24 Aralık 2015 Perşembe

13-14 yaşlarındayım o zaman. Varlığımın belli olmadığı, kendimi fazlaca kaybetmeye başladığım yaşlarım. Hiç kimsenin umurumda olmadığı, kendi başıma yaşadığım, kendi başıma büyüdüğüm..
Ortamlara yeni ayak basıyorum. Her şeyle yeni tanışıyorum. İlk öpüşmem, ilk seks tecrübem, ilk uyuşturucu maceram, ilk asiliklerim, karşı çıkmalarım, isyanlarım hep o zamanlarda filizlenmeye başlıyor.
Düzgün bir aile yapısı zaten yok. Tek çocuğum, kendi dertleri yüzünden insanlar benimle ilgilenmiyor bile.
Yine annemle babamın kavgasının arasından sıyrılmışım.
Her zaman kendimce bir dünyada yaşadım ben. Hep çok başka hayallerim oldu. Parayı çok fazla düşünüyordum. Zengin olduğumun hayallerini kuruyordum. Zengin bir aile, çevre..
Yanlış şeyleri hayal etmişim sanırım. Şükretmesini hiç bilmedim, halada bilmiyorum aslında. Elimde olan şeylerin hep daha fazlasını istedim. Çok fazla insana özendim, çok kıskandım. Sahip olduğum şeylerden hiç memnun olmadım. İstediğim şeyi yapmadılar mı; direk tavır aldım...
   Cebimde 15 liraya yakın bir para bile yok o gün. Bakma o zamanlar 15 lira büyük bir miktar. Bana sadık olan yatağımda uzanıp, hayal kuruyorum sadece. İçeriden kulağımı tırmalayan çığlık, bağırışma ve ağlama sesleri geliyor. Yorganın içine kafamı sokup kaçtığımı düşünürdüm hep. Bir daha kimsenin beni bulamayacağı, hayatımı tekrar başlattığım o bilinmezliğe giderdim defalarca. Ama hiçbir zaman kaçamadım.
Tüm düşüncelerden sıyrılmama kapının hızlıca kapanması sebep oluyor. Yataktan fırlıyorum bende anında. Annem oturma odasında ağlıyor. Ben ağlamayı o gün bıraktım. Tek bir kelime etmeden, bu sefer ben sessizce kapıyı kapatıp çıkıp gidiyorum. Cebimdeki parayla ne yapacağımı bilmiyorum bile. Sinemaya gittim. İşte o gün anladım yalnızlığın ne demek olduğunu. Ne olursa olsun çocuktum. Ne düşündüm de tüm benliğimden kaçmak için sinemaya gittim bilmiyorum. Ama o zamanlar sinema lüks demekti bizim için.
Mahalleye geri döndüğümde saat baya geçmişti. Beni merak etmişlerdir diye çok telaşlıydım. Eve nasıl gireceğimi, nelerle karşılaşacağımı tahmin bile edemiyordum. Kapının önüne geldiğimde karşılaştığım manzara daha fazla korkmama sebep oldu. Bir sürü ayakkabı vardı; aklımdan bir sürü şey geçmeye başladı o sıra. İçeri girersem dayak yerim diye korkuyordum çünkü bu kadar insan kesin benim kaybolduğumu düşünüp bize gelmişlerdi. Ama sebebim vardı annemle babamı suçlayabilirdim, bir şey söyleyecek olsalar "sizin yüzünüzden oldu, kavgalarınızdan bıktım" diyebilirdim.
Çok sessiz bir şekilde anahtarı kilide sokup biraz bekledim, hiçbir tepki yoktu. Derin bir nefes alıp yavaş yavaş kapıyı açmaya başladım. Sol tarafta mutfak vardı, kapısı kapalıydı. Tam karşıda oturma odası; hemen yan kapısı benim odam.
Tahmin ettiğim şeyler olmuyordu içeride, anlamam çok uzun sürmemişti. Bir sürü kahkaha havada uçuşuyordu. Gittiğim için bu kadar seviniyor olamazlar sanırım ?
Hızlıca hareket ederek; oturma odasına göz atıp, mutfakta olanlara kulak kabarttım. Ortam olması gerektiğinden çok çok fazla bir şekilde normaldi. Hiç kimseye gözükmeden, tek bir kelime etmeden odama geçtim direk. Yatağım bana gelecek en iyi şeydi. Her zamanki gibi içine uzanıp yorganı kafama çektim. Uyudum mu uyumadım mı hayal meyal hatırladığım bir anda tepemde annem dikildi.
"Pinky çüş artık, sabahtan beri yatıyorsun misafir var bir sürü gel içeri hadi."
Evet, ilk hayal kırıklığını o gün yaşadım. 
   Kimsenin beni takmadığını biliyordum ama bu denli olacağını tahmin dahi edemezdim. Saatlerce ortalıkta olmadığımı tek bir insan fark etmemiş. Hatta uyuduğumu sanıp bana bakmaya tenezzül bile etmemişler.
Sahte bir ailem vardı, biliyordum. Orada bir sürü insanın içinde otururken oynadığı rollerden anlamıştım. Sanki birkaç saat öncesinde kavga etmiş olanlar onlar değildi. Birbirlerinin gözlerine bakarken içlerinden fışkıran nefreti çok iyi hissediyordum. Ben o gün, bu kadar iyi yalan söylemeyi öğrendim. 



