12 Haziran 2018 Salı

Şubat 21..
Yıprandığım, bittiğim, kendimi tükettiğim zamanlardayız yine. Oysa üzerinden sadece 4 ay geçmiş en son buralara bir şeyler karaladığımın.
Ama ben o 4 ay içinde 40 sene kadar daha yaşlandım. İşimi kaybettim. Kendi ellerimle, her köşesini büyük bir özenle döşediğim, koskoca hayallerle içine girdiğim, ‘her şeyi burada, artık istediğim gibi başarabilirim’ dediğim yeri bir gün içinde arkama bakmadan bıraktım.
İnsanoğlu ne çabuk alışıyor değil mi ? Birçok şeye; acıya, mutluluğa, sevgiye, övülmeye, varlığa. Deli gibi ortalıkta gezdiğim, yalan değil yeri geldiğinde hava attığım.. işin aslı çalışmadan sahip olduğum arabamı da kaybettim.
Niye hatırlatıyorum kendime bunları sürekli bilmiyorum ama galiba unutmak istemiyorum. Trafik kazası geçirdim.
Kurtulduğuma sevinsem mi yoksa her şeyi bir kere daha bok ettiğim için üzülsem mi bilmiyorum.
Yanlış zamanda, yanlış yerde, yanlış şekilde bulundum yine.
Aslında bugün eski tanıdığım birisiyle karşılaşmam hayatın bana ‘sen işte böyle bir insandın, senin kimseye eyvallahın yoktu’ diye gerçekleri yüzüme çarpması oldu. Pinky’i severdi herkes çünkü. Artık kendimi genç birisi olarak görmediğim için; gençliğimde, çocukluğumda, o kovaladığımız hızlı zamanlarda hatırı sayılır bir yerim vardı. Şimdi bakıyorum aradan seneler geçmesine rağmen, ben kendimi kapatmış olmama rağmen unutulmamışım.
Evet, böyle değildim. Evet, kimseye yüz vermez, kimseye ağız açmaz, kimseye eyvallah demezdim.
Ama gel gör ki; orospu evladı bir insana kaptırdım kendimi her ne kadar vazgeçmek istesem de başaramaz oldum. Kendimi kopartamaz oldum.
Özgüvenimi sömürdüğünü, bu ilişkinin beni içten içe yiyip bitirdiğini, en önemlisi de benliğimi kaybetmeme sebep olduğunu biliyorum.
Maalesef, bildiğim halde geride bırakamıyorum. İçimde çözemediğim, kendim dahi bilmediğim bir mecburiyet hissediyorum.
Ama neyin mecburiyeti ? Ya da bilmiyorum hala neyin savaşı.
Belki de bir sikime yaramadığımı düşünerek her şeyi kaybettiğim için onu kaybetmek istemiyorum.
Ben kendimi biliyorum, ben neler yapabildiğimi, neler başarabildiğimi biliyorum. Benim çeyreğim olamaz bu gavat biliyorum. Ama önüme, arkama, sağıma, soluma bakmadan ötesini, berisini düşünmeden kaptırdım gidiyorum be.

Beni sadece ben biliyorum. Biliyordum. Artık kendimden bile emin değilim çünkü.

21 Şubat 2018 Çarşamba

Yazsam mı yazmasam mı bilmiyorum. 
Gerçi ne yazacağımı da bilmiyorum. Kafam taşşşşaaakkk gibi. Hayır sarhoş değilim sadece aklımı kurcalayan binlerce düşünce var.
Ha, ne düşünüyorum ? Yok. Hiçbir şey.
Yıldız abla diyor ki şuan kulağımda; "AŞK DÜZLÜKTE YAŞANIYOR"
Ulan şuan hangi kafadayım vallahi billahi bilmiyorum. 
Kafamı dağıtmam için uğraş lazım bana biliyorum ama yok gün içinde iş yerine gidip akşama kadar mal gibi oturuyorum, eve gelip mal gibi oturuyorum.
Ben ayda 2,3 kitap okuyan insandım. Her sabah gidip yeni bir kitap alayım diyorum.
Ama yok yok yok yok.
Kendimi öyle işe yaramaz hissediyorum ki şu sıralar boşa nefes tüketiyormuşum gibime geliyor.
En son burada Sweather Weather şarkısını dinleyerek hatta kendimi videoya çekerek yazı yazıyordum.
Ruhsuzum.. ya sanki gerçekten beni kimse anlamıyor. 
İnsanlarla anlaşamıyorum artık. 
Babamı özledim mesela. Ciddi ciddi özledim adamı. 2 senedir aklıma gelmediği kadar hep aklıma geliyor.
Sanki hiçbir amacım yok öylesine gün geçiriyorum gibi. Yaşamış olmak için yaşıyorum, he iyi ölmemiş hayatta hala desinler diye sanki.
Ulan iş kurdum dahasını bilmiyorum yani, benim gibi yan gelip yatmaya bayılan bir insan, ya ne bileyim amk kendi işim var artık.
Ama o kadar yersiz geliyor ki her şey artık.
Maile girdim, blogdan tanıştığım insanlarla falan konuşmuşum. Diyorum ki, eğer o bensem şuan olduğum kişi kim ?
Babam diye sıkıştırdım araya yine sıkıştırayım, artık babamda babam gibi değil. 
Yabancı birisi gibi geliyor. Ya bu o kadar kötü, iğrenç ve zor bir durum ki anlatamam.
Aile diyorsun ama sadece adı üstünde. İsimleri varda varlıkları pek yok.
Çocukluğumdan beri en nefret ettiğim şeydi böyle mutlu aileleri görmek yada bu akrabaların gelip gitmesi. Hoşlanmıyordum ya hiç zerre hoşlanmıyordum. Kıskanmak falanda değil olay ben bir kere ailesizliğe alışmıştım çünkü.
Ortada kendi halinde büyümeye alışmıştım. 
Amaaa şimdi o kadar eksikliğini hissediyorum ki. 
Keşke diyorum şuan, bir ailem olsa. Bir düzenim olsa, kendi ailem olsa, çocuklarım olsa.
Asla kötü bir anne olmayacağım lan ben. Kocamla aramda ne olursa olsun çocuğumun benim halime düşmesine izin vermeyeceğim.
Benim çocuğum benim gibi olmayacak. 
Doğmamış çocuğum için düşünüyorum ben. Daha ortada olmayan bir can için düşünüyorum, ileride kötü olmaması için.
Ben vardım, ben doğmuştum, benim bir canım vardı. Beni neden kimse düşünmedi ?
Kötü bir insan olduğumu düşünmüyorum tam tersine hep iyi olmaya çalıştım. Evet gıcık birisiyim ama bana dokunmayan yılan bin yaşaşın, kuyruğuma basılmadığı sürece sesim çıkmaz.
Ulan nereden geldim buraya bilmiyorum, şuan niye ağlamaya başladım onuda bilmiyorum

