25 Ekim 2015 Pazar

Durur Belki Basucunda ..

   Hayatımda sürekli tekrarlayacağım şey sanırım, geçmişimin beni bırakmadığı olur. O kadar fazla adam tanıdım ki, bazıları "adam" kelimesini bile hak etmiyorlardı. Bazıları ise, adamlığı dibine kadar yaşatıyordu.
Hep ufakta olsa yara, iz bırakan adamlar geldi geçti. Aşırı sevdim, aşırı sevilmedim. 
Ulan ben hiç sevilmedim.
Hepsinin ortak yanı ise; hayatının bir döneminde yaşadığı kimseye anlatamadığı, kimseyle paylaşamadığı anılarını, acılarını, ihanetlerini, yanlışlarını sadece bana anlatmaları.
Öyle ki -o kadar eminim ki- tek bir şey bile olsa, onlar hakkında kimsenin bilmediği şeylerini biliyorum. Düşünüyorum "bunlarla amacımız sadece yatmak değil miydi ben ne zaman adamın dert ortağı olmuşum?" 
  Etrafımdakileri uzaklaştırıp her şeyden elimi ayağımı çekme planları yapıyordum. Ama geçmişim bir türlü paçamı bırakmıyor. Hiç tahmin etmediğim bir anda karşıma dikiliyor öylece. Bense küçülüyorum o bana bakarken. Yerin dibine geçiyorum. Suçlu ben olmasam bile. Hatayı yapmış olan ben olmasam bile.
Çiçek anlattıklarımı dişlerini sıkarak dinlerken ben bittim her an. Suç bende değildi. Yaşadıklarımda, yaptıklarımda, hatalarımda yada acılarım da suç bende değildi ikimizde biliyorduk.
"Bir erkek -adam kelimesi yakışmayan gavat- bir kadına daha ne kadar kötü davranabilir?" 
"Bir erkeğin nasıl bu kadar dönebilir?" 
"Bir erkek.." 
"Bir erkek bir kadını nasıl hiç sevmez? Nasıl hatır bilmez? Nasıl bu kadar şerefsizleşebilir?" soruları aklında dolandı durdu saatlerce biliyorum. Eminim.
Özellikle bu "erkek" diye bahsettiğim kişi onun en yakın arkadaşıysa. Kardeşim dediği kişinin kötü huylarını bilmesine ve memnun olmamasına rağmen hiçbir şey yapamıyorsa.
 

   Kötü zamanımda hep yanımda olup zorlukları atlatmamı sağlayan Çiçek'ten doğru düzgün bahsetmedim hiç. Onunla ilgili dediğim tek şey "bana hep yardım etti" oldu.
Sanırım buda benim iyi anılarımı anlatamamdan kaynaklanıyor. Çiçek hiç ortada olmazdı. Çok görüşmez, çok konuşmazdık. Ama ne zaman ki ben kötü olayım, ne zaman ki ben dibe batayım gelip beni kurtarırdı.
Tanışmamız bile Bonz'un beni ona pazarlamaya çalışmasıyla olmuştu. Ama Çiçek ne düşündü de bana sadece yardım eden kişi oldu bilmiyorum.
Cumartesi sabahı kahvaltıya gitme planı yaptık. "Sana bir sürprizim var" dedi bir önceki akşam. Maalesef güvenemediğim için kendimi en kötü duruma hazırladım sadece. Maalesef diyorum çünkü, her zaman benim yanımda olan adama bile güvenemiyorum artık. Sadece o değil, hiç kimse..
  Arabasına bindiğim an yarı hüzünlü yarı heyecanlı bana yapmayı düşündüğü sürprizi açıkladı.
GEMİDE KAHVALTI !
Abi, GEMİDE. GEMİ !
Ben hiç böyle bir şey yaşamamışım, görmemişim. O ise benim için en güzel şeyi en fazla mutlu olacağım şeyi düşünüyormuş. Oraya gitme planımız gerçekleşmedi ama yinede bana en iyi güne başlangıcı yaşattı.
Oda benim gibi kahvaltıyı sevmeyen birisi. Gittik bir kafeye oturduk, yaptığımız tek şey çay ve sigara içerek muhabbet etmek.
Aklımıza sonradan geldi de kahvaltı yaptık.
   Kardeşim dediği kişiyle ilgili konuşurken -ki bu Bonz oluyor- "piç" diyordu sadece. Bonz'un Çiçek'e attıkları kazıkları, altındaki kızı Bonz'un koynuna sırf istedi diye verdiğini, Bonz aşık olduğu zaman gidip kızın sevgilisinin arabasının camlarını patlattığını..
Daha binlerce olayı sindire sindire anlattı. Bonz'un kıymet bilmeyen birisi olduğunu oda çok iyi biliyordu.
Benim ağlamama rağmen Bonz'un benimle zorla birlikte olmaya çalıştığını, bu durumda daha fazla tahrik olduğunu, karşısındaki insanı bir hiçe saydığını söylediğimde kelimelerimin hepsini tek tek onayladı. Ben onları anlatırken dişlerini sıkarak beni dinliyordu.
Ben Çiçek'i görmeye gittiğim gün, aslında Bonz'un haberinin olmadığını öğrendim. Buna rağmen alıp beni -3'e indirmesini, orada benimle sevişmeye çalışmasının onun şerefsizliği olduğunun oda farkındaydı.
 