   Cesur bir çocuktum. Öyle olmak zorundaydım. Ama n'aparsın? Kimse görmüyordu beni. Evet, hep daha fazlasını istiyordum her şeyin ama elimde hiçbir şey olmadığı içindi bu. İstediğim şeylerin hiçbirisi olmazdı çünkü. Olduramazdı kimse. İmkansızlıktan mı yoksa ilgilenmemekten mi bilmiyorum, düşünmekte istemiyorum zaten.
Sırf bu yüzden her şeyi kendi başıma halletmeye başladım. O zamanlardan sonra çok fazla insan görmeye başladı beni. Görmelerini istemediğim halde. Hatta öyle bir haldeydim ki, ben uzaklaştıkça peşimi bırakmıyordu kimse.
Şimdi ise, tek isteğim herkesin beni unutması.
Kötü şeyler yaptığım için pişmanlık duyardım hep. Olay öyle değil artık. Beni kötü şeyler yapmaya zorlayan kişilerle dolu etrafım.
Bu saatten sonra isteseniz bile göremeyeceksiniz beni zaten.

12 Aralık 2015 Cumartesi

ay.

Beklediğimiz yoldan tamı tamına üç tane ambulans geçti. Benim binmem gereken toplu taşıma aracı ise on beşten fazladır önümüzden geçip gitti ama biz "bir sonraki" diyerek 1,5 saati devirmiştik. Hava buz gibiydi ama kalplerimiz birbirini ısıtıyordu. 




   * * * 

   Şans yada şanssızlık diye ayıramayacağım hatta üzerinde çok fazla düşünüp "kader işte" diyebileceğim uzun -kimi zaman kısa- soluklu şeyler yaşamaya başladım yine. 
Dünden aklımda kalan tek cümle "Bence sizin Ay'la aranızı Has bozdu zaten" olmuştu. Kırk bin kere fikir değiştirip eve yol aldığım sırada Black mesaj attı "eve girme" Oysa, o sıra aklımda sadece eve gidip hüngür hüngür ağlamak vardı. Bildiğin ağlamak için bekliyorum. Hadi dedim geri döneyim; durağa kadar yürüyüp oradan minibüse bineceğiz. 
Aylar olmuş Ay'la konuşmayalı. Adam akıllı birbirimizin yüzüne bakmayalı. 
Araca ayağımı basıp kafamı çevirdiğim anda karşımda duran kişi sadece Ay'dı. En masum, en güzel haliyle. 
Adam için ağlamayı planlıyorum, vazgeçtiğim başka bir şey planladığımda ise uğruna kahrolduğum adam karşıma çıkıyor. 
Yine tek kelime konuşmadık, yine birbirimizin yüzüne bakmaya korktuk. Belki o korkmadı, belki yüzüme bakmak bile istemedi bilmiyorum. Ben o an uçmuştum sadece; hiçbir şey düşünemiyor, hareket dahi edemiyordum. 