Zor bir sınavdayım be. Harbiden zor geliyor artık, geçemiyorum bu sınavı galiba ben.
Yetişemiyorum artık kendime. 

23 Aralık 2017 Cumartesi

Sırf şu bilgisayarı açmamak için gelip yazı dahi yazmıyordum. 
Gerçi şuraya iki cümle yazmamamın birçok sebebi var. Ama öncelikli olan bir arada olduğumuz fotoğraflara bakmak istemiyordum.
Unutmak istemiyordum galiba. Çünkü eğer ben bir şeyleri yazmaya başlıyorsam onu yavaş yavaş unutuyorum demektir. 
Her neyle alakalıysa, her neyin acısını çekiyorsam onu yazarak unuturdum. Ama her şey değişti artık. 
Ben değiştim, hayatım değişti. 
Ulan ben değiştim lan ben. 
Benim gibi bir insan gitti ciğeri beş para etmez adamın birine her şeyini verdi.
Aşağılandım, küfürler yedim, örselendim, kendimden tonlarca ödün verdim.
Semtte babalar gibi dolaşan, milletin bir şey demeye korktuğu, "ondan uzak duralım aman başımıza dert almayalım" dedikleri BEN; gitti orospu çocuğunun birinden tonlarca dayak yedi.
Ama öyle böyle değil, kamyon dolusu dayak yedim ya.
Sokak ortasında rezil olmalar mı dersin, karga tulumba arabaların içine atılmak mı dersin, artık her sokaktan kovulma mı dersin.. ne ararsan artık aklın hayalin durur.
Yaşandı bitti saygısızca, hemde çok saygısızca. 
Hayatımda onunla yaşadığımdan daha fazla saygısız hiçbir şey yaşamadım. 
Ama bittim artık. 
Başkaları için uğraşmaktan, fedakarlık yapmaktan, kendimi hiçe saymaktan hepsinden o kadar bıktım ki.
Karşıma gelen kendine gram güveni olmayan adamlardan bıktım.
Güçsüz kaldım.
Güçsüz olmaktan bıktım. Her şeyi kendi başıma hallederken birisine bel bağlayıp, o gittikten sonrada "ben şimdi n'apıcam?" düşüncesiyle baş başa kalmaktan bıktım.
Evet hatalar yaptım, yapılmaması gereken hatalardı belki.
Ama ben hatalarımla büyüdüm.
Ben hep hatalarımla güzeldim.
Ben hep hatalarım sayesinde gerçeklerin farkına vardım.

Haftalarca ağladım.
Kendimi paramparça ettim. Yırtındım. Çabaladım. Uğraştım.
Hiçbir şey için uğraşmam ama onun için uğraştım.
N'oldu ?
Hiç. Kocaman bir HİÇ !!!

Kendi işimi kurdum lan. Ben ya ben, asla çalışmayacak asla okumayacak hayatını böyle aylak aylak orada burada sürünerek geçinecek olan ben, kendi iş yerimi açtım.
Ulan çoğu insanın sahip olamayacağı şeylere sahibim şuan belkide.
He ama malım kıymet bilmiyorum. 
Bilemiyordum.
Neden ?
Çünkü hayatımın aşkı beni ortada bırakıp gitti.
Çünkü ben ona çok güvendim ama güvenimi boşa çıkardı.

