onlardan sonra hiçbir şey normal olmadı benim için.
Sende yıktın. 
Bir yıkmayan sen vardın sende yıktın sevgilim. 

20 Mart 2017 Pazartesi

Hayatıma Bir Adam Aldım, Geldi Ağzıma Sıçtı.

  5 KASIM 2015 
 Ha birde, çok eski arkadaşım -takma ad düşünmedim bile- şuanda ise "sevgilim sanırım" diyebileceğim kişi var. Pek ciddiye almıyorum yalan yok. Ciddiye alınması gerekli mi onuda bilmiyorum. Çok sevdiğim birisi o ayrı. Kafamı birde onunla karıştırıp her şeyi bok etmek istemiyorum, buda cabası.

   Tamı tamına 1 sene. Neler yaşamadım, neler tüketmedim, neleri atlatmadım. 
Ne söylemem gerek bilmiyorum aslında. Hiç bilmiyorum hemde. 
Nereden başlasam olayı nasıl bağlasam kararsız kalmış durumdayım.
En iyisi girişi yaptığım yazıyla başlayayım..

   "Pek ciddiye almıyorum" diye bahsettiğim bir insanın gelip böylesine hayatımın en baş köşesinde yer alacağını tahmin etmezdim. Oysa o benim için ileride olacak çocuklarımın babası, evimin direği, ömrümün bana getirdiği en güzel şey, yaşama sebebimdi.
Sanırım yanlış düşünmüşüm yine. Adam bırak evimin direği sokağımın direği bile olamadı. 
Onunla uyudum, onunla uyandım, bir sürü hayal kurdum. Hatta en önemlisi ben, benim gibi bir insan bak BEN evlenmeyi düşündüm. Ciddi anlamda da bunun olması için adımlar attım. 
Kimseye vermediğim değeri verdim, kimseye göstermediğim saygıyı gösterdim. 
Hatta sanırım kendimden önce ona saygı gösterip, ona değer verdiğim için bu hale geldim. Biliyordum, önce kendimi düşünmeliydim. Önce kendime değer vermeliydim. Ama olmadı her zamanki gibi.
Bonz'dan sonra hayatıma ilk defa ciddi birisini aldım. İlk defa birisini böyle sevdim. Hatta bakıyorum, Bonz'a olan sevgim bunun yanında bir hiçmiş. 
Bonz'u bile böyle sevmemişim. 
   Öyle bir aşk düşünün yani. İçimde olan ne kadar çok sevgi varsa hepsini ona vermişim, hepsini onda tüketmişim.
   Öyle bir ilişki düşünün, sonunun olmayacağını bile bile gidiyorum. O yol bir yerde tıkanacak biliyorum ama yinede vazgeçemiyorum.
Yaşadığım şeyleri kelimelerle tanımlayamayacak haldeyim. 
Hala bir şeyler biliyor, hissediyorsam eğer oda sevildiğim.
Belkide bana kattığı tek güzel şey beni sevmesi oldu. 
Yine hakkını yememek lazım kattığı bir çok şey vardır ama aldıkları çok daha fazlaydı. 
Evet oda sevdi ama nasıl sevmesi gerektiğini bilmeden. Zarar vererek, acı vererek sevdi çünkü.
Bu sefer ben öyle değildim. İlk defa bir insanın karşısında bu kadar masumdum hatta. 
Yapabileceğimin çok çok fazlasını yaptım. Değişebileceğimden çok daha fazla değiştim. 
Onunla geçen bu zamanı kelimelere nasıl döker, nasıl anlatırım bilmiyorum. 
Herkeste yapabildiğim şeyi onda yapamıyorum. 
   Çok farklıydı her şey. Çok sevdim, çok sevildim. Ama çok tükendim. Çok yıprandım. Teker teker gelmedi hiçbir şey. O kadar üst üste oldu ki, algılayamadım bile. 
Tek beden olduk. Bir insanın nefesinde hayat bulmak neymiş öğrendim. 
Bir başkasının kolları arasında uyumak, kalkıp kirpiklerine kadar izlemek, canın yandığında senden bir parça kopması, her şeyi iki kişilik yaşamak, kadın olduğunu hissetmek, değer vermek, değer görmek, sahiplenilmek ne demekmiş hepsini öğrendim. 
   Sonsuza dek sürmeyen diğer her şey gibi ilişkimizde bitti.



 ***
   Birkaç gün Bonz'a olan aşkımı nasıl yazmışım onları okudum. Her kelimesinde aklımda bir anı, bir olay canlandı. 
Bonz'u gerçekten unutmuşum onu fark ettim.
Tam tersine nedense bana yaşattığı hiçbir şeyi unutmamışım. Mıh gibi kazımışım aklıma. 
Daha öncelerden defalarca yazmışım "evleniyor evleniyor" diye.
Evlendi :)