   Has'la aramız çok iyi değil. Bugün karman çorman olan, hala neyin ne olduğunu tam olarak anlayamadığım birkaç olay yüzünden bir şeyler yapmaya karar verdik. Oda gaza gelmemiz sonucu oldu, bir anda. Yine bindiğimiz toplu taşıma aracında Ay'da bizimleydi. Sadece biraz daha mesafe kat ettik. Konuşabiliyorduk. Gözlerimin içine bakmaya korkmuyordu artık. 
Hep birlikte kısa bir süre takıldıktan sonra herkesin dağılma vakti geldi. O kadar geçen vakit içerisinde sadece Ay'ın gözlerinin içine bakıyordum. Karşımdaydı. Sadece gözlerini kırparak bana "gel" demek istedi. Olayları çok fazla dallandırıp budaklandırmayı sevmediğinden dolayı kimseye çaktırmadan yanına geçtim;
"- Gitme bir yere benimle gel.
+ Black yanımda o nolcak ?
- Gitsin o.
+ Lan ayıp olur deli misin ?
- Ne diyim, sen bilirsin o zaman.
+ Ay yapma şunu."

Hemen Black'i kenara çekip olay böyle gitmek istiyorum bu adamla diye anlattım. Tabi ki onu sattığım için hiçbir şey söylemeden ağzıma bir güzel sıçtı. Black'le yanımızda bulunan iki mal gitti, Has ofise geçti ve Ay'la baş başa kaldık. 

"-Gitme demiyor muyum ben sana ? Gitme işte.
+ Yangın merdivenine falan gidemeyiz. 
- Tamam sorun değil, buluruz bir yer."

İkimizde fazlasıyla sakiniz. Sonunun ne olacağını biliyoruz çünkü. 
Ama hiçbir şey tahmin ettiğimiz gibi olmuyormuş bir daha anladım. Sonu bildiğimiz gibi bitmedi..
Bir park bulup orada sevişmeye gittik. Sadece 5 dakika. 300 saniye içerisinde işimizi halletmiştik.
En son Ay'la seviştiğimizde çok pis bir tokat atmıştım. O gün bugündür adam bel altını unutmuş resmen. Tam 2 ay. 
Hiçbir şey yapmamış. İşin cinsellik kısmını geçiyorum. O kafada değilim zaten.
"Gidelim mi?" diye sordu, başımı sallayarak yürümeye başladım. 
Hala neden olduğunu çözebilmiş değilim ama sürekli dediğim gibi hayatıma giren adamlar kimseye göstermedikleri yüzlerini bana gösteriyorlar. Ay'da o adamlardan birisi, en başından beri.


Bunu nasıl tanımlayacağımı gerçekten bilmiyorum. 
Ay yanımda hüngür hüngür ağladı. Gözyaşları o kaldırıma aktıkça benim içimden bir şeyler koptu yola düştü ve bütün arabalar yerde kalan parçamın üstünden geçtiler sanki. 

"Benim ne yaşadığımı kimse bilmiyor Pinky. Ben yetim büyüdüm. Aç kaldım, açıkta kaldım, yoksulluk çektim. Sokaklarda yattım. Haftalarca eve gitmedim. Daha küçücükken sırf paramız olmadığı için çalışıyordum ben. 13 yaşında boyum daha senin bacağın kadarken tohum alıp yetiştirip satıyordum. Akıla bakar mısın ? Herkes arkamdan konuşuyor, herkes bir şeyler söylüyor. Ben bıktım ya bıktım amına koyayım. Şimdi veletler sırf özentilikten bir şeyler yaşamaya çalışıyorlar. Ben o amını siktiklerimin yaşamak istediği şeyleri çok küçükken yaşıyordum. Çok siktiler beni. Şu hayatta çok sikildim Pinky." 