Yani ? 
Gerek var mı bu kadar peki ? 
Durup düşünüyorum ya, harbiden bir anlamı var mı ?
Kendimi böyle dünyaya kapatmamın, sırf o istedi diye her şeyden vazgeçmemin yada ne biliyim lan kendimden bu kadar vazgeçmemin bir anlamı var mı ?

Ben böyle bir insan mıydım normalde ?
Neler gelip geçmedi ? Neleri atlatmadım ?
Hepsinin üstünden tek başıma geldim ben bir Allah'ın kulu yardım bile etmedi zamanında. 
Şimdi soruyorum kendime, bu neyin davası ?

Kimsenin beni bir kalıba sokmasına izin vermedim bu zamana kadar.
Birileri bir şey istedi diye yapmadım ben hiç, kendim istedim kendim yaptım kendim başardım.
Eee ya şimdi ? 
Bebenin birisi istedi diye kendini değiştirmek niye ?
O senin için değişti mi ?
O senin için bir şeyler yaptı mı ?
Ödün verdi mi ? 
Vazgeçti mi bazı şeylerden ?
Hayır. Hemde hiç.
Kendi güvensizliğini bana empoze etmekten başka hiçbir şey yapmadı.
Kendi eksikliklerini hep benim eksikliğim gibi göstermeye çalıştı.
Ben daha güçlüydüm diye beni alt etmeye çalıştı. 
Ama başaramadın be sevgili.

Bu sefer olmadı. Yıkıldığımı, bittiğimi çok hissettim.
Bana elini her kaldırdığında, ben vücudumda o acıları her hissettiğimde sen biraz daha bittin oğlum.
Bendeki yaralar geçti. 
Acı işlemez bana.
Ben acılarımla büyüdüm.
Sen yaşadığın şeylerin daha kelime anlamlarını bile bilmezken ben hepsini çoktan ezberleyip bitirmiştim.
Senin acı diye gördüğün şeylerin hepsine ben "keşke acım bu olsaydı" diye içimden geçirdim.

Sevmedim mi ?
Seviyorum zannettiğim her şeyin aslında yalan olduğunu sende öğrendim. Böyle de bir ironi var işin içinde evet çünkü gerçek sevgiyi sende öğrendim.
Oda benden sana hatıra kalsın. Benim gibi kimse sevemez zaten seni.
Ama maalesef sevgili bunların bir önemi kalmadı.
Sen o haklarının hepsini çoktan kaybettin.

Ben geri döndüm artık. 
Ben; BEN olarak geri döndüm.
Kaybettiğim, yitirdiğim benliğimle geri döndüm.
Bu saatten sonra kendi derdine yan. 
Çünkü sen beni kaybettin..

23 Mart 2017 Perşembe

Bırak, Birkaç Senede Senin İçin Acı Çekeyim.

Normalde pek yapmadığım bir şeydir ama yatağa girmeden önce nevresimleri düzelttim. 
Yan tarafımda bana geldiği akşam masamın üzerine bıraktığın yara bandın ve biz sevişirken saçından çıkarıp yere attığın para lastiği.
Olduğu yerde bırakacaktım aslında hepsini, bilirsin odam savaş alanı gibidir. Ama senden bana tek eşya onlar olduğu için alıp dolabın üstüne koydum.
Aldığın çiçekler duruyordu orada ama her gördüğümde aklıma gelmeyesin diye atmıştım. Hoş, aklıma gelmene sebep olacak şey çiçek değil tabi maalesef aklımdan çıkartamıyorum ya seni. 
Bugün sana hiçbir zaman anlatamadığım ama içimi kemiren birkaç şey anlatmak istiyorum. Burası bir süre sanırım seninle konuşmak isteyip konuşamadıklarımla dolacak. 
Çok yapmışımdır ben bunu zamanında zaten. Konuşamadığım insanlara hep burada bir şeyler yazmışımdır. Kimseyle kıyaslamıyorum seni, kıyaslayamıyorum. Sana karşı duyduğum sevgi yaptığın bütün o kötü şeylerden daha ağır basıyor çünkü.
Aslında senden ziyade ben anne ve babamla konuşmak istiyorum. Bana hep sorardın ya, "neden böylesin sen?" diye. Birazdan bütün bunların sebebini anlatacağım sana. 
Hiçbir şeyi kendim yapmadım ben çünkü bunu bil istedim. 


