15 Temmuz 2015 Çarşamba

Kayıp Kentin Yakışıklısı

Haberi duyduğum anda;
"Kaçırıldığında da
Kaybolduğunda da
Ve cesetken de
Yakışıklıydı...
Amcamdı..." dizeleri geldi aklıma.

   Bu sefer ortada bir ölüm yok belki ama bir o kadar zor durum var. Çocukken daha başka geliyor her şey insanın gözüne. Farkına varamıyorsun bazen yada üzülemiyorsun o kadar fazla. Çoğu şeyi anlamıyorsun ya zaten. O küçücük bedenle bir anlam yükleyemiyor insan tüm olan bitene.
Ama bazı çocuklar o kadar şanslı değildir.
O küçücük bedenle büyük yükler taşımak zorunda kalıyor. Gözlerinin önünde yaşanıyor her şey, tek tek şahit oluyor o şanssız çocuklar. O "şanslı" çocuklardan olamadım bende birçoğumuz gibi.
Kötülük, pislik içinde büyümek zorunda kaldım. Erkenden büyüdüm bu sayede. Hiçbir zaman pişmanlık duymadım yaşadıklarımdan, hiçbir zaman şikayet etmedim.
Onlar büyüttü beni. Şikayet eder miyim hiç ?
Güçlü bir bağı olan ailenin içinde büyümedim. Yaşım iki basamaklı olana kadar etrafımızda kimse kalmamıştı zaten. Herkes bir yerlerde kopuk yaşarız. Hatta öyle ki; yeni evimizin nerede olduğunu hiç kimse bilmez bile. "Nerede çokluk orada bokluk" der babam. Onun da yaşlanmaya başlayınca kafasına dank etmiş zaten.
Genişte bir aile var bizde aslında. Babam kuzenleriyle birlikte olduğu için kardeş gibi büyümüşler.
Yani bir sürü amcam bir sürü halam var. Allah bilir, halalarımı günahım kadar sevmem. Kim bilir kaç yıldır ne yüzlerini görürüm ne de seslerini duyarım zaten.
Ama amca öyle olmuyor. Yani bizim defterimizde öyle olmadı. Halalarımdan ne kadar nefret ediyorsam amcalarımı bir o kadar çok severim açıkçası.
   Ailede en önce gelen çocuk benim, birde kız olunca hiç kız gibi büyütülmüyorsun doğal olarak. Oturduğumuz yerde bir meydan vardı önceden, öyle gelişmemiş tabi o zamanlar. Akşam beni yanına alıp kahveye götürürdü. Taş, kağıt oyunlarını bu sayede öğrendim zaten. Bide bildiğin erkek çocuğuna benziyorum. Erkek gibi giyiniyorum, muhakkak elimde/cebimde amcalarımdan birinin verdiği emanet oluyordu.
Hepsi o kadar güzel adamlar ki, anlatamam. Ciddi anlamda çok iyi insanlardır. Kimseye zarar vermediler diyemem, çok insanın canını yaktılar çünkü. Ama herkesten önce en çok kendilerine zarar verdiler. Çoğul olarak konuşuyorum çünkü, bütün amcalarım öyledir.
Ama bu hiçi yüzü gülmeyen amcamla ilgili. Yeşil. Yemyeşil gözleri vardır amcamın. Dağ gibi adam, yakışıklı da. Birde taşşaklı ki sorma.
Bu yakada otururken minibüs hattı çekiyordu. Bir sıkıntım olurdu arardım anında hallederdi. Babama gidip anlatmadığım, paylaşmadığım sıkıntıları o bilirdi hep.
Hayat gayesi tabi, herkesin sorunları var. Herkesin başından aşkın bir sürü derdi var. Ama hiçbir zaman sırtını çevirmedi bana, hiçbir zaman çocuğundan ayırmadı.