Bir yandan küfür ediyor, bir yandan ağlıyor, bir yandan da bunları anlatıyordu. Susmaktan başka hiçbir şey yapamadım. Gözlerini bana çevirdiğinde ne demek istediğimi anlamıştı zaten. 
Elimi göğsünün üzerine koyup;
"+ Senin tam şuranda ne olduğunu bilen var mı ? Senin içindekini anlayabilen var mı ?
- Yok.
+ Hiç kimse bu zamana kadar seni düşünmedi değil mi ?
- Düşünmedi.
+ Sende sırf bu yüzden böylesin işte. Kimseye şans vermek istemiyorsun. Hep başkalarını düşündün, insanlara değer verdin ama kimse kıymetini bilmedi. Al işte anasını satıyım sırf bu yüzden kimseye güvenemiyorsun sen. Gelip sana "Ay nasılsın?" diye sormaz insanlar. Çıkarı için yanında olurlar sonra siktir olup giderler. Ama kaybeden sen olacaksın her zaman. Çünkü gram değmeyecek adamları alıyorsun hayatına. 
- Ben biliyorum Pinky. Bir insanın gözüne baktığımda anlıyorum her şeyi ya. Çözdüm artık. Birisi bana baksa diyorum ya; ya bu beni dövecek, ya gıcık oluyor yada seviyor. Hissedebiliyorum.
+ Benim gözlerime bakınca da hissedebiliyor musun ?
- Hissediyorum.
+ Söyle o zaman. 
- Ya biliyorum işte. Çok iyi biliyorum. 
+ Bilemezsin. Sana olan duygularımdan bahsetmiyorum. Benim neden böyle bir insan olduğumu biliyor musun sen ?
- Biliyorum, sende çok çektin. 
+ Çok çektim evet. Ben senelerce tecavüze uğradım senin haberin var mı ? Senin 13 yaşında girdiğin ortamlar varya, ben oralarda orospu çocukları yüzünden meze oluyordum. Mal alamadığımızda "git bir öpüş onunla bedavadan verir mal" diyorlardı. Bunların hiçbirini bilmiyorsun işte."

Ben bunları söylediğim için Ay ise bunları duyduğu için kısa süreli bir şok geçirdik. Sendeledi, resmen dizlerinin bağı çözüldü. Olduğu kaldırımdan aşağı düştü. 
"Kimseye şans vermeyecek misin hayatın boyunca?" dedim "hayır" dedi.

Ağladığında elimi yüzüne attım, gözyaşlarını silebilmek için. "Yapma" dedi sadece. Yapmadım. 
Hava buz gibiydi. Eminim ki, kalplerimiz bizi ısıtıyordu. 
Yanından ayrılırken yanağını uzattı. Öptüm.
Dikkat et diyebildim sadece. 
Dikkat etmesi gerekiyordu. 
Şans ver bize. Ufacık bir şans sadece. Emin ol zararlı çıkmayacaksın.
Şuan değil belki.. ama daha sonra taş kalpli adam..  
diye devam ettim kısık bir sesle. 

9 Aralık 2015 Çarşamba

çocukluğuma aşık olan bir adam.