   "Her kızı sikersin ama her kızı sevemezsin" lafını ikinci defa Çiçek'in ağzından duydum. Çok haklıydı. Anlattıklarında, hareketlerinde, sinirlenmekte çok çok haklıydı.
Ama Bonz her kızı sikemezdi.
Gün gelecek ki, bu sefer ben onu öyle bir sikecem kii..
  Black'la olanları konuştuğumuzda bana "amk sen tecavüze uğradın lan resmen" dedi gülerek. Öyle bir durum, öyle bir kabullenmek istememek ki bu. Ancak gülebiliyordu.
Tecavüz ulan.
Bunu yaşamak, ağzından 3 heceyle çıkması gibi kolay mıydı ?
Tecavüze uğradığını kabullenmek "çocuktuk o zamanlar" diyerek yaşadıklarını sindirmek kadar kolay mıydı ?
O kelimeyi tek seferde söylemek, içine giren her yarrak darbesinin acısını unutmak gibi bir şey mi ?
Döktüğün her gözyaşının silinmesi gibi mi ?
Yada, tecavüze uğradığını kabullenmen o şerefsiz sen bayıldığın halde seni sikmeye devam etmesinin, senin üzerinde nefes nefese kalırken "hadi biraz daha bağır" demesinin bir mükafatı mıydı ?
"Bak işte amk beni zamanında böyle sikmişti" diye övünebileceğim bir şey mi ?
   Hayır hiç sanmıyorum. O orospu çocuğu beni cigarasının altına meze olarak yaptığı günden beri değil.
Ben savunmasız, kimsesiz, yardıma muhtaç olduğum halde bana bir tekmede koyması demek bu. Onunla yaşadıklarımdan sonra hayatımda kimseye güvenmemem demek. Birisinin beni arzulamasının bana çok normal gelmesi demek. Gereken normallikten bahsetmiyorum. Bu benim için kimsenin beni sevmeyeceğine inanmam demek.
Karşımdaki kişi, kafamı tutup ağzıma bir şeyler sokmaya çalıştığı zaman benim tek kelime edememem demek. Kendimi koruyamamam, daha fazla hırçınlaşmam demek.
Bu ve bunun gibi bir sürü şey sıralayabilirim ama artık içimdekileri dökecek güç kalmadı bende.

   Artık her sinirlendiğim zaman, acı bir sıcaklıkta akan suyun altına girip etlerimi yakma rutinim bile paklamaz beni. Ellerimin üstünün paramparça olması, duvarları yumruklamam bile kurtarmaz bu saatten sonra.
Gittikçe hissizleşiyorum ya, en çokta bu sıkıyor canımı. Hiçbir şeye sevinemiyor, hiçbir şeyden tatmin olamıyor,  hiçbir şeyin tadını çıkaramıyorum. "Çok güçlüsün sen" sözleri işlemiyor artık. Güçlü falan değilim. Hep daha fazlasını istemelerinden bıktım. İnsanları memnun etmeye çalışmaktan.
Etrafımdakileri kırıyorum farkındayım. Kimsede beni anlamıyor biliyorum.
Sikimde mi artık ? Değil amına koyayım.


Güvenmemem gerekenlere hep fazlasıyla güvendim.
Güvenmem gereken adamlara ise güvenebilmeyi bir türlü başaramadım.

20 Ekim 2015 Salı

Tarih Tekerrür Eder Birader ..