   Eşten yüzü hiç gülmedi Yeşil amcamın. Çocuğu 6 aylıkken karısı siktir olup gidiyor. Tek başına kalıyor adamcağız, çocuğuyla bir başına. Ha birde annesi var başında -babaanne derim ona da düşman başına o kadın. Nerede fitne nerede fesat karı içinde. Yıllar geçti gitti derken birisini daha buluyor amcam. Geldi "evleniyorum" dedi. Kına gecesi yapıyoruz akşam evde. Altınlar paralar, ne ararsan sürüsüne bereket. Sabah bir kalkıyor, kadın yok. Orospu paraları da hiç etmiş kaçmış.
O zaman gece karşımda oturmuş cigarasını içiyordu. Çok küçüklükten beri o boku içmesine rağmen kilosundan hiç ödün vermemiştir bu zamana kadar. Adamın doğası kilodan ibaret. Çokta güzel yakışırdı o kilo ona. Cigarasından bir duman alıp "aşık oldun mu hiç Pinky sen?" diye sormuştu. Benim aşkım ta o zamanlardan beri var tabi. Herkes erkek gibi biliyor ya beni, bozmak istemedim o imajı hiç. "Değilim amca" dedim. "Olma zaten. Adamın anasını sikiyor aşk. Senin sülalen belli, kaderin belli. Doğan diğer çocuklarda öyle. Basiretimiz bağlı amına koyayım bizim. Bir bok çıkmıyor bu aileden baksana." 
"Öyle olmaz belki amca" dedim kendim bile inanmayarak. "Nereden biliyorsun lan belki ben kurtarırım hepinizi. Aileden bir bok olmasın tamamda benden olur belki. O zaman yardımcı olurum herkese." 
Yeşil gözleriyle delici bir bakış attı bana. "Sen kendini kurtar güzel kızım benim. Boşver bizi, biz bittik zaten. Hepimiz bittik. Dağıldık baksana. Sen kendini kurtar kaç kurtul hepimizden. Tanıma bile hiçbirimizi" demişti.
Söylediği her şeyde çok haklıydı. Bu olayın üstünden de yıllar geçti. Kapımıza geldi bir gün. Babamla konuşmak istiyordu, en büyük o çünkü. "Abi" dedi, "aşık oldum ben yine."
"Helal amca sana" dedim içimden, "adam aşka küsmüyor hiç"
Ama diğer kadınlar gibi buda normal birisi değildi. Oturduğumuz semtin orospularından birisiyle evlenmek istiyormuş. Bildiğin orospu, o semtte bu karının elinden geçmemiş adam yoktur o derece. Kimse bir şey diyemedi, Yeşil istediyse bizde kabul etmek zorundayız dediler, kabul ettiler.
 
 