***

   Anne,
Her şey belkide senin yüzünden oldu biliyor musun ? Ben belirli bir yaşa geldikten, hayatımı şekillendirip bir şeylerin farkına vardıktan, kendi başıma büyüyüp olgunlaştıktan sonra bana annelik yapmaya çalıştığın için oldu.
Son  2-3 senede böyle davrandığın için dünyanın en iyi annesi olmuyor maalesef.
Ben bu hale geldikten sonra yanımda olmaya, bana sahip çıkmaya çalıştığın için yaşanmış hiçbir şeyi unutturmuyorsun. 
Çok mu acı konuşuyorum şuan? Pinky'in dili çok sert öyle değil mi? Pinky kendini bir şey sanıyor, babasına çekmiş çünkü öyle değil mi ?
Sadece senin doğruların yada senin bildiklerin yok bu hayatta umarım farkındasındır.
Ben küçücükken beni hiçe sayışlarınızı unutmadım çünkü.
Kendi dertlerinizin içinde boğulurken günden güne tükenmiş olan çocuğunuzu görmezden geldiğinizi, bir kere bile "senin neyin var" diye sormadığınızı, beni unutmanızı unutmadım. 
Hep ben kötü oluyorum ya, yanlış olan, kötü düşünen benim ya bir kere bile olsa öyle düşünme derim.
Sana o kadar öfke doluyum ki, yazsam bitiremem.
Ben böyle güvensiz, kuşkucu bir insansam eğer emin ol senin yüzünden.
Şimdi bana hiç boşuna "ben tek iyiyim, hayatımı yaşayabiliyorum, erkek olmasada olur" rolleri kesme.
İlişkilerimde bu denli kendimi yıpratıyorsam senin yüzünden. "Beni örnek al, azıcık benim gibi ol" dersin ya, bak senin gibiyim işte karşımdaki beş para etmez insanlar için kendimi hiçe sayıyorum her seferinde. 
Sende yapmadın mı bunu zamanında ?
Gerçekten unutmuyorum hiçbir şeyi.
Babamı aldattığını unutmuyorum en çok. Sanırım bütün öfkemde bu yüzden.
Sırf çocukluğumdan yararlanıp 15 günümü o orospu çocuğuyla aynı evin içinde geçirttiğin için unutmuyorum. 
Seni yakaladığı zaman, benim seni koruyabilecek bir yanımı bırakmadığın için unutmuyorum. 
Ben hayatı sokaklarda aradıysam senin yüzünden. 
Sende unutma, bunca yükü o yaşlarda küçücük bedenime yüklediğini unutma.
3-5 pisliğin yanında meze olurken "iyi misin" diye sormadığını unutma. 
Uyuşturucuya bulaşıp kendi başıma kurtulmaya çalışırken "neden böylesin" diye sormadığını unutma.
Bir kere bile farkıma varmadığını unutma.
Kızına büyüdükten sonra değilde, daha çok küçükken annelik yapman gerektiğini unutma. 
Ben senin yüzünden kendi kendimin annesi oldum çünkü.

***

   Baba,
Sana diyecek hiçbir şeyim yok biliyor musun aslında ?
Senin yüzünden böyle hırçınım farkında mısın ?
Hanginize daha çok kızgınım bilmiyorum ama içimde sana karşı olan öfke çok başka..
Herkese ahkam kesip, kızına sahip çıkmadığın için.
Beni bu hale getirdiğin "baba" kelimesinin ne anlama getirdiğini unutturduğun için.
Evin içinde baba olmasının ne demek olduğunu unutturduğun için.
Kokunu unutturduğun için en çok.
Bütün sevgililerimin senin gibi kokmasını isterdim hep. 
Ama sen onu bana unutturdun çoktan.
Cidden ben kendi halimde büyürken nasıl oldu da fark etmediniz beni ?
Hatalar yaptığımda ben mi suçlu oluyorum yani ?
Sizin yaptıklarınız ne olacak ?
Sürekli birbirinizi aldatmanız, yalanlarınız, kavgalarınız ?
Ardında sadece seninle ilgili anılarım kaldı.
Birisi babasından bahsetse ağlayasım geliyor sürekli, zor tutuyorum kendimi.
Bazen küçük kızlarla babalarını görüyorum sokakta, oturup ağlıyorum istemsiz. 
Sana anlatamazdım ama hep derdim "sevgililerim gitse bile yanımda hep babam var" diye. 
Ee yokmuşsun ama ?
Ne farkın kaldı onlardan ? Beni yaralayıp gidenlerden ne farkın kaldı ?
Babasın be sen baba. 
Bu kelimenin yükünü, ağırlığını, ne demek olduğunu biliyor musun ?
Kız çocukları en çok babasına güvenir. Bende en çok sana güvendim, en çok sana inandım, en çok seni korudum, en çok seni sevdim.
Sen nasıl oldu da beni terk ettin peki ?
Hiç tahmin etmezdim aslında bir gün sevgililerimin değilde senin arkandan "acaba aklına geliyor muyum" diye düşüneceğimi. 
Yaptığın onca kötü şeyden bahsetmek yerine sana olan kızgınlığımdan bahsetmek istiyorum ben sadece. 
Diğerlerini anlatmaya başlarsam bitmeyecek çünkü.
Senden sonra yarım kaldım ben baba. 
Sende sonra ben hep 20 yaşında kaldım. 

***

İşte ben bunca derdin sıkıntının arasında birde kalkıp seni sevdim. Sende gittin.
Bana sevmek zor gelmezken sana çok zor geldi. Korktun her şeyden. "Canın sağolsun" demek isterdim ama hiç içimden gelmiyor.
Sende dahil, bana verdiğiniz zararlar yetti. 
Artık eskisi kadar güçlü değilim ben çünkü. Bu zamana kadar yaşatılanları atlatabiliyordum ama onlardan sonra hiçbir şey normal olmadı benim için.
Sende yıktın. 
Bir yıkmayan sen vardın sende yıktın sevgilim. 