 Ne yaparsan yap, olacak olandan kaçamıyorsun bu bir gerçek. Tanıdığın, bildiğin, alışık olduğun insanlar daha hoş geliyor insana. Zor olan, ulaşamadığın her zaman daha çekici. Gözlerini çevirdiğinde, baktığın yerde olunca mutlu oluyorsun sadece.
El hareketlerinden konuşmasına, gülmesinden baktığı şekle kadar mıh gibi kazınmış aklına. Hepsini biliyorsun. "Ulan bu adam lan işte" diyorsun. "Ciğerine kadar biliyorum. Bu adam benim" diye sahipleniyorsun.
  Hehh tamda bu durum benimki de.
Kaçmaya çalışsam da kurtulamadığım acım. Hüznüm. Mutluluğum. Gözyaşım. 
Evet evet Bonz.. 
Artık söylediğim sözleri tekrar söylemek, kurduğum cümleleri bir daha bir daha kurmak istemiyorum. Çünkü gereğinden fazla yoruldum. 
Bundan 2 gün önce Bonz'un en yakın arkadaşı Çiçek'le karşılaştım. Bana hep yardım eden o güzel adam. Muhabbet ettik, eskileri yad ettik. Ertesi gün sürekli gözüm telefondaydı. Belki arar, belki yazar diye. O büyük patlama bugün oldu. 
Çiçek'in yanına gittiğimde beni tenine en uyumlu olan mavi gömleğiyle Bonz karşıladı. Black yanımda. Bunca zamandır hayatımda olan insan ilk defa Bonz'la tanışacak. Gün arasında muhabbetini yaptığım her şeyin aynılarını Bonz tek tek söyledi.
Laf arasında Ran'dan bahsettiler. Görüşüyorlar mı bilemem. 
Ama o an, Ran'ın adını duyduğumda aklımdan sadece yaşadıklarım geçti. Belki zamanında hepsi bir sürü iş çevirmişti arkamdan. Hakkımda planladıkları şeyler vardı. Ama Ran belki bana yardım etmeyi seçti. Yada hiç iyi bir adam değildi ben öyle görmek istedim onu. 
   Bonz karşımda oturuyordu. Gözlerini dikmiş beni izliyordu sadece. Büyüdüğümün, eskisi gibi olmadığımın farkındaydı. Kaşımın, gözümün, ağzımın her hareketinden ne demek istediğimi tak diye anlıyordu. 
Hiçbir şey olmamış, sanki hiçbir şey yaşamamışız gibi geçmişten konuşup gülüyorduk öylece. 
Ne kadar "bitti" dersem diyeyim bitmiyor işte. Gelip bir yerden buluyor beni tekrar geçmişim. 
Her şeyi geride bırakmış -bırakmaya çalışmış- yolumu bulmaya çalışıyordum. Yolum yine aynı yere çıktı işte. 
Pişmanlık duymuyorum. Halime üzülmüyorum bu sefer. "Yine nerden bulaştım ben amk" demiyorum, diyemiyorum. 
Bıraktım zamana, anı yaşıyorum.
Bonz yada bir başkası umurumda değil. Nasıl ve nerede mutlu oluyorsam, nerede kendimi iyi hissediyorsam eğer orada olacağım. 
Sevgim azaldı mı bilmiyorum. Aslında, öyle bir seçenek sunamam bile. Ama sanırım korkmuyorum artık. Biraz daha rahatım. Eskisinden daha dik başlıyım Bonz'a karşı.
Daha kesin, daha kararlı. 
En önemlisi artık daha bilinçli. 
Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır diyerek yürüyorum bu sefer. 
Aynı kitabı okumak, aynı filmi izlemek gibi bir şey sanırım bu. 
Ama karşına çıkacak şeyi bildiğin için daha tedbirli oluyorsun. Aynı filmde ikinci defa gülmez, ikinci defa korkmazsın. 
İkinci defa acı çekmem bende.. 