   Düzeni bozup senelerdir oturduğumuz mahalleden ilk ayrılanda onlar oldu. Bırakacaktı her şeyi, öyle demişti. Otunu, bokunu, püsürünü her şeyi. "Daha içmiyorum bu siktiğiminin şeyini" derdi. Ama bırakamadı. Gitti bu yakadan, diğer yakaya taşındı. Bu sefer bahçesinde ot yetiştirmeye başladı. Yinede kimseye satmadı, kimsenin peşkeşliğini yapmadı. Kendi keyfine bakmaya başladı.
En son onlara kalmaya gitmiştim bir yaz. Uzunca bir zaman geçti şimdi üstünden.
"Sende büyüdün be Pinky" dedi öylesine oturduğumuz bir akşam. İkinci karının onu terk ettiği zaman geldi aklıma. Aynı insan, aynı hava, aynı cigara.. aynı duman.
"+ Büyüdük amca n'apıcaksın?
- Daha dün küçücüktün lan erkek fatma.
+ Ben hala öyleyim. Sen merak etme. Değişmem, bizim kaderimiz belli.
- Aşık oldun mu bari?" oda unutmamıştı o zaman olan konuşmamızı. Soruyu sorarken gözlerinin içi gülüyordu bu sefer. Hüzünlü değildi yeşil gözleri.
"Oldum amca." Bu sefer yalan söyleyecek halim yoktu. Aşık olmadığımı söyleseydim eğer inanmazdı da zaten. Güldü, "görecen ebeninkini tersten" dedi. Artık neler yaşadığımı anlatamıyordum ona. Anlatmış olsaydım, Bonz diye birisi kalmazdı ortalıkta.
"Gördüm ya zaten hiç sorma." Zor şeyler yaşadığımın farkına varabiliyordu ama artık yapabileceği bir şey yoktu.
   Bundan birkaç yıl sonra vurulduğunun haberini aldım. Apar topar gittim yanına. "Sikecem o şerefsizlerin amını" diyordu. Yüzüme baktı; "bak kızım sen bizim gibi olma" dedi.
Hayatımda onun kadar eğlenceli bir insan daha görmemişimdir. Çok güler, çokta güldürürdü. Ama içinde ne fırtınalar kopuyordu kim bilir.
"Pinky" dedi ben mutfakta otururken "git odamda ot var" diyerek cümleye başladı. Çarşafla otu getir demesini bekliyordum ki; "sar şunu getir içeyim" diye bitirdi.
Amca ne diyon, nasıl yaparım ben diye palavra atmama izin vermeden "ya hadi git sar işte anasını satıyım yaprak sarması gibi düşün la kolay" diye cümlelerimi kesti.
   Bu gece öğrendim ki; 12 yıl hüküm vermişler Yeşil Amca'ma.
Yıllar önce birkaç adamla uyuşturucu yüzünden aralarında mevzu çıkıyor bunların. Sen misin bize yamuk yapan diye adamı alıp mağaralardan birine götürüyorlar. Aralarında küçük amcamda var. Kaldırdıkları adamı lime lime ediyorlar. Ölse daha şanslı. Etlerini paramparça ediyorlar, kemiklerini kırıyorlar, kesmedikleri yerini bırakmıyorlar.
Küçük amcam piç, sıyrılıyor aradan kurtarıyor kendini. 4 ay önce aldılar Yeşil amcamı içeri. Ama o kalem kırılmadan, iş ciddiye binmeden insan düşünemiyor.
Tamı tamına 12 yıl verdiler.
Haberi duyduğumda gözümün önüne geldi onunla geçen bütün zamanlarım. Delici yeşil bakışları, kocaman bedeni, cigara sarışı, içişi.. bana verdiği nasihatlar. Hepsi ama hepsi.
Biraz zayıflamış.
Ama olsun, oda yakışmıştır eminim.
O her zaman yakışıklıydı.
Amcamdı...



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

13 Temmuz 2015 Pazartesi

ölüyorum adam..