20 Mart 2017 Pazartesi

Hayatıma Bir Adam Aldım, Geldi Ağzıma Sıçtı.

  5 KASIM 2015 
 Ha birde, çok eski arkadaşım -takma ad düşünmedim bile- şuanda ise "sevgilim sanırım" diyebileceğim kişi var. Pek ciddiye almıyorum yalan yok. Ciddiye alınması gerekli mi onuda bilmiyorum. Çok sevdiğim birisi o ayrı. Kafamı birde onunla karıştırıp her şeyi bok etmek istemiyorum, buda cabası.

   Tamı tamına 1 sene. Neler yaşamadım, neler tüketmedim, neleri atlatmadım. 
Ne söylemem gerek bilmiyorum aslında. Hiç bilmiyorum hemde. 
Nereden başlasam olayı nasıl bağlasam kararsız kalmış durumdayım.
En iyisi girişi yaptığım yazıyla başlayayım..

   "Pek ciddiye almıyorum" diye bahsettiğim bir insanın gelip böylesine hayatımın en baş köşesinde yer alacağını tahmin etmezdim. Oysa o benim için ileride olacak çocuklarımın babası, evimin direği, ömrümün bana getirdiği en güzel şey, yaşama sebebimdi.
Sanırım yanlış düşünmüşüm yine. Adam bırak evimin direği sokağımın direği bile olamadı. 
Onunla uyudum, onunla uyandım, bir sürü hayal kurdum. Hatta en önemlisi ben, benim gibi bir insan bak BEN evlenmeyi düşündüm. Ciddi anlamda da bunun olması için adımlar attım. 
Kimseye vermediğim değeri verdim, kimseye göstermediğim saygıyı gösterdim. 
Hatta sanırım kendimden önce ona saygı gösterip, ona değer verdiğim için bu hale geldim. Biliyordum, önce kendimi düşünmeliydim. Önce kendime değer vermeliydim. Ama olmadı her zamanki gibi.
Bonz'dan sonra hayatıma ilk defa ciddi birisini aldım. İlk defa birisini böyle sevdim. Hatta bakıyorum, Bonz'a olan sevgim bunun yanında bir hiçmiş. 
Bonz'u bile böyle sevmemişim. 
   Öyle bir aşk düşünün yani. İçimde olan ne kadar çok sevgi varsa hepsini ona vermişim, hepsini onda tüketmişim.
   Öyle bir ilişki düşünün, sonunun olmayacağını bile bile gidiyorum. O yol bir yerde tıkanacak biliyorum ama yinede vazgeçemiyorum.
Yaşadığım şeyleri kelimelerle tanımlayamayacak haldeyim. 
Hala bir şeyler biliyor, hissediyorsam eğer oda sevildiğim.
Belkide bana kattığı tek güzel şey beni sevmesi oldu. 
Yine hakkını yememek lazım kattığı bir çok şey vardır ama aldıkları çok daha fazlaydı. 
Evet oda sevdi ama nasıl sevmesi gerektiğini bilmeden. Zarar vererek, acı vererek sevdi çünkü.
Bu sefer ben öyle değildim. İlk defa bir insanın karşısında bu kadar masumdum hatta. 
Yapabileceğimin çok çok fazlasını yaptım. Değişebileceğimden çok daha fazla değiştim. 
Onunla geçen bu zamanı kelimelere nasıl döker, nasıl anlatırım bilmiyorum. 
Herkeste yapabildiğim şeyi onda yapamıyorum. 
   Çok farklıydı her şey. Çok sevdim, çok sevildim. Ama çok tükendim. Çok yıprandım. Teker teker gelmedi hiçbir şey. O kadar üst üste oldu ki, algılayamadım bile. 
Tek beden olduk. Bir insanın nefesinde hayat bulmak neymiş öğrendim. 
Bir başkasının kolları arasında uyumak, kalkıp kirpiklerine kadar izlemek, canın yandığında senden bir parça kopması, her şeyi iki kişilik yaşamak, kadın olduğunu hissetmek, değer vermek, değer görmek, sahiplenilmek ne demekmiş hepsini öğrendim. 
   Sonsuza dek sürmeyen diğer her şey gibi ilişkimizde bitti.