   Ancak yazdığım zaman rahatlayacakmışım gibi geliyor. Nedendir bilmem, uzun zamandır şuraya oturup ekrana mal mal bakmaktan başka bir bok yapmıyorum. Yazsam rahatlayabilirim ama yazmak istemiyorum sanki. Çünkü her şeyi tek tek düşünüp, onları tek tek parmak uçlarıma dökmem lazım. Ve sanırım düşünmek beni korkutuyor.
Çünkü delirebilirim.
   Çiçek'le başlıyorum.
Ben ondan ayrıldıktan sonra adam şehri terk edip gitti resmen. Hatta haritada yerini bile gösteremeyeceğim, adını hatırlamadığım bir şehre. Ama ben günlerce onu rahat bırakmadım. Nedenini bilmiyorum, yani sevdiğim için yaptım diyemem. Her ne kadar seviyor olsam bile bir kere kendi kendime "yok" demiş olsaydım geri dönüş asla yapmazdım.
Sadece ve sadece Çiçek'i kaybetmek istemediğim için tekrar döndüm ona. Geçmişten bana kalan tek şey o artık sanırım. Önceleri uzakta olsa bile bana yardım eden adam sevgilim olarak hayatıma girdi.
Onun gelmesiyle neler neler öğreniyorum.
Bonz plan kurup beni Çiçek'e pazarlamaya çalışıyormuş. Güya kardeşi faydalanacak, onunda işi görülecek. Çok düşünüyor ya kardeşini.
Her seferinde Çiçek'e bu teklifi sunmuş, istisnasız HER SEFERİNDE ! "Bak ben gidiyorum Pinky'nin yanına gel sende" diye. Çiçek ise her seferinde reddetmiş.
Bu muhabbetleri düşünürken geçmiştikleri hatırlıyorum bir anda. Black'le aramızın iyi olduğu ilk gün ona Bonz'u anlatmış ve onunla buluşacağımı söylemiştim.
İşte o gün; Bonz yine eve gelip beni sikip gitmişti. Arkasından saatlerce ağlamıştım. Hatta benim üzerimde nefes nefeseyken "Çiçek'le kuzeni falan bizdeler, bağır biraz sesini duysunlar. Onları da çağırayım istersen." demişti.
Ben o günden sonra aylarca regl olmadım. Hamile kalmaktan deli gibi korkuyordum. Çünkü kafası güzel nereye boşaldığını bile hatırlamıyordu Bonz. Hiçbir zaman korunmadık ki, ben korunmaktan ne anlardım ki o zamanlar zaten. O zaman ilk defa Black'e "eğer hamile olmuş olsam ne yapardık?" diye sormuştum.
   Şimdi sesimi duymasını istediği adamlardan bir tanesi sevgilim diğeri ise bana "yenge" diyor. Ve sırf gün içinde görüşemedik diye beni görebilmek için kapıma kadar geliyorlar.


Ben bu yüzden Çiçek'i kaybetmek istemedim. Bonz için hiçbir zaman kötü şeyler söylememiştim. Çok iyi bir arkadaş, iyi bir dost, çok aileci, süper baba olur, yeri geldiğinde sadıktır blaa blaa blaa....
Beni sevmediği için bana böyle davranıyor diye kabullenmiş her şeye göz yummuştum. O kadar salakmışım ki.
Hayatımda tek bir insana bile eyvallahım olmamasına rağmen bir orospu çocuğu yüzünden her şeyi, en önemlisi kendi hayatımı sikip atmışım ben.
Bonz'a sadece acıyorum artık. Hayatının hiçbir döneminde kazanamayacak çünkü. Bu zamana kadar kaybeden olmuş bundan sonrada hep öyle olacak.
Zavallı..


Çiçek'le gün içinde defalarca tartışıyor, sürekli bir şeyler için kavga ediyoruz. Ama sebebi olmadan yada bazen her şeyi sebep oluyor kavga etmemize. 
Çok fazla sorunu var ve ben bazen o sorunlarla uğraşmak istemiyorum. Adam çoğu zaman unutuyor beni. Kendi kafasının içerisinde bir şeyler yaşıyor. Bende sırf bu yüzden serbest bırakıyorum onu. 
Ha, en büyük sorun sevişme mevzusuydu. Onu hallettik gibi, bir kerede seviştik biraz. Yani sonu kavgayla bitti amaaa ben hayatımda böyle güzel bir şey görmedim !!
Yinede her şeyden kurtulmama yardımcı oldu. Bonz bu saatten sonra benim adımı ağzına dahi alamaz. Birazda olsa bazı şeylerden elimi ayağımı çekmemi sağladı. 
En güzeli ise bu adam benim çocukluğuma aşık. Beni ilk öyle tanıdı. 
Bir sefer şansa baya eski bir fotoğrafıma denk geldik, oda dakikalarca bakıp sadece "şu güzelliğe bakar mısın ya" deyip durdu. 
Belki bu halimi sevmiyor bilemem. Adama çok kötü ithamlarda bulunuyorum zaten genellikle. Sürekli "beni sevmiyorsun, beni takmıyorsun, senin umurunda değilim, beni aldatıyorsun" diye dert yanıyorum. Haliyle bıkıyor oda bir süreden sonra. Haklı da.



   Ama maalesef çocuk değilim artık. Yüzümden eski masumluğum akmıyor. Gözlerim eski kadar parlak bakmıyor. Eskisi gibi güçlü değilim. Dayanma sınırım eskisi gibi yükseklerde değil.
Ben artık kimseyi istemiyorum bile.