Neredesin be adam ! 
Bak, herkes deli olduğumu düşünüyor benim. Kimse sikine bile takmıyor artık. Sıkıldılar benden biliyor musun ? Hani derdin ya "ulan Pinky kimse senin yanında sıkılmaz ki." Sonra o muhteşem gülümsemeni yerleştirirdin suratına. 
Ama sıkıldılar. Kimse senin hakkında bir şey dinlemek istemiyor artık. Ben yinede durmadan senden bahsediyorum sürekli. Olmuyor işte. Seninle ilgili konuşmadan, yaşadıklarımızı anlatmadan duramıyorum. 
Anılarımız var senden arta kalan sadece. Hala yaşıyorum ben geçen her günümüzü. Hüzünle hatırlıyorum hepsini. 
Hala uğraşıyorum aslında. Ne için uğraştığımı bilmeden hemde. Bir şeyleri yola koymak için çaba sarf ediyorum. Fakat o "şeyin" ne olduğunu bile bilmiyorum daha. 
Bir dikiş tutturamadım anasını satıyım. Hiçte değişmedim. Değişebileceğimi düşünmüyorum zaten.
Hiçbir amacım, planım olmadan yaşıyorum yine. Bildiğin gibi her şey, tıpkı bıraktığımız gibi. En kötüsü bu ya zaten, sürekli senin acını çekiyorum. Seni hayatımdan çıkartmış olmam aklımdan, kalbimden çıkartmak değilmiş anladım. 
Tek fark var. Sen yoksun. 
Geleceğim, yarınım umurumda değil. "2 dakika sonra ölmeyeceğim ne malum lan" cümlesiyle yaşıyorum hala. 
Değişmemişim değil mi? 
Değişmem ki. 
Gün geçtikçe daha kötü oluyorum ama. Bilmiyorsun bak bunları. Zaten cesaretim yok hiç söylemeye. 
Saçım hala uzatamıyorum. Biraz uzasa kesiyorum hemen. Kimse dokunmasın senden başka. Çok severdin sen saçlarımın bu halini. Hatta, saçlarımla oynanmasını sevmediğim halde sana kızmazdım ya. Keşke kızsaymışım o zamanlar. Şimdi ağlayarak kesmezdim saçlarımı. 
2 doğum günümüzü ayrı geçirdik. Birbirimizden çok uzakta. Sadece bedenen uzaktaydık emin ol. Senin doğum günü sayesinde barışmıştık ya bir seferinde. Keşke yine öyle olsaydı. Ama dur, Kasım kapıda.
Koskoca 2 doğum günü ! Geçen sefer dürümcü de kutladılar biliyor musun ? Büyük rezillik. Bu senede kimse bir bok yapmadı. Sen olsan öyle olmazdı ama. Doğum günümün arefesinde Ay'la sevişiyordum hatta.
Ahhh, birde başımda onlar var. Çocukların sırf herhangi bir yerlerini sana benzettiğim için yapmadığım kalmadı. Sahiden bakıyorum da, hepsi ama hepsi sana benziyor. Bak yemin ederim. 
Doğruluğunu yada yanlışlığını sorgulamıyorum ama olmadı onlar. Hiç kimse unutturmadı seni, kimse dolduramadı boşluğunu. 
Ne zaman uzun yola gitsem bir hüzünleniyorum. Gözlerim doluyor istemsizce. O, upuzun yolları birlikte az çekmedik. Her midem bulandığında yanımda dururdun. Anlatırdın bir şeyler sürekli. Sen çok konuşuyormuşsun, yeni fark ettim. 
Bir kızı seviyordun bir zamanlar. Onun fotoğrafına bakarak müzik dinlerdin. 
Ben böyle kabul etmiştim seni. Koşulsuzca. Bir şey beklemeden, bir şey istemeden. 
Onca şeye katlandım birde senin için. Sevdiğin kızları, beni sikip gitmeni, uyuşturucuya bulaştırmanı, adamlara satmaya çalışmanı.. hepsini yedim ben. Sineye çektim. İçime attım. Bir gün olsun şikayet etmedim bile. 
Çok salakmışım. 
Senden ziyade ben Çiçek'i özlüyorum birde. Onun gibi güzel bir arkadaşı kaybettiğim için üzülüyorum. Her şeyde yanımda olan, yeri geri seni gözü görmeyip beni koruyan ve hiçbir kötü niyet barındırmayan o adamı özlüyorum. 
Çünkü öyle birisine ihtiyacım var biliyorum. Hero'yu zaten kaybetmiştim birde Çiçek'ten olduk iyi mi?
Hero demişken..
Seni sordu geçenlerde. Ben ne zaman delirsem gelir yanıma biliyorsun. Çok iyi konuşmadı hakkında. 
"Nerede o pezevenk" diye konuya atladı hemen güzel Hero'm. Hala sana pezevenk diyor bak oda değişmemiş. Alınma ama o kelimenin hakkını vermediğin zamanlarda yok değil. 
Geçen gece sabaha kadar ağlamıştım. Yaşlı kirpiklerimin arasında belirdi. Uzun zamandır görmüyordum da çok sevindim.
Ben ne zaman ağlasam yanımda olan Abi'm geldi işte yine. 
Dedim ya, gittikçe kötüleşiyorum diye. Üstünü kapattığım bütün acılarım gün yüzüne çıkıyor son zamanlarda. 
Ellerimin üstü hep yara oldu. Çok zarar verdim kendime. 
Kim bilir ne kadar uzun süre olmuştu Hero rüyalarıma girmeyeli. Hele bana bir şeyler söylemeyeli. 
Ve fark ettim ki; geçmiyormuş hiçbir şey. Geçiyor diyen herkes yalan söylüyor. Yada ben onlara bir tepki olarak yaşıyorum bunu. 
Alışıyorsun sadece birazcık. Geçmiyor yinede. Her acıyı hala ilk günkü gibi yaşıyorum. 
Geçmedi adam. 
Geçmiyor. 
Ölüyorum be adam. Görsene. 