   Koskoca aşkım "asla bitmez içimdeki bu sevgi" deyip bitirdiğim, bana gelmesini çok istediğim geldiğinde ise önüne duvar ördüğüm, çocukluğumu elimden alan, beni hep değersiz birisiymişim gibi hissettiren, hayatımı çalan GAVAT evlendi.
O kadar unutmuşum ki, evlendi diye gülebiliyorum. O kadar unutmuşum ki, damatlığıyla Damat Bey yanımdan geçmesine rağmen kalbim bir kere bile atmadı.
Çok şaşırdım ama gram dokunmadı. Gram umurumda olmadı. Neredeyse hazırlanıp iki göbek atmaya bile gidecektim düğününe.
  Eskisi gibi olsaydım eğer şuan ben gerçekten ölmüştüm.
Ne kadar kolay bazıları için  değil mi ? 
Ben yasını tuttum yıllarca, tekrar geldi hayatında şuan evlendiği kız vardı. Onu bile bile kabul ettim. 
Defalarca öldüm, krizlere girdim, çoğu şeyi yanlış yerde yanlış şekilde yaşadım onun yüzünden ben. Ama onun için ne kadar kolay.
   Cidden üzülmüyorum ve üzülmeme o kadar şaşırıyorum ki. 
Üzülmüş olsam bile değişen bir şey zaten olmayacak ama ona karşı bu kadar hissizleşmeme inanamıyorum ben sadece.
Ona değil yani kendime.
Onunda bir kız çocuğu olacak, o günü bekliyorum ben sabırsızlıkla aslında.
Bu zamana kadar aklına gelmediysem bile, yaptıklarının acısı kızından çıktığı gün hatırladığı tek kişi ben olacağım.

   Herkesin yerini dolduracak kişiler çıkıyor işte karşımıza. Bizde kabullenip yolumuza devam ediyoruz. 
Bonz'un yerini başkasıyla çoktan doldurdum ben zaten.
Üzülecek binlerce şey varken Bonz'a üzülecek değilim.
Her şey değişti ama ben hala aynı yerimde kaldım. 

Bende değişeyim azıcık olur mu ?

31 Mart 2016 Perşembe

Bu Seferde Mi Sıçtık ?

"İyi başlayan hiçbir şey güzel bitmez.."
   
   Kendi hayatını benim gibi her seferinde bu kadar güzel siken bir insan daha var mı merak ediyorum. Her seferinde geriye sarıp duruyorum. Bir ilerleme kat edemedim hiç bu zamana kadar.
Yeni bir şeylerin içine girsem bile sürekli bir öncekinde saplantılı kalıyorum. Herhangi bir değişiklikten nefret ediyorum, alışkanlıklarımın dışına çıkmak bana göre değil.
   Kafayı bildiğin sıyırdım. Delirdim, boşuna yaşıyorum. Amına koyduğum beynimin içinde benim dışımda bir şeyler dönüyor resmen. Saçma sapan rüyalar görüyorum, gün içerisinde bazı şeyleri anlamakta zorluk çekiyorum. Sürekli uykum var ama bu yorgunluğun çok çok dışında bir şey. Beynim uyuşuyor, uyuyor sanki. Çok düşündüğümden, her şeyi fazlasıyla abartarak kafama taktığım için böyle biliyorum.
Beni benden daha iyi kimse tanıyamaz. O kadar nefret ettiğim özellikleri barındırıyorum ki. Sürekli bir şeyleri yaşayarak, test ederek ve kafamın dikine giderek öğrendim. Yanlış olsa da, yolun sonunda belamı sikecek olsalar da ben vazgeçmiyorum. Böyle güçlendim biliyorum. Kimseyi dinlemeyerek, sürekli hata yaparak. İyi bir yöntem değil adım gibi biliyorum, zaten kafayı bu yüzden yedim ya. Bu kadar hata yapmasaydım eğer ne halde olurdum bilmiyorum. Beni daha iyi bir insan yapmazdı, iyilik kötülük meselesi değil çünkü. Ama sanıyorum ki; olduğumdan çok daha sakin bir karakterim olurdu. Ha, iyi mi? Değil. Beni ben yapan sakin olamam ya zaten.
 
   Bir kağıda "eğer olur da yine bir boku başaramamış olursam diye; sen en iyisini bilirsin Pinky" yazıp günlüğümün arasına koymuşum. Arada çıkartıp bakıyorum.. yine aynı ben, yine bir boku başaramamış olan ben. Kağıdın üst taraflarında ise mutluluğu hak ediyorum gibi bir şeyler yazıyor. O konuda ise artık pek emin değilim. Hak ediyorsam bile öncedendi, şuan değil.
Hangi Allah'ın kulu bu kadar gerizekalı olur arkadaş? Hangi mal bu kadar hata üzerine hata yapar? En son kendimi Ay'a kabul ettirebilmek için rahat durmaya karar verdim.
Yine Ay evet.
Ve bir sevgilim var.
Ama yinede Ay.


   Onunla olabilecek bir şansımız vardıysa bile ellerimle hepsini ittim. Öyle ki, yüzüme bile bakmıyor. Nefret ediyor olabilir, ah etse bile tutar eminim. Mal sevgilim telefonumda onun mesajlarımı görüp "bir daha asla Pinky'le konuşma" dediği için ne yapsa hakkıdır. Ama orospu çocuğu Ay resmen yemin etmiş gibi benimle sevgili olmamak için. Paylaşamadığımız hiçbir şey kalmadı. Yanımda defalarca ağladı, bir sıkıntısı olduğunda ilk bana geldi. Her seferinde yeminler ettik "bu son bundan sonrası olmayacak" diye. İkimizde yeminlerimizi yedik. Çok kavga ettik, sokakta birbirimize yumruklar attığımızı biliyorum. "Bak ağlama n'olur bende ağlarım yemin ederim" dediğinde hep kendimi zor tuttuğumu.. "kimse senin gibi değil, senden daha iyi anlayan yok beni" diyip her seferinde bana koşmasını..
Şaka gibi gelebilir ama beni hiç aldatmadı. 3 ay boyunca görüşmediğimiz oldu o kadar zamanda ben 300 kişiyle görüştüm hatta bekaretimi kaybetmiş gibi bir şey oldum ama bu güzel adam 3 AY BOYUNCA tek bir kişiyle görüşmedi bile. En yakın arkadaşıyla -ki o çocuk bir şeyler yaşamadığım tek kişiydi- gittim seviştim, diğer yakın arkadaşıyla yattım hamile kalabilirim diye hap aldırdım tonlarca. Ama o bekledi, geri döneceğimi biliyordu.
Ben kendimi dünyanın en sadık insanı sanırdım. Ama benden bir sik olmazmış bunu anladım.
En son "başladığımız gibi bitirelim" demişti. Çok güzel başlamıştık ama güzel bitiremedik..