 ***
   Birkaç gün Bonz'a olan aşkımı nasıl yazmışım onları okudum. Her kelimesinde aklımda bir anı, bir olay canlandı. 
Bonz'u gerçekten unutmuşum onu fark ettim.
Tam tersine nedense bana yaşattığı hiçbir şeyi unutmamışım. Mıh gibi kazımışım aklıma. 
Daha öncelerden defalarca yazmışım "evleniyor evleniyor" diye.
Evlendi :)

   Koskoca aşkım "asla bitmez içimdeki bu sevgi" deyip bitirdiğim, bana gelmesini çok istediğim geldiğinde ise önüne duvar ördüğüm, çocukluğumu elimden alan, beni hep değersiz birisiymişim gibi hissettiren, hayatımı çalan GAVAT evlendi.
O kadar unutmuşum ki, evlendi diye gülebiliyorum. O kadar unutmuşum ki, damatlığıyla Damat Bey yanımdan geçmesine rağmen kalbim bir kere bile atmadı.
Çok şaşırdım ama gram dokunmadı. Gram umurumda olmadı. Neredeyse hazırlanıp iki göbek atmaya bile gidecektim düğününe.
  Eskisi gibi olsaydım eğer şuan ben gerçekten ölmüştüm.
Ne kadar kolay bazıları için  değil mi ? 
Ben yasını tuttum yıllarca, tekrar geldi hayatında şuan evlendiği kız vardı. Onu bile bile kabul ettim. 
Defalarca öldüm, krizlere girdim, çoğu şeyi yanlış yerde yanlış şekilde yaşadım onun yüzünden ben. Ama onun için ne kadar kolay.
   Cidden üzülmüyorum ve üzülmeme o kadar şaşırıyorum ki. 
Üzülmüş olsam bile değişen bir şey zaten olmayacak ama ona karşı bu kadar hissizleşmeme inanamıyorum ben sadece.
Ona değil yani kendime.
Onunda bir kız çocuğu olacak, o günü bekliyorum ben sabırsızlıkla aslında.
Bu zamana kadar aklına gelmediysem bile, yaptıklarının acısı kızından çıktığı gün hatırladığı tek kişi ben olacağım.

   Herkesin yerini dolduracak kişiler çıkıyor işte karşımıza. Bizde kabullenip yolumuza devam ediyoruz. 
Bonz'un yerini başkasıyla çoktan doldurdum ben zaten.
Üzülecek binlerce şey varken Bonz'a üzülecek değilim.
Her şey değişti ama ben hala aynı yerimde kaldım. 

Bende değişeyim azıcık olur mu ?

31 Mart 2016 Perşembe

Bu Seferde Mi Sıçtık ?

"İyi başlayan hiçbir şey güzel bitmez.."
   
   Kendi hayatını benim gibi her seferinde bu kadar güzel siken bir insan daha var mı merak ediyorum. Her seferinde geriye sarıp duruyorum. Bir ilerleme kat edemedim hiç bu zamana kadar.
Yeni bir şeylerin içine girsem bile sürekli bir öncekinde saplantılı kalıyorum. Herhangi bir değişiklikten nefret ediyorum, alışkanlıklarımın dışına çıkmak bana göre değil.
   Kafayı bildiğin sıyırdım. Delirdim, boşuna yaşıyorum. Amına koyduğum beynimin içinde benim dışımda bir şeyler dönüyor resmen. Saçma sapan rüyalar görüyorum, gün içerisinde bazı şeyleri anlamakta zorluk çekiyorum. Sürekli uykum var ama bu yorgunluğun çok çok dışında bir şey. Beynim uyuşuyor, uyuyor sanki. Çok düşündüğümden, her şeyi fazlasıyla abartarak kafama taktığım için böyle biliyorum.
Beni benden daha iyi kimse tanıyamaz. O kadar nefret ettiğim özellikleri barındırıyorum ki. Sürekli bir şeyleri yaşayarak, test ederek ve kafamın dikine giderek öğrendim. Yanlış olsa da, yolun sonunda belamı sikecek olsalar da ben vazgeçmiyorum. Böyle güçlendim biliyorum. Kimseyi dinlemeyerek, sürekli hata yaparak. İyi bir yöntem değil adım gibi biliyorum, zaten kafayı bu yüzden yedim ya. Bu kadar hata yapmasaydım eğer ne halde olurdum bilmiyorum. Beni daha iyi bir insan yapmazdı, iyilik kötülük meselesi değil çünkü. Ama sanıyorum ki; olduğumdan çok daha sakin bir karakterim olurdu. Ha, iyi mi? Değil. Beni ben yapan sakin olamam ya zaten.
 
   Bir kağıda "eğer olur da yine bir boku başaramamış olursam diye; sen en iyisini bilirsin Pinky" yazıp günlüğümün arasına koymuşum. Arada çıkartıp bakıyorum.. yine aynı ben, yine bir boku başaramamış olan ben. Kağıdın üst taraflarında ise mutluluğu hak ediyorum gibi bir şeyler yazıyor. O konuda ise artık pek emin değilim. Hak ediyorsam bile öncedendi, şuan değil.
Hangi Allah'ın kulu bu kadar gerizekalı olur arkadaş? Hangi mal bu kadar hata üzerine hata yapar? En son kendimi Ay'a kabul ettirebilmek için rahat durmaya karar verdim.
Yine Ay evet.
Ve bir sevgilim var.
Ama yinede Ay.