"Öldüğümde; üzerimde güneşli Nisan ayı. Yağmurda ıslanmış saçlarını sallarken, kalbi kırık bir şekilde üzerime kapanmış olsan bile, aldırmamalıyım. Huzur bulmam için, yağmur dalları eğdiğinde, yapraklı ağaçların ki gibi bir huzur. Ve senin şimdi olduğundan, daha sessiz ve acımasız olmalıyım." 


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

3 Temmuz 2015 Cuma

maybe. one day. maybe.

   Dizinin biraz aşağısında biten beyaz deniz şortuyla, elleri cebinde ve üstü çıplak bir halde havuz başında görüyorum onu. Normalde olsa boynuna atlar, saatlerce sarılırdım. O kadar sinirliyim ki, o an etrafımdaki insanları umursamayarak öldürebilirim onu. İfadesiz bir şekilde suratına bakıyorum sadece. Gözlerimin içinden fışkırmak üzere olan ateşi hissettiğine adım gibi eminim. Biraz sonra yanıma, onun arkadaşı benimde sevgilim olan San geliyor. "Yavruum" diyerek sarılıyor bana. Hala ifadesiz bir şekilde duruyorum öylece. Şuan gerçekten adını bile tam hatırlayamadığım o "sözde" sevgilime tek kelime etmiyorum. San bana sarıldığı için onun sırtı, benim ise yüzüm ona dönük. Gözlerimden gerçek anlamda ateş çıktığına eminim olabiliyorum o an.
Bonz bana bakıp sessiz bir şekilde "yapma" diyerek ağzını oynatıyor.

*Zamanın kavramını yitirdiği sıralar. Sanırım birkaç saat öncesi.* 

"- Lan çıplak ayakla dolaşma diyorum sana. Bak düşeceksin.
+ Ya bana bir şey olmaz. Merak etme.
- Merak etme ne demek. Pinky ortalıkta bikiniyle mi dolaşacaksın birde ? Hayır zaten hala anlamadım ne bu kadar önemli olan şey. 
+ Ya önemli bir şey değil dedim kırk kere. Peşimden gelme sen yeter.
- Niye beni istemiyorsun şimdi sen ?
+ San ! Bu kadar soru sorma Allah aşkına. Bonz nerede onu söyle.
- N'apcan Bonz'u ? Bu ne anasını satıyım. Ayıramıyoruz birbirinizden sizi. O gelir seni sorar sen gelirsin onu sorarsın. Vay amına koyayım ya.
+ Bonz beni mi sordu ?
- Pinky. Senin sevgilinim farkında mısın ? 
+ ...
- Doğru ya. Neyse ne istersen onu yap. Yürürken dikkat et, ayağında bir şey yok."



   Beddua mı etti pezevenk ne yaptı bilmiyorum ama daha 3 adım atar atmaz pat diye yere kapaklandım. Arkama baktığımda beni düştüğüm yerden kaldırmak için hamle yapmaya hazırlanıyordu. Ama onu beklemeden kalktım hızlıca. Köşeyi döner dönmez bir daha düştüm. Nasıl bir şeyse anlamıyorum ardı ardına düşüyorum resmen. Söve söve kalkıyorum, söve söve bir daha düşüyorum.
Keşke hiç kalkmasaymışım da gözlerim hayatımda yaşayabileceğim en iğrenç şeyi görmeseymiş. Bonz'u ne için aradığımı unuttum o sıra. Ne demem gerektiğini bile bilmiyordum.
Binaya girmek için kapıyı baya bir zorlamam gerekmişti, hızlıca açılan kapı karşısında Bonz ve o çiyan tipli, sarı bıyıklarına bile almayan, vampir gibi dişleri olan orospu bana öküzün trene baktığı gibi bakıyorlardı.
Üstelik gördüğüm sadece ikisi değil, birde o çiyanın ağzında olan Bonz'un penisiydi.
Durumu algılayabilmek için kapıyı kapatıp, soğuk demiri sırtımda hissedene kadar geri çekildim. Onlarda önce bir istifini bozmadı sonra Bonz'un gözlerinin içine bakmamla şortunu yukarı çekmeyi akıl edebildi. O orospu çiyan ise hala diz çökmüş halde Bonz'un önünde oturuyordu. Güçlükle konuşmayı başarabildim.
"Bu işler için ev daha iyi bir yer. Aklınızda bulunsun. Gerçi Bonz iyi bilir bu işleri ama. İnsanlık hali işte, kimin ne zaman nerede kuduracağı belli olmuyor. Ha bu arada çiyan, bence benim San'a uğra bir ara. Hadi kolay gelsin." 
   Kapıyı arkamdan nasıl kapattığımı bilmiyorum. Koskoca bina benim yüzümden inlemişti. Ben çıktıktan sonra kapı tekrar açılıp kapanmıştı. Bonz arkamdan koşuyordu. Bu gavatıda anlamıyorum yani. Boşalma fırsatı bulmuş hala benim peşimden geliyor. Neden öyle yaptığının kendisi bile bilmiyordur aslında. Çünkü oda, "yapmak isterse yapar."
Tam köşeyi dönecekken pat diye birden yine yere düştüm. Beni tutup kaldırmaya çalışıyordu ki;