Galiba ben mutlu olmayı hiç beceremeyeceğim. 
   


   Aklımdan çıkmayan diğer bir konu ise; Bonz'un evleneceği. Aklımdan çok kötü şeyler geçiyor ama hiçbir şey yapmayacağım. O amın oğlu mutlu olamaz bunu biliyorum. İlahi adalet denen bir şey var. Ben istediğim kadar hırslanayım o cezasını bulacak zaten.
Sadece o değil tüm ailesi !
Evden taşındığımızda duvarlara "burada asla mutlu yaşayamayacaksınız" yazmıştım.
Oldu. O eve evlenip abisi taşındı ama sürekli kavga gürültü.
Duvarlarında benim çığlıklarıımın saklı olduğu evde, üzerinden yıllar geçse de benim izimi taşıyan evde.. çıkarken her köşesine izlerimi bıraktığım, özlemini çektiğim evde..
O orospu çocuğu Bonz'un üzerimde terlerken benim duvarlarını tırmaladığım evde..

Orada kimse mutlu olmayı beklemesin. 
 
 

30 Ocak 2016 Cumartesi

Fuck Me ??? (Canım Sen Çok Yanlış Anlamışsın)

Öncelikli bir durum kritiği yapıyorum; -elimin değdiği herkesin kısmeti açılıyor temalı-

Bonz kişisi; hayatımı siken çocukluk aşkım oluyor. şuan gerçek aşkı bulmuş, evlilik hazırlıkları yapıyor. sikiş var desem hemen yanımda bitecek.
S kişisi; benimle kısa bir süre konuştuktan sonra bir kızla tanışıp, birlikte oluyor. apar topar kızı kaçırıyor. malum hamile kızımızın ailesi aşiret inşallah bu çocuğu öldürürler. kimsenin çocuktan haberi yok.
A kişisi; benimle sevgili olmak için çok uğraşıp benim elimle ittiğim "amca" görünümlü çocuk. mutlu bir ilişkinin içinde şuan. artık o bir potansiyel kanka.

   Ben ise ne yapıyorum ? Hayatıma istedikleri gibi girip çıkan orospu çocuklarını izliyorum. Ve bütün bunlar o kadar hızlı oluyor ki; ben buraya gelip yeni birisiyle tanıştığımı bile anlatamadan adam hayatımdan çıktı lan.
Arkadaşımın arkadaşı. Oturaklı, mantıklı, medeni yani ne kadar çok aradığım ve istediğim özellikler varsa bu ŞEREFSİZde.
Artık şerefsiz; eğer hala konuşuyor olsaydık "müstakbel aşkım."
Evet bu şerefsizle çok uzun bir süre takılamadık ama büyük hatalar yaptık. Daha bundan 2 gün öncesine kadar yanıma ertesi gün hapı alıp gelmiş birisi.
Fazlasıyla pinti. Ben hayatımda bu kadar para düşkünü bir insan görmedim arkadaş. Orospu çocuğunun resmen cebinde akrep var. Şu kadar zamanda adamın ağzından en çok duyduğum laf "param yok" oldu.
Karşı tarafa yük olmayı zaten sevmeyen birisiyim hatta elimde olduğu sürece asla böyle paranın lafını yapmam. Hatta paradan bahsetmek bile bana saçma gelir, şuan yazarken bile bir garip oluyorum. İlk buluşmamız ben, o ve ortak arkadaşımız olarak gerçekleşti. Bir önceki gün ise bana hesabı ödetmenin sözünü aldı. Bak ya hatırladıkça iğrenç iğrenç yönlerini görüyorum.
Bunu ve arkadaşımızı ben çekiyorum. İşin komik tarafı ikisi de erkek. Bir güzel yediler içtiler, bardaklar daha boşalmadan yenisi geliyor. Kendi işim olduğu için çok zengin olduğumu düşünüyordu herhalde amcık ağızlı.
Ona dedik eyvallah, işten çıkmış paranın yok zamanı. Yokluk nedir biliriz.
Bu sefer tutturdu "faturamı ödeyemiyorum para lazım." Bir sabah ayarladık, gel kahvaltıya gidelim dedim. Öylede pis bir şey ki, sömürüyor adamı resmen. "Dışarıya para harcamaya ne gerek var ben faturamı ödeyemiyorum daha" demesin mi ? Onlara gidip kahvaltı hazırlamayı tercih ettim.
Çocuğun evine üçüncü ve son gidişim oldu. O üç seferde ise tabi ki seviştik. O gün son sevişmemizmiş.
   Haftaya arkadaşı evleniyor düğüne yanında beni götüreceğini söyledi. Düğüne 1 hafta olmasına rağmen hazırlanıyorum deli gibi. Ayakkabılar, kıyafetler havada uçuşuyor. Her gün nasıl durur nasıl durur diye bir şeyler deniyorum. Öyle bir hazırlık yapmışım ki; gelin bile benden güzel olamaz. Hiçbir şeyi beğenmiyor birde. Ne söylersem söyleyeyim hep bir kulp buluyor. Bu kadar hazırlık yapıp terk edilmek çok koydu haliyle.


   Pinti olması yetmezmiş gibi yüzsüz birde. -ulan bu salağa Pinti diyeyim en iyisi ben- Muhabbet aynen şöyle gelişiyor ;
"- Dışarıda yemek yemeye paran var sanırım.
+ E var işte üç beş bir şey.
- Hımm anladım. -biraz duruyor- Ne biliyim ben faturayı falan ödemeye çalışıyorum.
+ N'apıyım veriyim istersen sana?"
Birkaç saniye düşünmüş gibi yapıyor. Daha sonra istemem yan cebime koy tarzıyla "olur ver." 
Laf ağızdan bir kere çıkar. Verdik bizde parayı.
İçimde gerçekten kötü bir şey beslemiyorum. Hatta sevişmek dahi istemiyorum. Ona rağmen olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki ben, AĞDA YAPMADIĞIMI unutmuşum.
Birde her sevişmeden sonra triplere giriyorum. Ayrılmasaydık eğer, adamla bir daha asla sevişmezdim zaten. Böyle bir şeyi yaşamadım ben. Çok değişik şeyler gördüm; konuşanı, salak salak sesler çıkaranı, farklı fantezileri olanları ama bunu hiç yaşamadım.
Olay şu ki; zaten değişik bir tarzı var. Sürekli sorular sorup duruyor ki benim en nefret ettiğim şey karşımdakinin konuşmasıdır. Ben cevap vermedikçe soru sormaya, daha fazla konuşmaya devam ediyor. O sussun diye ben adama yapıştıkça salak zevk aldığımı düşünüyor.
Tam Pinti'nin üzerindeyken zevkten uçmuş şekilde gözlerimin içine bakıp bana "FUCK ME" dedi.
Dur dur hatırladıkça gülesim geliyor !!!!!!!!
O an gülsem mi ağlasam mı şaşırdım. Bir an afalladım ne diyeceğimi bilemedim. Mecburen bozuntuya vermemek için duymamış gibi yaptım.
  Olayın en kötü tarafı ise; tam yumurtlama döneminde olmam. Ben zaten çok takıntılı birisiyim, oda düşünsün kendini yesin bitirsin diye hamile kalabilme ihtimalini aklına soktum.
Ama bu salağı görme ne hallere girdi, nasıl bir korku sardı içini. Hiç düşünmeden küçücük bir hapa tak diye para çıkarttı. En son yolun ortasında hararetli bir şekilde hapı içmeye çalışıyordum.
En azından verdiğimiz para geri bize geldi ona seviniyorum.
  Dün gece ise olay patlak verdi. Ben aklımdan "bu çocuk beni terk edecek sanırım" diye düşünürken aklımı sikeyim düşündüğüm gerçek oldu.
Gece saat 2,5-3 telefonum art arda titreyip duruyor. Uyku sersemi rüya sanıyorum hatta hala hatırlamıyorum bile neler yazdığını sadece "sen çok iyi birisin ben yapamıyorum" gibi klişe şeyler söyledi.


Zaten uykum olduğu için bir şey söyleyecek halim bile yoktu. Sabaha kadar ise üzüleceğim bir şey kalmamıştı. Gece ağlaya ağlaya uyumuştum. Ama üzüldüğüm şey terk edilmem değilde düğüne hazırlık yapmama rağmen elimde patlaması.
Bir yandan gece terk etmesi iyi oldu uykusuzluktan acımı yoğun yaşayamamıştım.
Hem sevişirken fuck me diyen insanla olmaz zaten.

3 Ocak 2016 Pazar

Hedef Ben Miyim ?

   Tabi ki bende; 31 Aralık 2015 gecesi "yeni yıl, yeni umutlar ve yeni ben" diyerek bitirdim. Ama ben değişimi seven bir insan değilim. Bence değişim benim üzerimde bir eğreti duruyor zaten. Hayatımın hiçbir bölümünde ne zaman alışık olduğum şeylerin dışında bir şeyler yapsam hiç memnun kalmadım.
Yeni insan tanımayı severim ama kendimi tanıtmayı ve birisini tanımayı sevmem. Yeni yerleri gezmeyi, görmeyi hatta kısa süreli kalmayı severim ama evimin olduğu yer asla değişmeyecek. Taşınalı 4 sene olmasına rağmen buraya bile doğru düzgün alıştığım söylenemez. Hayatıma kolay kolay insan almam ama ben birisine alıştığım zaman hayatımdan çıktığı anda yıkılırım.
Değişimin hiçbir türlüsüne, alışkanlıklardan vazgeçmeye hiç sıcak bakmıyorum. Amaaa, tüm buna rağmen her şeyim sürekli bir değişim içinde. Hayatıma bir sürü insan girip çıkıyor, her seferinde kendimi anlatmak ve birilerini tanımak zorunda kalıyorum.
Sürekli ama sürekli bir kısır döngü içerisinde yaşıyorum anlayacağın.
   "New Year, New Me" dedik demesine ama ortada benim için ne yeni bir yıl var nede yeni bir ben !
Öyle klişelerden zaten hoşlanmıyorum, o gece bayılana kadar içerim diye düşünüyordum ama moralim bozuk diye vazgeçtim. Tam ağlama kafasındaydım kendimi o halle çekemezdim asla.
Saat gece yarısını geçti ve ben bırak Külkedisi'ni direk balkabağına dönüştüm.

   Öncelikle her şeyi bir kenara bırakıp geleceğimin olma ihtimali olan herkese "mutlu seneler" mesajı attım. Aldığım cevapların bazılarında ağladım, bazılarında sıkıldım, bazılarında sadece susmakla yetindim. Ama sevindim mi ? Hayır. Yine olmadı.
En can alıcı olanı kuzenimin verdiği cevaplar oldu. Ağlaya ağlaya bana sesli notlar attı. Onu öyle duydukça bende ağladım. En çokta, iki lafından ikisi de "aile" olduğu için.. yani onun ailesi yok. Üzüldüğüm nokta bu.
Yazın bir ara takıldığım bebelerden bir tanesine yazdım. İyi dileklerimizi sunduktan sonra aldığım cevap ise "beni neden sevmedin sen be?" oldu. O gece hiç aklıma takmadım, hiç umursamadım bile. Ertesi gün onun zoruyla görüşmeyi kabul ettim tabi bu seferde görüşmeden sonra ben aklımı ondan kurtaramadım. Sorunu çekiyorum diye boşuna demedim, çocuk yanıma beter bir halde geldi. Arkadaşını içeri almışlar, bir posta ona üzüldük. Şerefsize sarıldım giderken kokusu üstüme sinmişti. Resmen akşama kadar leyla gibi dolaştım onun yüzünden.
Çiçek'e yazdım tabi ki! Sanırım beni Whatsapp'tan engelledi -emin değilim- çünkü hala iletilmedi bile. Yılbaşından 2 gün önce bana "beni hiçbir türlü hayatında istemiyorsun öyle mi?" diye sorduğunda "sevgilim olarak istemiyorum" demiştim. Sanırım bana ufaktan yol verdi.
Bir arkadaş vasıtasıyla tanıştığımız o AMINA KOYDUĞUM dızoyada aynı şekilde yazdım. Ama cümlem tamamen klasik. "Her şey gönlünce olur, her dileğin kabul olur umarım. Mutlu seneler :)"
Kopyala yapıştır herkese aynı şeyi yolluyorum. Şerefsizin bana yazdığı tek şey "SAĞOL"
Lan amın oğlu insan bir "seninde" falan der. Onu bile demedi. Ay götüm zaten o bana iyi dileklerini sunmadı ya; benim bu senem kötü geçer şimdi. Onun ben gittiği yolların hepsini tek tek sikeyim. Gerçi bu şerefsize sinirli olmamın sebebi başka. Şöyle ki; tanışıp flörtleşmeye başladık bu amcıkla. Birkaç gün her şey çok güzel, konuşuyoruz sürekli takılıyoruz falan. Bu göt bir anda değişti. Üstelik ben arkadaşlarımdan bir sürü laf yememe rağmen kabul ettim bunu çünkü bir KEKOMANÇİ.
Bildiğin baya apaçi yani saçını falan önüne atıyor, ama Allah var suratı güzel tek sıkıntı saçında. Her neyse, az önce gördüm bir kızla Facebook'a fotoğraf koymuştu. Sildim bende bunu o sinirle. Şimdide kaldırmış fotoğrafı "acaba sevgilisi değil mi?" diye düşünmedim değil. Olsun yinede, bana iyi dilekler sunmadı. Hiçbir türlü kabul etmiyorum.
Haa, Ay'a yazdım. Bu salakta kendini iyice dünyaya kapattı başımıza dede kesildi. Ama iş sikişmeye gelince en önde gidiyor. Aynı mesajı buna da attım bana "ben yılbaşı kutlamıyorum ama sağol kibarlık olsun diye sanada diyim bari" dedi.
"Kutlama gerizekalı. İyi dilek bunlar. Düşünende kabahat ya zaten" dedim. İşi evirdi çevirdi sekse getirdi yine. O gecenin ardından da kırk kere arayıp sevişmeye çağırdı.


   Başıma ayrı bir bela aldım bu arada. Kısaca anlatmak gerekirse; çok eskiden beri semtte tanıdığımız birisi var. Eskiden çok fazla muhabbetimiz yoktu yaşça büyük değil ama evli. Kızı hamile bıraktığı için evlenmek zorunda kalıyorlar. Hatta birkaç ay öncesine kadar evli olduğunu bile bilmiyorduk. Ben Çiçek'le sevgili olunca -aynı semtte olduğumuz için- hepimiz şansa arkadaş çıkıyoruz. Çocuğun karısı benim ilkokul arkadaşım. Çiçek'le bu kız aynı yerde çalışıyorlardı.
Son zamanlarda da birlikte çok fazla takılmaya başladık. Sürekli çalıştıkları yere gidiyorum. Habire telefonda konuşuyoruz derkeen; (Met olsun bunun adı) çıkardı ağzındaki baklayı.
Karısı hamile diye kızla birlikte olmuyorlar, sürekli "kız bul bana" diye diye başımın etini yedi buda. Bana iş oluyor farkındayım ama doğal olarak salağa yatıyorum. Tekrar söylüyorum; EVLİ!
Bugün duramadı "gel gizli aşk yaşayalım seninle" dedi.
Şimdi yalan yok aklımızdan hep bu çocuğu geçiriyorduk zaten. Hatta evli olduğunu öğrenmeden önce Black'le "ulan ne güzel çocuk hee baksana" diye konuşuyorduk.
Evli olduğunu öğrendikten sonrada muhabbetimiz hemen "ulan bunlar nasıl yattılar acaba"ya döndü direk.  
Öyle bir adam ki, yanında asla ama asla yaşlanmazsın. Onların arasında normal bir şekilde seyreden sohbete biz deli gibi gülüyoruz hatta. Evli olmasaydı eğer muhakkak kabul ederdim bu "aşk" teklifini.
Sürekli ikinci kadın oluyorum diye tekrarlıyordum zaten. Yine aynı şeyi yaşadım anasını satıyım.
Bana zaten normal bir ilişki, normal bir insan gelmez asla. Kaderimiz böyle n'aparsın ?


Biliyorum ki aynı hataları yine yapacağım. Ama bokunu çıkarmadan olsa iyi olur..

24 Aralık 2015 Perşembe

13-14 yaşlarındayım o zaman. Varlığımın belli olmadığı, kendimi fazlaca kaybetmeye başladığım yaşlarım. Hiç kimsenin umurumda olmadığı, kendi başıma yaşadığım, kendi başıma büyüdüğüm..
Ortamlara yeni ayak basıyorum. Her şeyle yeni tanışıyorum. İlk öpüşmem, ilk seks tecrübem, ilk uyuşturucu maceram, ilk asiliklerim, karşı çıkmalarım, isyanlarım hep o zamanlarda filizlenmeye başlıyor.
Düzgün bir aile yapısı zaten yok. Tek çocuğum, kendi dertleri yüzünden insanlar benimle ilgilenmiyor bile.
Yine annemle babamın kavgasının arasından sıyrılmışım.
Her zaman kendimce bir dünyada yaşadım ben. Hep çok başka hayallerim oldu. Parayı çok fazla düşünüyordum. Zengin olduğumun hayallerini kuruyordum. Zengin bir aile, çevre..
Yanlış şeyleri hayal etmişim sanırım. Şükretmesini hiç bilmedim, halada bilmiyorum aslında. Elimde olan şeylerin hep daha fazlasını istedim. Çok fazla insana özendim, çok kıskandım. Sahip olduğum şeylerden hiç memnun olmadım. İstediğim şeyi yapmadılar mı; direk tavır aldım...
   Cebimde 15 liraya yakın bir para bile yok o gün. Bakma o zamanlar 15 lira büyük bir miktar. Bana sadık olan yatağımda uzanıp, hayal kuruyorum sadece. İçeriden kulağımı tırmalayan çığlık, bağırışma ve ağlama sesleri geliyor. Yorganın içine kafamı sokup kaçtığımı düşünürdüm hep. Bir daha kimsenin beni bulamayacağı, hayatımı tekrar başlattığım o bilinmezliğe giderdim defalarca. Ama hiçbir zaman kaçamadım.
Tüm düşüncelerden sıyrılmama kapının hızlıca kapanması sebep oluyor. Yataktan fırlıyorum bende anında. Annem oturma odasında ağlıyor. Ben ağlamayı o gün bıraktım. Tek bir kelime etmeden, bu sefer ben sessizce kapıyı kapatıp çıkıp gidiyorum. Cebimdeki parayla ne yapacağımı bilmiyorum bile. Sinemaya gittim. İşte o gün anladım yalnızlığın ne demek olduğunu. Ne olursa olsun çocuktum. Ne düşündüm de tüm benliğimden kaçmak için sinemaya gittim bilmiyorum. Ama o zamanlar sinema lüks demekti bizim için.
Mahalleye geri döndüğümde saat baya geçmişti. Beni merak etmişlerdir diye çok telaşlıydım. Eve nasıl gireceğimi, nelerle karşılaşacağımı tahmin bile edemiyordum. Kapının önüne geldiğimde karşılaştığım manzara daha fazla korkmama sebep oldu. Bir sürü ayakkabı vardı; aklımdan bir sürü şey geçmeye başladı o sıra. İçeri girersem dayak yerim diye korkuyordum çünkü bu kadar insan kesin benim kaybolduğumu düşünüp bize gelmişlerdi. Ama sebebim vardı annemle babamı suçlayabilirdim, bir şey söyleyecek olsalar "sizin yüzünüzden oldu, kavgalarınızdan bıktım" diyebilirdim.
Çok sessiz bir şekilde anahtarı kilide sokup biraz bekledim, hiçbir tepki yoktu. Derin bir nefes alıp yavaş yavaş kapıyı açmaya başladım. Sol tarafta mutfak vardı, kapısı kapalıydı. Tam karşıda oturma odası; hemen yan kapısı benim odam.
Tahmin ettiğim şeyler olmuyordu içeride, anlamam çok uzun sürmemişti. Bir sürü kahkaha havada uçuşuyordu. Gittiğim için bu kadar seviniyor olamazlar sanırım ?
Hızlıca hareket ederek; oturma odasına göz atıp, mutfakta olanlara kulak kabarttım. Ortam olması gerektiğinden çok çok fazla bir şekilde normaldi. Hiç kimseye gözükmeden, tek bir kelime etmeden odama geçtim direk. Yatağım bana gelecek en iyi şeydi. Her zamanki gibi içine uzanıp yorganı kafama çektim. Uyudum mu uyumadım mı hayal meyal hatırladığım bir anda tepemde annem dikildi.
"Pinky çüş artık, sabahtan beri yatıyorsun misafir var bir sürü gel içeri hadi."
Evet, ilk hayal kırıklığını o gün yaşadım. 
   Kimsenin beni takmadığını biliyordum ama bu denli olacağını tahmin dahi edemezdim. Saatlerce ortalıkta olmadığımı tek bir insan fark etmemiş. Hatta uyuduğumu sanıp bana bakmaya tenezzül bile etmemişler.
Sahte bir ailem vardı, biliyordum. Orada bir sürü insanın içinde otururken oynadığı rollerden anlamıştım. Sanki birkaç saat öncesinde kavga etmiş olanlar onlar değildi. Birbirlerinin gözlerine bakarken içlerinden fışkıran nefreti çok iyi hissediyordum. Ben o gün, bu kadar iyi yalan söylemeyi öğrendim. 



   Cesur bir çocuktum. Öyle olmak zorundaydım. Ama n'aparsın? Kimse görmüyordu beni. Evet, hep daha fazlasını istiyordum her şeyin ama elimde hiçbir şey olmadığı içindi bu. İstediğim şeylerin hiçbirisi olmazdı çünkü. Olduramazdı kimse. İmkansızlıktan mı yoksa ilgilenmemekten mi bilmiyorum, düşünmekte istemiyorum zaten.
Sırf bu yüzden her şeyi kendi başıma halletmeye başladım. O zamanlardan sonra çok fazla insan görmeye başladı beni. Görmelerini istemediğim halde. Hatta öyle bir haldeydim ki, ben uzaklaştıkça peşimi bırakmıyordu kimse.
Şimdi ise, tek isteğim herkesin beni unutması.
Kötü şeyler yaptığım için pişmanlık duyardım hep. Olay öyle değil artık. Beni kötü şeyler yapmaya zorlayan kişilerle dolu etrafım.
Bu saatten sonra isteseniz bile göremeyeceksiniz beni zaten.

12 Aralık 2015 Cumartesi

ay.

Beklediğimiz yoldan tamı tamına üç tane ambulans geçti. Benim binmem gereken toplu taşıma aracı ise on beşten fazladır önümüzden geçip gitti ama biz "bir sonraki" diyerek 1,5 saati devirmiştik. Hava buz gibiydi ama kalplerimiz birbirini ısıtıyordu. 




   * * * 

   Şans yada şanssızlık diye ayıramayacağım hatta üzerinde çok fazla düşünüp "kader işte" diyebileceğim uzun -kimi zaman kısa- soluklu şeyler yaşamaya başladım yine. 
Dünden aklımda kalan tek cümle "Bence sizin Ay'la aranızı Has bozdu zaten" olmuştu. Kırk bin kere fikir değiştirip eve yol aldığım sırada Black mesaj attı "eve girme" Oysa, o sıra aklımda sadece eve gidip hüngür hüngür ağlamak vardı. Bildiğin ağlamak için bekliyorum. Hadi dedim geri döneyim; durağa kadar yürüyüp oradan minibüse bineceğiz. 
Aylar olmuş Ay'la konuşmayalı. Adam akıllı birbirimizin yüzüne bakmayalı. 
Araca ayağımı basıp kafamı çevirdiğim anda karşımda duran kişi sadece Ay'dı. En masum, en güzel haliyle. 
Adam için ağlamayı planlıyorum, vazgeçtiğim başka bir şey planladığımda ise uğruna kahrolduğum adam karşıma çıkıyor. 
Yine tek kelime konuşmadık, yine birbirimizin yüzüne bakmaya korktuk. Belki o korkmadı, belki yüzüme bakmak bile istemedi bilmiyorum. Ben o an uçmuştum sadece; hiçbir şey düşünemiyor, hareket dahi edemiyordum. 

   Has'la aramız çok iyi değil. Bugün karman çorman olan, hala neyin ne olduğunu tam olarak anlayamadığım birkaç olay yüzünden bir şeyler yapmaya karar verdik. Oda gaza gelmemiz sonucu oldu, bir anda. Yine bindiğimiz toplu taşıma aracında Ay'da bizimleydi. Sadece biraz daha mesafe kat ettik. Konuşabiliyorduk. Gözlerimin içine bakmaya korkmuyordu artık. 
Hep birlikte kısa bir süre takıldıktan sonra herkesin dağılma vakti geldi. O kadar geçen vakit içerisinde sadece Ay'ın gözlerinin içine bakıyordum. Karşımdaydı. Sadece gözlerini kırparak bana "gel" demek istedi. Olayları çok fazla dallandırıp budaklandırmayı sevmediğinden dolayı kimseye çaktırmadan yanına geçtim;
"- Gitme bir yere benimle gel.
+ Black yanımda o nolcak ?
- Gitsin o.
+ Lan ayıp olur deli misin ?
- Ne diyim, sen bilirsin o zaman.
+ Ay yapma şunu."

Hemen Black'i kenara çekip olay böyle gitmek istiyorum bu adamla diye anlattım. Tabi ki onu sattığım için hiçbir şey söylemeden ağzıma bir güzel sıçtı. Black'le yanımızda bulunan iki mal gitti, Has ofise geçti ve Ay'la baş başa kaldık. 

"-Gitme demiyor muyum ben sana ? Gitme işte.
+ Yangın merdivenine falan gidemeyiz. 
- Tamam sorun değil, buluruz bir yer."

İkimizde fazlasıyla sakiniz. Sonunun ne olacağını biliyoruz çünkü. 
Ama hiçbir şey tahmin ettiğimiz gibi olmuyormuş bir daha anladım. Sonu bildiğimiz gibi bitmedi..
Bir park bulup orada sevişmeye gittik. Sadece 5 dakika. 300 saniye içerisinde işimizi halletmiştik.
En son Ay'la seviştiğimizde çok pis bir tokat atmıştım. O gün bugündür adam bel altını unutmuş resmen. Tam 2 ay. 
Hiçbir şey yapmamış. İşin cinsellik kısmını geçiyorum. O kafada değilim zaten.
"Gidelim mi?" diye sordu, başımı sallayarak yürümeye başladım. 
Hala neden olduğunu çözebilmiş değilim ama sürekli dediğim gibi hayatıma giren adamlar kimseye göstermedikleri yüzlerini bana gösteriyorlar. Ay'da o adamlardan birisi, en başından beri.


Bunu nasıl tanımlayacağımı gerçekten bilmiyorum. 
Ay yanımda hüngür hüngür ağladı. Gözyaşları o kaldırıma aktıkça benim içimden bir şeyler koptu yola düştü ve bütün arabalar yerde kalan parçamın üstünden geçtiler sanki. 

"Benim ne yaşadığımı kimse bilmiyor Pinky. Ben yetim büyüdüm. Aç kaldım, açıkta kaldım, yoksulluk çektim. Sokaklarda yattım. Haftalarca eve gitmedim. Daha küçücükken sırf paramız olmadığı için çalışıyordum ben. 13 yaşında boyum daha senin bacağın kadarken tohum alıp yetiştirip satıyordum. Akıla bakar mısın ? Herkes arkamdan konuşuyor, herkes bir şeyler söylüyor. Ben bıktım ya bıktım amına koyayım. Şimdi veletler sırf özentilikten bir şeyler yaşamaya çalışıyorlar. Ben o amını siktiklerimin yaşamak istediği şeyleri çok küçükken yaşıyordum. Çok siktiler beni. Şu hayatta çok sikildim Pinky." 

Bir yandan küfür ediyor, bir yandan ağlıyor, bir yandan da bunları anlatıyordu. Susmaktan başka hiçbir şey yapamadım. Gözlerini bana çevirdiğinde ne demek istediğimi anlamıştı zaten. 
Elimi göğsünün üzerine koyup;
"+ Senin tam şuranda ne olduğunu bilen var mı ? Senin içindekini anlayabilen var mı ?
- Yok.
+ Hiç kimse bu zamana kadar seni düşünmedi değil mi ?
- Düşünmedi.
+ Sende sırf bu yüzden böylesin işte. Kimseye şans vermek istemiyorsun. Hep başkalarını düşündün, insanlara değer verdin ama kimse kıymetini bilmedi. Al işte anasını satıyım sırf bu yüzden kimseye güvenemiyorsun sen. Gelip sana "Ay nasılsın?" diye sormaz insanlar. Çıkarı için yanında olurlar sonra siktir olup giderler. Ama kaybeden sen olacaksın her zaman. Çünkü gram değmeyecek adamları alıyorsun hayatına. 
- Ben biliyorum Pinky. Bir insanın gözüne baktığımda anlıyorum her şeyi ya. Çözdüm artık. Birisi bana baksa diyorum ya; ya bu beni dövecek, ya gıcık oluyor yada seviyor. Hissedebiliyorum.
+ Benim gözlerime bakınca da hissedebiliyor musun ?
- Hissediyorum.
+ Söyle o zaman. 
- Ya biliyorum işte. Çok iyi biliyorum. 
+ Bilemezsin. Sana olan duygularımdan bahsetmiyorum. Benim neden böyle bir insan olduğumu biliyor musun sen ?
- Biliyorum, sende çok çektin. 
+ Çok çektim evet. Ben senelerce tecavüze uğradım senin haberin var mı ? Senin 13 yaşında girdiğin ortamlar varya, ben oralarda orospu çocukları yüzünden meze oluyordum. Mal alamadığımızda "git bir öpüş onunla bedavadan verir mal" diyorlardı. Bunların hiçbirini bilmiyorsun işte."

Ben bunları söylediğim için Ay ise bunları duyduğu için kısa süreli bir şok geçirdik. Sendeledi, resmen dizlerinin bağı çözüldü. Olduğu kaldırımdan aşağı düştü. 
"Kimseye şans vermeyecek misin hayatın boyunca?" dedim "hayır" dedi.

Ağladığında elimi yüzüne attım, gözyaşlarını silebilmek için. "Yapma" dedi sadece. Yapmadım. 
Hava buz gibiydi. Eminim ki, kalplerimiz bizi ısıtıyordu. 
Yanından ayrılırken yanağını uzattı. Öptüm.
Dikkat et diyebildim sadece. 
Dikkat etmesi gerekiyordu. 
Şans ver bize. Ufacık bir şans sadece. Emin ol zararlı çıkmayacaksın.
Şuan değil belki.. ama daha sonra taş kalpli adam..  
diye devam ettim kısık bir sesle.