10 Ekim 2015 Cumartesi

Mayın Tarlası

  Ulan yapamıyorum işte. Olmuyor amk. Aklımdan bir şeyler geçiriyorum sürekli. Gerçekleşmesi için bekliyorum. Bir şeylerin yoluna girmesi için. Kafam dağınık, vücudum yorgun.
Mutlu olmak için bekliyorum. Black bir seferinde "ota boka gülen, her şeyle mutlu olabilen seni; o adam yinede mutlu edemedi" demişti.
O adam Ay..
  Gecem, gündüzüm olan Ay. Mutlu olamadım, olamadık. Ondan çok şey bekledim belkide. "Çok anlam yükledim sanırım" demek isterdim. Hatayı yine kendimde bulabilirdim ama bu sefer gerçekten haksızlık olurdu benim için. Her şeyi normalde çok çok abartıyor olabilirim. Kabulüm, en olmadık şeylere fazla anlam yüklüyorum.
Ama yeminim olsun ki; bu sefer hepsinden ama hepsinden farklıydı. Bu cümleyi kırk kere kurmuşumdur biliyorum. Ha, kalkıpta "neyi farklıydı amında koduğum" diye sorsanız o 'farklılığı' söyleyemem. Çünkü farklı olan şeyi bulabilseydim aramızda olan şeyi çoktan anlamış olurdum.
Ama anlamıyorum lan. Bu kıt beynim almıyor hiçbir türlü. Sürekli kavga ediyoruz. Aramızda geçen şeyleri sorguluyoruz. Yinede ne zaman bir araya gelsek her şey uçup gidiyor sanki. Biliyorum ki, bu adamın amacı beni kullanmak değil. Sabahın köründe çağırdığımda sadece yanımda uyuduğunu, benimle sadece ve sadece konuşup oturduğunu biliyorum.
Ben sevişmek için her adım attığımda "güzelim boşverelim sevişmeyi şimdi, kal böyle yanımda sen" dediğini biliyorum.
Ulan "bana dokunma" dediğimde yüzüme bakarken bile korkarak hareket ettiğini biliyorum.
  Hiçbir şey beklemeden, hiçbir şey istemeden. Sigarasının dumanını üflerken dakikalarca yüzümü izlediğini hatırlıyorum. Sanki beni kaybedecekmiş gibi. Öyle büyük bir korkuyla bakmaktı o. Çok iyi biliyorum o bakışı, çünkü aynı şekilde bende ona bakıyordum her seferinde.
  Birbirimize ihtiyacımız vardı. O benden aşkı öğrenecekti daha. Sevmenin güzelliğini görecekti, sevilmenin kıymetini anlayacaktı.
Ama bir götlük yapmasaydı tabii. Öyle bir adam ki; ya aynı ben bu gavat.
  Amın oğlu. Kafası hep karışı aynı, tıpkı benim gibi. Ne istediğini, ne yapacağını bir türlü bilmiyor. Bak buda aynı ben.
Ha birde çok güzel kokuyor şerefsiz.
Sekse çok düşkün bir bebe değil birde. Nedendir bilmiyorum, bu daha çok işin duygulu kısmını seviyor. Sevişirken öyle güzel hissettiriyor ki insana. Çok şey biliyor, işini çok iyi yapıyor demiyorum. Hatta bu konuda pek bir bilgisi, tecrübesi bile yok. Ama çok güzel seviyor insanı. Sadece bana mı böyle davranıyor yoksa her seviştiği kişiye böyle mi bilmiyorum.
  Vücuduma, yüzüme dokunması bir başka. Teninin sıcaklığı, benim tenimle uyumu çok güzel be.
Gerçekten kelimenin tam anlamını bulamıyorum. Öpüşürken gözlerimin içine bakması bile bir başka. Adamın "çirkin" diye seslenişini bile seviyorum lan.


  Ben zaten duygularını en hat safhada yaşayan bir insanım. Seviyorsan çok fazla severim, soğuduğum zaman hiçbir türlü gözüm görmez. Nefretim çok ağırdır. Ama sevgim ondan dahada ağır. Sevindiğim zaman dozunu bilmem, üzüldüğümde kendimi ipin ucuna getiririm. 
Ama bildiğim bir şey var ki, -ammaaan nazar değmesin- hayatıma gelen kim olursa olsun gideni aratmadı hiç. İyi yada kötü her anlamda hemde.
Gelen hep bir öncekinden daha çok sevdi. Ben daha çok sevdim. Gelen hep bir öncekinden daha çok üzdü beni. Ben daha çok yıkıldım. Gelen hep bir öncekinden daha fazla şey öğretti bana. Ben hep biraz daha büyüdüm.
  Şimdi ben anlatamam ki onu nasıl sevdiğimi. İçimde nasıl bir sevgi beslediğimi. Sevgimin tüm nefretin önüne geçtiğini.
Ben severim işte.
Belki çok geç, belki çok erken. Hiç düşünmeden severim işte.