"+ Bırak lan elini kolunu. O çiyana dokunduğun parmaklarınla elleme sakın bana.
- Lan bir dinle.
+ Ulan bunun açıklaması mı olur. Kızın karnı mı acıkmış ? Yemesi için ağzına bir şeyler mi veriyordun ? Siktir git karşımdan.
- Tamam açıklaması yok biliyorum ama bir anda oldu her şey. 
+ Palavra atma bana. Görmüyor muyum ben o çiyanla nasıl yakınlaştığını sanki. Arkadaşınla sevgiliyim Bonz! Farkında mısın ama sen ayarladın birde çocuğu bana. Ooooo pezevenkte olmuşuz Bonz bey. Helaaal bize."

Suçlu olan o değilmiş sanki benmişim gibi okkalı bir tokat yedim üzerine. Baktım tokat yemişim ve hala yerdeyim. O tepemde bana doğru eğilmiş bir şeyler söylüyor, bende düştüğüm hala yerimden kalkmamışım. "Bir tutsana kalkayım" dedim, sorgusuz sualsiz kucaklayıp kaldırdı beni yerden. Sanki az önce beni tokatlayan o değilmiş gibi.
"+ Götüme taş girdi galiba ya, sabahtan beri düşüyorum bu yolda zaten.
- Lan ortalıkta ne diye düzeltiyorsun sen üsyünü başını. Götünü mötünü görecek millet.
(Öyle dediği an birden kendime geldim. Jeton çok geç ulaşıyor yerine sanırım. O kadar düşmeme yine iyi.)
+ Sen daha hala konuşuyon mu ? Şortuna sığmayan şeyini çek gözümün önünden git, kızı mı sikiyorsun n'apıyorsan yap. Ağzına sıçtıklarım."
Diyerek arkamı dönüyorum, karşımda San'ı görüp ona çarpıyorum birden. Düşmedim ama düşme tehlikesi atlattım o çarpmayla birlikte. Ama işe bak San ve Bonz beni tutmak için hamle yaptılar.
"Çekin lan elinizi üzerimden."  
Pek iyi bir "teşekkür" olmadı sanırım.