   Onunla olabilecek bir şansımız vardıysa bile ellerimle hepsini ittim. Öyle ki, yüzüme bile bakmıyor. Nefret ediyor olabilir, ah etse bile tutar eminim. Mal sevgilim telefonumda onun mesajlarımı görüp "bir daha asla Pinky'le konuşma" dediği için ne yapsa hakkıdır. Ama orospu çocuğu Ay resmen yemin etmiş gibi benimle sevgili olmamak için. Paylaşamadığımız hiçbir şey kalmadı. Yanımda defalarca ağladı, bir sıkıntısı olduğunda ilk bana geldi. Her seferinde yeminler ettik "bu son bundan sonrası olmayacak" diye. İkimizde yeminlerimizi yedik. Çok kavga ettik, sokakta birbirimize yumruklar attığımızı biliyorum. "Bak ağlama n'olur bende ağlarım yemin ederim" dediğinde hep kendimi zor tuttuğumu.. "kimse senin gibi değil, senden daha iyi anlayan yok beni" diyip her seferinde bana koşmasını..
Şaka gibi gelebilir ama beni hiç aldatmadı. 3 ay boyunca görüşmediğimiz oldu o kadar zamanda ben 300 kişiyle görüştüm hatta bekaretimi kaybetmiş gibi bir şey oldum ama bu güzel adam 3 AY BOYUNCA tek bir kişiyle görüşmedi bile. En yakın arkadaşıyla -ki o çocuk bir şeyler yaşamadığım tek kişiydi- gittim seviştim, diğer yakın arkadaşıyla yattım hamile kalabilirim diye hap aldırdım tonlarca. Ama o bekledi, geri döneceğimi biliyordu.
Ben kendimi dünyanın en sadık insanı sanırdım. Ama benden bir sik olmazmış bunu anladım.
En son "başladığımız gibi bitirelim" demişti. Çok güzel başlamıştık ama güzel bitiremedik..

Galiba ben mutlu olmayı hiç beceremeyeceğim. 
   


   Aklımdan çıkmayan diğer bir konu ise; Bonz'un evleneceği. Aklımdan çok kötü şeyler geçiyor ama hiçbir şey yapmayacağım. O amın oğlu mutlu olamaz bunu biliyorum. İlahi adalet denen bir şey var. Ben istediğim kadar hırslanayım o cezasını bulacak zaten.
Sadece o değil tüm ailesi !
Evden taşındığımızda duvarlara "burada asla mutlu yaşayamayacaksınız" yazmıştım.
Oldu. O eve evlenip abisi taşındı ama sürekli kavga gürültü.
Duvarlarında benim çığlıklarıımın saklı olduğu evde, üzerinden yıllar geçse de benim izimi taşıyan evde.. çıkarken her köşesine izlerimi bıraktığım, özlemini çektiğim evde..
O orospu çocuğu Bonz'un üzerimde terlerken benim duvarlarını tırmaladığım evde..

Orada kimse mutlu olmayı beklemesin. 
 
 

30 Ocak 2016 Cumartesi

Fuck Me ??? (Canım Sen Çok Yanlış Anlamışsın)

Öncelikli bir durum kritiği yapıyorum; -elimin değdiği herkesin kısmeti açılıyor temalı-

Bonz kişisi; hayatımı siken çocukluk aşkım oluyor. şuan gerçek aşkı bulmuş, evlilik hazırlıkları yapıyor. sikiş var desem hemen yanımda bitecek.
S kişisi; benimle kısa bir süre konuştuktan sonra bir kızla tanışıp, birlikte oluyor. apar topar kızı kaçırıyor. malum hamile kızımızın ailesi aşiret inşallah bu çocuğu öldürürler. kimsenin çocuktan haberi yok.
A kişisi; benimle sevgili olmak için çok uğraşıp benim elimle ittiğim "amca" görünümlü çocuk. mutlu bir ilişkinin içinde şuan. artık o bir potansiyel kanka.

   Ben ise ne yapıyorum ? Hayatıma istedikleri gibi girip çıkan orospu çocuklarını izliyorum. Ve bütün bunlar o kadar hızlı oluyor ki; ben buraya gelip yeni birisiyle tanıştığımı bile anlatamadan adam hayatımdan çıktı lan.
Arkadaşımın arkadaşı. Oturaklı, mantıklı, medeni yani ne kadar çok aradığım ve istediğim özellikler varsa bu ŞEREFSİZde.
Artık şerefsiz; eğer hala konuşuyor olsaydık "müstakbel aşkım."
Evet bu şerefsizle çok uzun bir süre takılamadık ama büyük hatalar yaptık. Daha bundan 2 gün öncesine kadar yanıma ertesi gün hapı alıp gelmiş birisi.
Fazlasıyla pinti. Ben hayatımda bu kadar para düşkünü bir insan görmedim arkadaş. Orospu çocuğunun resmen cebinde akrep var. Şu kadar zamanda adamın ağzından en çok duyduğum laf "param yok" oldu.
Karşı tarafa yük olmayı zaten sevmeyen birisiyim hatta elimde olduğu sürece asla böyle paranın lafını yapmam. Hatta paradan bahsetmek bile bana saçma gelir, şuan yazarken bile bir garip oluyorum. İlk buluşmamız ben, o ve ortak arkadaşımız olarak gerçekleşti. Bir önceki gün ise bana hesabı ödetmenin sözünü aldı. Bak ya hatırladıkça iğrenç iğrenç yönlerini görüyorum.
Bunu ve arkadaşımızı ben çekiyorum. İşin komik tarafı ikisi de erkek. Bir güzel yediler içtiler, bardaklar daha boşalmadan yenisi geliyor. Kendi işim olduğu için çok zengin olduğumu düşünüyordu herhalde amcık ağızlı.
Ona dedik eyvallah, işten çıkmış paranın yok zamanı. Yokluk nedir biliriz.
Bu sefer tutturdu "faturamı ödeyemiyorum para lazım." Bir sabah ayarladık, gel kahvaltıya gidelim dedim. Öylede pis bir şey ki, sömürüyor adamı resmen. "Dışarıya para harcamaya ne gerek var ben faturamı ödeyemiyorum daha" demesin mi ? Onlara gidip kahvaltı hazırlamayı tercih ettim.
Çocuğun evine üçüncü ve son gidişim oldu. O üç seferde ise tabi ki seviştik. O gün son sevişmemizmiş.
   Haftaya arkadaşı evleniyor düğüne yanında beni götüreceğini söyledi. Düğüne 1 hafta olmasına rağmen hazırlanıyorum deli gibi. Ayakkabılar, kıyafetler havada uçuşuyor. Her gün nasıl durur nasıl durur diye bir şeyler deniyorum. Öyle bir hazırlık yapmışım ki; gelin bile benden güzel olamaz. Hiçbir şeyi beğenmiyor birde. Ne söylersem söyleyeyim hep bir kulp buluyor. Bu kadar hazırlık yapıp terk edilmek çok koydu haliyle.


   Pinti olması yetmezmiş gibi yüzsüz birde. -ulan bu salağa Pinti diyeyim en iyisi ben- Muhabbet aynen şöyle gelişiyor ;
"- Dışarıda yemek yemeye paran var sanırım.
+ E var işte üç beş bir şey.
- Hımm anladım. -biraz duruyor- Ne biliyim ben faturayı falan ödemeye çalışıyorum.
+ N'apıyım veriyim istersen sana?"
Birkaç saniye düşünmüş gibi yapıyor. Daha sonra istemem yan cebime koy tarzıyla "olur ver." 
Laf ağızdan bir kere çıkar. Verdik bizde parayı.
İçimde gerçekten kötü bir şey beslemiyorum. Hatta sevişmek dahi istemiyorum. Ona rağmen olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki ben, AĞDA YAPMADIĞIMI unutmuşum.
Birde her sevişmeden sonra triplere giriyorum. Ayrılmasaydık eğer, adamla bir daha asla sevişmezdim zaten. Böyle bir şeyi yaşamadım ben. Çok değişik şeyler gördüm; konuşanı, salak salak sesler çıkaranı, farklı fantezileri olanları ama bunu hiç yaşamadım.
Olay şu ki; zaten değişik bir tarzı var. Sürekli sorular sorup duruyor ki benim en nefret ettiğim şey karşımdakinin konuşmasıdır. Ben cevap vermedikçe soru sormaya, daha fazla konuşmaya devam ediyor. O sussun diye ben adama yapıştıkça salak zevk aldığımı düşünüyor.
Tam Pinti'nin üzerindeyken zevkten uçmuş şekilde gözlerimin içine bakıp bana "FUCK ME" dedi.
Dur dur hatırladıkça gülesim geliyor !!!!!!!!
O an gülsem mi ağlasam mı şaşırdım. Bir an afalladım ne diyeceğimi bilemedim. Mecburen bozuntuya vermemek için duymamış gibi yaptım.
  Olayın en kötü tarafı ise; tam yumurtlama döneminde olmam. Ben zaten çok takıntılı birisiyim, oda düşünsün kendini yesin bitirsin diye hamile kalabilme ihtimalini aklına soktum.
Ama bu salağı görme ne hallere girdi, nasıl bir korku sardı içini. Hiç düşünmeden küçücük bir hapa tak diye para çıkarttı. En son yolun ortasında hararetli bir şekilde hapı içmeye çalışıyordum.
En azından verdiğimiz para geri bize geldi ona seviniyorum.
  Dün gece ise olay patlak verdi. Ben aklımdan "bu çocuk beni terk edecek sanırım" diye düşünürken aklımı sikeyim düşündüğüm gerçek oldu.
Gece saat 2,5-3 telefonum art arda titreyip duruyor. Uyku sersemi rüya sanıyorum hatta hala hatırlamıyorum bile neler yazdığını sadece "sen çok iyi birisin ben yapamıyorum" gibi klişe şeyler söyledi.


Zaten uykum olduğu için bir şey söyleyecek halim bile yoktu. Sabaha kadar ise üzüleceğim bir şey kalmamıştı. Gece ağlaya ağlaya uyumuştum. Ama üzüldüğüm şey terk edilmem değilde düğüne hazırlık yapmama rağmen elimde patlaması.
Bir yandan gece terk etmesi iyi oldu uykusuzluktan acımı yoğun yaşayamamıştım.
Hem sevişirken fuck me diyen insanla olmaz zaten.