***

   Bonz bana bakıp sessiz bir şekilde "yapma" diyerek ağzını oynatıyor.
Kimseye hiçbir şey yapmadım. Hayatımda ilk defa kimseden intikam almadım. Bir oyun çevirmedim, kimseyi rezil etmedim. Sadece sustum. Ama öyle bir sustum ki, herkes konuştuğu şeyden kullandığı her kelimeden utandı. Bu olayı sindirmedim. Ama kimseye karşı kinde beslemedim.
İlk defa, hayatımda ilk defa hiçbir şey yapmadan durdum öylece. 
Herkes şaşırdı, o çiyan şaşırdı, ben şaşırdım. En çokta Bonz inanamadı buna, Ne kavga ettim ne de tek kelime söyledim. Aldatılmamıştım. Çünkü Bonz sevgilim değildi. Yinede oda bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyordu. Bense bir şey sormadığım, söylemediğim için oda içten içe kendini yiyordu. 
   O günün akşamı San konuşmak istedi benimle. Salak değildi ya anlıyordu işte her şeyi. Bahçeye yanına indim.
"- Ne olduğunu anlatacak mısın bana yoksa ben söyleyeyim mi ?
+ Anlatılacak bir şey yok San. Bana bu kadar çok soru sorup durma.
- Aranızda geçen her şeyi biliyorum.
+ Senin bilmediğini düşündüğümü mü sanıyordun ?
- Bonz'a nasıl baktığına birçok kez şahit oldum. Diyecek bir şeyim yok hele yapacak hiçbir şeyim yok. Ama olur sandım ben sadece. Bir ihtimal dedim, belki bana da o kadar güzel bakarsın diye düşündüm. Olmadı işte.
+ Yapma bunu San. Kendine yapma. Ben zaten bitmişim. Benden bir şey bekleme. Seni, bak gerçekten seviyorum seni. Ama "seni seviyorum" derken zorlanmıyorum anladın mı ? Bu kadar rahat söylenmez bu "seni seviyorum"lar." 

Gözlerimin içine o kadar güzel bakmıştı o gece o çocuk, gerçek sanmıştım. Gerçekten birisi beni seviyor sanmıştım. Ama her şey gibi oda yalanmış.
   Düşüncelerimden birazda olsa kurtulabilmek için eve çıkıp terasta bir sigara yakmıştım. Sallanan koltuklar varya hani -adını bilmiyorum o yüzden benim için sallanan koltuk o- heh işte ona uzanmıştım. 
Bonz gelip ayak ucuma oturdu. Toparlanmayacağımı bildiği içinde bacaklarımı dizlerinin üstüne koyup uyluk kemiğimin olduğu yerle oynamaya başladı.


"- Niye hiçbir şey söylemiyorsun?
+ Söylenecek bir şey mi var Bonz ? Bu saatten sonra benden ne bekliyorsun ki ?
- Kız, bağır, çağır ne bileyim her zamanki gibi küfür et. Susma yinede. Emin ol bu sessizliğin çok korkutucu. 
+ Korkutucu ha ? Çoğu zaman şu sigaranın ucu gibi yanmanı istiyorum. Bugün havuzun kenarına kafanı sürterek seni öldürmeyi planlıyordum. Ama bak şimdi gelmiş bana masaj yapıyorsun.
- San'la seviştin mi ? 
+ Bunu merak ediyorsun yani ?
(Meraklı gözlerle bana bakıyordu öylece. Ağzımdan çıkacak tek kelime ya onu bitirecekti yada içini rahatlatacaktı.)
+ Sevişmedim Bonz. Bana dokunmasına izin bile vermedim. Ama görüyorum ki hata yapmışım." 

Hiçbir şey söylemeden usulca içeriye geçip yatağına yattı. O gecenin sonunda yine yanında uyanmıştım. Her ne kadar anormal olsa da biz buyduk. Biz böyleydik. Ne yardan ne de serden. 
Amma ve lakin, neden yaptıklarını bilmem bu olaydan bir haftaya yakın bir zaman sonra Bonz ve San tarafından çok güzel bir oyuna getiriliyorum... 


   Bazen gittiğin bir yolda, dinlediğin bir şarkıda, önemsiz gibi görünen küçücük bir ayrıntıda bir sürü hatıra buluyorsun işte. Tıpkı benim gibi. 
Hayatımın hiçbir kısmında, yılın bu ayında, bu gününde İstanbul'da kalmamışımdır. 2 sene öncesine kadar tüm tatilim Bonz'la birlikteydi. Sonrası muamma.
Bu yaz ise; bir değişik her şey. 
Alışık değilim bu zamanlarda hala evimde olmama. Yadırgıyorum çünkü. Çok sıkıcıymış İstanbul bu zamanlarda, hiç bilmiyordum. 
Çok kazık yemişiz lan. 
Yinede gülüp geçmişiz hepsine. 
Helal bize ! 


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )