29 Haziran 2015 Pazartesi

Senden Bana Kalan..

   Bonz'u her son görüşümün, "bir son" olacağından habersiz oluyorum hep. "Hadi ben gideyim" dediğim sırada yağmur yağmaya başlamıştı. Bir önceki gün acayip bir yağmur yağmıştı, o yağmurda sırılsıklam olduğunu bilmem ne kadar yol yürüdüğünü anlattı.
Hiç durmaksızın bin tane soru sıraladım onun için. "Ne giyiyordun? Eve mi geçtin direk? Hasta olmadın değil mi? Şimdi kendini nasıl hissediyorsun? Bak doğru söyle iyi misin?" 
"Ya Pinky tamam bir şey yok" diye cevap verdi sadece.
İşin ciddiyetinin sanırım -hatta eminim ki- hala farkında değilim. Fakat Bonz bu sefer gerçek anlamda hayatımdan çıktı. Benim ondan böyle vazgeçtiğimi gördüğü için bir daha benimle konuşmaz bile.
Aslında bilmiyorum. Belki düşünüyordur "yaptı lan yine yapacağını" diye. Ama yapmam gereken gerçekten buydu. Çünkü o kadar tehlikeli bir yoldaydık ki, kimsenin zevki için bu yolda feda olmaya değmezdi.
Hele de Bonz'a benim yüzümden bir şey olmuş olsa.. bilmiyorum bu şekilde yaşayabileceğimi düşünmüyorum. Ne olursa, ne yaşanmış olursa olsun seviyorum bu adamı çünkü. Hatta artık bunu söylemeye korkmuyorum bile. Konu o olunca, bir yerde isminin baş harfi bile geçince vücudum algılayamadığım bir reaksiyon veriyor. Buna engel olmak elimde bile değil. Hatta söz konusu bile olamaz.
   Ne demiştim ? Haa, harbiden gitti lan. Bir daha ne o ne de ben, birbirimizin yüzüne bile bakmayız. Bak eminim. Anasını satıyım. Öyle bir durum ki bu; yok yani yapamıyorum. Diyemiyorum kendime "lan hadi siktir et yetti beaa."
Bunu kendime itiraf etmesi çok zor. Ve şu son zamanlarda -son birkaç haftadan bahsediyorum- sürekli ikileme düşüyorum. İkilem değilde aslında daha çok bir iç hesaplaşma sanki.

   Sürekli uykum var. Sürekli uyumak istiyorum. Sürekli yorgunum. Sürekli, hiçbir şey yapmamak istiyorum. Ben ne zaman böyle hissetsem kendimi eve kapatırım diyeceğim ama öyle bir şey yok. Evde kalmaktan bildiğin korkuyorum. Evde durma fobim var resmen.
Bonz hayatımdan gitti ama maalesef binlerce şey bıraktı arkasında. Bende.
Uykum var, uyumak istiyorum ama sabahın köründe kalkıp işe gidiyorum. Yorgunum ama çalışmak zorundayım. Gerçi müşteri gelmediği süre zarfında sürekli koltuk üzerinde pinekliyorum o ayrı ! Hiçbir şey yapmamak istiyorum ama sürekli bir şeyler yapmak zorundayım. Maalesef sürekli bir uğraş içindeyim.
Ulan sanki karnem yıl sonunda kötü gelmişte ailem beni oto tamircisine çalışmaya vermiş. Ellerim bildiğin simsiyah. Boya yüzünden hep yani. Uğraşıyorum uğraşıyorum siktiğiminin boyası çıkmıyor ellerimden.
Birde sorma saçlarımı kestirdim yine. Filmlerdeki seri katiller gibiyim. "Bugün saçımı kestirmem lazım" diye uyanıyorum sabah uykularımdan. Bir dur, uyku mağrurluğu olur insanda bir esne, bir etrafına iğrenç iğrenç bak. Ne biliyim otur yatağın üstünde saatlerce bekle falan. Yok arkadaş. Gözümü açıp hazır ol pozisyonuna geçiyorum direk birde yetmezmiş gibi, saçımı kestirmem lazım diyorum. Sürekli kırmızıya boyamaktan saçım çalı süpürgesi gibi oldu zaten. Öyle bakma, uzunda bir saçım yok. Hatta ve hatta 7 senedir falan saçım hep kısadır uzattığımı hatırlamam. Ama bu baya bir kısa oldu. İşin kötüsü mutlu değilim saçımla. Sürekli Asimetrik kesimleri tercih ederdim...


   Lan bir dakika amk. Hayırdır ? Ben ne anlatıyom ?
Neyse. Uzar bu sıçtığım saç kökü bende sonuçta.
Ha birde (Black pür dikkat dinle kardeşim) SİGARAYI BIRAKTIM !
Gerçek anlamda bıraktım. Bu sefer öyle, yok bugün bırakayım yarın başlayayım, aman azaltayım öyle kolay bırakırım muhabbeti değil. İstediğim içinde değil mecbur olduğum için bırakmak zorunda kaldım.
Birkaç gündür nedendir bilmiyorum -tamam astımdan dolayı olması yüksek ihtimal- ama nefessiz uyanıyorum. Öyle böyle bir şey değil bu, ciğerlerime oksijen gitmiyor resmen. Öksürerek uyanıyorum bir anda. Akşama kadar ağzımda yanmış kömürle dolaşıyorum sanki. Zaten hastayım, koa başlangıcı olduğunu bile söylemişlerdi de.
Yol yürüyemiyorum, merdiven çıkamıyorum, koşamıyorum, heyecanlanamıyorum bile. Hemen nefesim tıkanıyor. Olimpik havuzunu boydan boya tek nefeste yüzen ben şimdi bir saniye bile nefesimi tutamıyorum. O uzun kahkahalarımı atamıyorum, bir anda öksürük krizlerim tutuyor çünkü.
Yani ölmemek için bıraktım sigarayı. Akciğer kanserinden de gitmek istemiyorum açıkçası.
   Harbi ne anlatıyom ?
Allah aşkına konuşacak bir tane bile insan yok etrafımda gelmiş burada carlıyorum bende. Mazur görün beni olur mu ? Tatil bile tatil gibi değilde...

   Ben aslında başka bir şey anlatacaktım. Bonz gitti ama bana ondan bir sürü şey kaldı demiştim. Hayır aşkı değil.
Acıları. Korkuları. Anıları.

   Her hafta sonu, hatta boş bulduğu her anda bir anda kapıma dikilirdi. Kimi zaman uyuşturucu getirdi, kimi zaman hiçbir şey. Yani o anların hepsi "sikip gittiği" anlar olmuştu. Çoğu gece yatağımda yatamaz, gidip oturma odasında uyurdum. Evde durmak benim için ölüm gibiydi. Ha üstümde bomba taşıyordum ha evde duruyordum. O yüzden olduğunca evden kaçmaya çalıştım. Ve bu üstüme yapıştı kaldı resmen. Şuan oturduğum yeri kimse bilmiyor, bir tehdit altında bile değilim. Ama duramıyorum işte. Darlanıyorum hemen, afakanlar basıyor. Çıkıp gitme isteği geliyor hemen. Evinde otel gibi olmasının sebebi de bu ya zaten, evde yaşayan insan yok anasını satıyım.
   Ve ondan bana kalan bir diğer hediye (!) Cinselliğe bakış açım. Buna her ne kadar hediye diyebilirsek. Resmen bir lanet bıraktı. O kadar iğrenç bir hale geldim ki, kendimi pazarladım resmen. Bütün erkekleri yanımda bedenim sayesinde tuttum. Tam bir metaya dönüştüm. Üstelik kimse üzerimde baskı kurmadı. Kendi kendime yaptım bunu. Has, Ay, bir tane ayı vardı ad koymadın ona, Bay Dudak daha bilmiyorum aklıma gelmeyen bunlar gibi bir sürü ibne.
En son Has'la konuştuğumuzda buluşacaktık ve o gün beni göt gibi ortada bıraktı. Yani beni ekmesine mi, yoksa benimle sevişmek istememesine alındım bilmiyorum. Ama baya bir tribe girdim. Sonra oda yazdı "yalan ettin Pinkyyy." Sinirlendim haliyle "ne diycem lan sana gel beni sik dememi mi bekliyodun sen haber vericektin" dedim. Ay n'apayım ? Haber veririm ben sana, ayarlarım ben bir şeyler diye geçiştirdim.
 

   Sanırım sadece birisinin beni sevmesini istemişim. Bunu da diğer yoldan halletmeye çalışmışım. Başarılı oldum mu ? Hemde hiç. Bir tanesi sırf onunla sevişmek istemedim diye konuşmuyor benimle, diğeri "sana vakit ayıramam" diyerek çekip gitti. Öbürü desen zaten başkası üzerinde baskı kurmaya çalışan, seks ve boşalmak ne demek bilmeyen bir gerizekalı. Asıl olay ise bunların hepsi birbiriyle arkadaş.
Çok yanlış yaptım. Fazlasıyla yanlıştı. Toparlayamayacağım, geri alamayacağım bir sürü hata.
Olmayacak insanlarla, olmayacak yerlerde seviştim.
Çoğu insan nefret etti benden. Hakkımda düşünmedikleri şey kalmadı.
"Pinky bu amk, ne uğraşıcam iki güne düşürürüm" dediler biliyorum. Yakın arkadaşım dediğim adamlar bir bakmışım bana sulanmaya başlamış. Bir sürü adam almışım hayatıma. Hepsinde bilerek, isteyerek, farkında olarak cinsel obje olarak göstermişim kendimi.
İstediğime çoğu zaman ulaşmışım.
"Bravo Pinky, helal olsun Pinky, süpersin Pinky, işini biliyorsun Pinky!!" naraları duymuşum çoğu zaman.
İstediğim olmuş, amacıma ulaşmışım, hedeflediğim her çüklüyü elde etmişim. Hehhh ne güzel değil mi?
Bir şey eksik ama. Madem istediğim buydu eksik olan şey ne peki? Böyle olmamalı. Mutlu değilim. Hatta mutluluğa açım. Kimse anlamıyor, kimse -kendim de dahil- ne yaptığıma anlam veremiyor.
Bonz'dan bir sürü şey kalmıştı değil mi?

   Hep bir korku var içimde. Yapamıyorum bazen. Korkuyorum işte bir sebebi yok. Güçlü görünmekten, öyle davranmaktan çok yoruldum. Yolda Bonz'u gördüğümde kafamı çevirmekten bıktım mesela.
Kimsenin beni sevmemesinden bıktım. Geçmişten gelen acılarımdan bıktım.
Ağlamaya korkmaktan bile bıktım. Gözyaşlarımın, kirpiklerimin arasında sıkışıp kalmasından bıktım. Omzumdaki o kaldıramadığım yüklerden bıktım.
En çokta kendimden bıktım.

   Bonz'un o bana her zaman yardım eden arkadaşı. Şimdi ona nasıl bir takma ad koysam bilmiyorum. Çoğu zaman onu düşünüyorum. Defalarca Bonz, beni o çocuğa pazarladı. Bak bildiğin pazarladı. Grup yapmamızı teklif etti, çocuğun ne kadar güzel seviştiğini söyledi daha binlercesi. Hahh buldum Çiçek olsun bunun takma adı.
Neyse biz konuşuyoruz sürekli bu Çiçekle. Neler yaşadığımı, nasıl hissettiğimi her şeyi biliyor. Hiçbir zamanda bunu bana bir koz olarak kullanmadı. Hatta bu kadar iyimser yaklaşan tek erkek oydu. Hatta ona pazarlanıyor olmama rağmen.
Daha anlatacak çok şey var be. Yeni başlıyoruz aslında. Bu güzel Çiçek aklımda kalsın. Anılarınız zaten yaşıyor hala.

   Kim olursa olsun, hangi adam olursa olsun bir hatırası oluyor hep bende. Herkesi önemli bir yerlere koyuyorum. Hepsine bir anlam yüklüyorum.
Ama sadece, artık sadece kötü olan ben olmak istemiyorum.
Sürekli hatalar yapan, hayatının içini sikip bırakan. Kendi yerine, diğer insanların üzerinde söz hakkı olan kişi olmaktan. Yinede akıllanmayan kişi olmak istemiyorum.

Bir kere yaşadım. Bir daha mı ?
Hiç istemiyorum.


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

26 Haziran 2015 Cuma

Gözlerin Diyorum.. çok güzel bakıyordu

   İlk defa bitti. Gerçek anlamda hemde. Bir daha geri dönmemek üzere bak. Belki çok daha önce bitmesi gerekirdi. Ama buna cesaretim yoktu. Yapamazdım. Bir anda kestirip atamazdım. Ben bu değilim çünkü. Aşık olduğum adam be o. Herkese yaparım ama ona yapamam ki. 
Yıllar geçmiş olsa da bitmek, tükenmek bilmeyen sevgim o benim. Hazırda bekleyişim. Her şeyi ama her şeyi yapmaya hazır oluşum o benim. 
Çocukluğum. Acılarım, kahkalarım, küslüklerim, sarhoş olmalarım. En çokta gözyaşlarım. Hepsini içinde saklıyor bu adam. 
Oda hiç haberi olmadan ağlıyor bana. Bak üzülüyor da biliyorum. Ama oda yapamaz. Bir kere böyle başladı her şey. Çizgisinden çıkamaz artık. 

   Onunla başladığımız zamanı istesem de hatırlayamam. Ama yaşadığımız şeyleri saati, günü hatta hava durumuna kadar hatırlayabilirim. Ve hatırlayacağım tek şey "bitiş"imiz olacak artık.
Adına o kadar hasret kalmışım ki, telefonumda bile Bonz diye kayıtlı. 
Tekrar onunla birlikte olmayı çok istedim. Hatta denedim, kendimi buna hazırlamak için çok uğraştım. Ama amacım zevk almak/vermek değildi. Bunu herhangi bir kişiyle zaten yapabilirdim. Benim için "O" olmalıydı. O dokunmalıydı bana. Tenlerimiz yeniden birleşmeliydi. Yeniden onun olmalıydım. Yeniden benim olmalıydı. 
Bana dokunan, beni öpen tüm adamları unutturması için istedim onu. Üstümdeki tüm parmak izlerini silmesi için. Ama artık canımın daha fazla yanmasına dayanacak durumda değilim. Bedensel bir acıdan bahsetmiyorum tamamen ruhsal. 
Çünkü beni ondan başkası bu kadar güzel öpemezdi. Ondan başkası güzel sarılamazdı bana. Onun kadar güzel sinirleneni bulamazdım. Ondan başkasını sevemezdim. 
Ondan başkasını sevemem ki ben.


   Bundan 3 sene önce aynı bugün, aynı bu saatte birlikte uyuduğum adamı şimdi öylesine unutamam değil mi ? 

"+ Napıyosun 
- İyi ablamlardaydım eve geçiyorum şimdi sen napıyosun 
+ İyi bir şey konuşmak istiyorum. 
- Konuşalım.
+ Bu durum bugün olmazsa yarın, yani bi gün muhakkak götümüzde patlayacak sonucunun kötü olmasını istemiyorum.
- Nasıl yani
+ Yanisi canımın içi hiç görülmemiş hiç karşılaşmamış varsayalım biz zaten bir buçuk sene sensizdi. Senin çokta umurunda olmayacak o yüzden işler boka sarmasın.
- Peki tamam sen bilirsin
+ Kendine iyi bak beni de unutma hiç :)
- Oldu görürsem söylerim ;)"

   Bonz unutamaz. 
Ona neden "canımın içi" dediğimi bile çok iyi biliyor. Bu adam unutamaz. Bilmem kaç yıl önce olmuş olan, benim bile unutmuş olduğum şeyleri daha dün gibi hatırlayan adam beni unutamaz. 
Hero öldükten sonra hiç konuşmamıştık Bonz'la. Aylar sonra ben hayata geri döndüğümde karşılaşmıştık. Saatlerce "canımın içi dedi lan en son" diyerek omuzunda ağladığım, beni teselli eden, "sende benim canımın içisin" diyen adam unutamaz.
Bir keresinde merdivenden yuvarlanıp bacağımı kesmiştim. O kadar insanın arasından o beni kaldırıp yardım etmişti. 
Ablasıyla abisi kavga ediyorlardı, gelip bana sığınmıştı. 
İlk uyuşturucu kullandığı yanında ben vardım. 
İlk kavgasında ben onu bekleyip yaralarını sarmıştım. 
Ben ilk uyuşturucu kullandığımda o yanımdaydı. Kendime gelebilmem için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Çocuğa bakar gibi bakıyor ve seviyordu. 
İlk sevişmemizde üzerinde tazmanya canavarının olduğu bir boxer giyiyordu.
Öyle bir zamandan geliyoruz buralara kadar.
Sakallarının şeklini beğenmediğim de, kesip "onu beğenmemiştin böyle oldu mu peki?" diye yanıma gelirdi. 
Evde yiyecek bir şeyi olmadığında direk beni arar, "acıktım" derdi. Yiyecek bir şeyler hazırlar sepetle ona yollardım. 
Yanımda uyuduğu zaman sakallarıyla oynardım. En sevmediği şey olmasına rağmen tek kelime etmezdi.
Düzgün giyemediği gömleği ben düzeltirim. 
Yıkayamadığı, ütüleyemediği kıyafetleri ben yıkar, ütülerdim. 

   Bu kadar masum bir ilişkimiz vardı işte. Onunla karşılaşana kadar sürekli onu görmek için uğraştım. Ama bu gece bitti her şey. 
Tamda bu gece. 



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

21 Haziran 2015 Pazar

Yürek ...

   Yaşadığım olayların birçoğunda kendimi suçlamışımdır hep. Suçu başkasında aramaktan önce kendime baktım. "Ben ne yaptım?" dedim "neden böyle oldu, benim hatam neredeydi?" sorularıma cevaplar aradım sürekli.
Bonzla olan ilişkimde, hayatıma giren her erkekte. Çünkü yapmamam gereken şeyleri yapıyordum sürekli. Olmayacak, hak etmeyen insanları hayatıma alıp gereğinden fazlasıyla önemsiyordum/önemsiyorum. 
   Belkide hiç suçum olmayan bir olayda kendimi o kadar fazla yıprattım ki. Aslında biliyorum benimle ilgili bir olay bile değildi çünkü bu onun seçimiydi ama bir suçlu olması gerekiyorsa o da bendim. Melek gibi yüzüyle, dünyanın en güzel kalbine sahip insanı suçlu olamazdı. 
Hayatımda karşılaşabileceğim en güzel erkekti o. Sevgilim değildi. Yada alelade birisinin tanıştırdığı benimde öylesine seviştiğim biriside değildi. 
Kuzenimdi. Kanımdı. Canımdı. Hepsinden önemlisi Abim'di lan o benim. 
Tek çocuk olduğum için kardeş-abi/abla mevzularını pek bilmem. Belkide etrafımda bu kadar çok insan olmasının sebebi de budur ya.  O kadar insana rağmen yalnızlığı dibine kadar yaşıyor olmam ayrı bir ironi. Birçok şeyi de dışarıda aramışımdır hep.
   Babasına aşık bir kız çocuğu olmadım. Olamadım. "Babam gibi birisi olsun hayatımda" demedim. İstemedim. Babam annemi çok döverdi küçüklüğümde, öyle birisi benim hayatımda olsun istemedim. Yada annem gibi bir kadın olmayı hedeflemedim. "Aptal kadın" diye düşündüm, "eşimi aldatamam ki ben" dedim. 
Ama öyle olmadı. Hayatıma giren herkese "keşke babam gibi olsalardı be" demeye başladım. Harbi adamdır babam. Ne olursa olsun bizim yüzümüzü yere eğdirmedi. İyi bir eş olmadı belki ama mükemmel bir baba oldu. 
Sonra baktım ki; hiç olmak istemediğim bir kişiye dönüşmüşüm. Çoğu zaman ben aldatmışım karşımdakini, kimi zamanda başkalarını benimle aldatmışlar. 
Annemin dediği gelir hep aklıma. "Annenin kaderi kızına çeyiz olarak gidermiş, sen değiştir bunu" sözü mıh gibi kazınmıştır kulağıma. 
Ah çekerim bir güzel bunu hatırladıkça. Bir salaklık yapmış ama hiç vazgeçmemiş aşkından, babamdan. 
   Tüm bu hengamenin içinden kaçmak hep başkalarına sığındım. Çocukluğumdan beri böyleyim. 
"Bir abim olsaydı böyle olmazdı belki" derdim. Aynı vajinadan çıkmadık belki ama abim oldu benimde. 
Babamın akrabalarından ölümüne nefret etmeme rağmen sadece onunla iyi anlaşırdım. Bir tek onu severdim.

Hero.. 
   Kahramanım oldu her zaman. Birçok şeyden kaçmama o yardımcı oldu. Her sorunuma bir çözüm buldu. Ama ben onun hayatını kurtaramadım. Hiç yardımcı olamadım.
Hep kendimi suçladım. Böyle yaptığımı bilseydi kesin sıçardı ağzıma ama o yok artık. İstemeden de olsa terk etti beni. İyileri hep elimizden alırlar oda gitti. Beni şu amına kodumunun hayatında asla terk etmeyecek tek kişide yalnız bıraktı.
   Eroin bağımlısıydı. Ama şu dünyada kalbi pislenmemiş tek insandı. Onun hakkında di'li geçmiş zamanlı cümle kurmak o kadar zor ve kötü ki benim için.
Yıllardır onun hakkında tek kelime edemem. Konuşamam, içim acır. Boğazıma bir şey düğümlenir çünkü.
Ölümün en yakın halini Hero'da yaşadım ben. Ellerimde, kollarımın arasında hiç haberim olmadan sessizce bir daha uyanmamak üzere uyumuş oysa ki.
Daha yaşayacak çok günümüz vardı. Onun yanında daha çok ağlayacaktım ben. Birlikte çok gülecektik. Kafamız güzel bir halde daha söyleyecek bir sürü şarkımız vardı.
Ama hayat onuda aldı benden. Abim gitti...
Herkesten kaçmak için günlerden bir gün onun yanına gittim yine. Her zaman yaptığım gibi. Onda bir boklar olduğunun farkındaydım ama kendi derdimi düşünmekten ona hiç odaklanamamıştım.
O günün tarihi, saati, dakikası hala aklımdadır ama sesli söylemeye cesaret bile edemem.

   Hero'nun yanına gitmeden önce torbacıya uğramış sonradan evinin yolunu tutmuştum. Hiç bilmezdim ki böyle olacağını. Siktiğim hayatın, benim elimden onu böyle alacağını bilmezdim ki lan. Son telefon konuşmamızı yapacağımızı nereden bilebilirdim ? Aradım, bitmiş olduğu halde bana hiçbir şey belli etmemek için "Canımın İçi" diye açtı telefonu.
O kelimeyi duyduğumda hala canım yanar. Her kime canımın içi dersem hala tüylerim diken diken olur.
"+ Yavrum geliyorum evdesin değil mi?
- Lan nerede olucam başka sanki. Bilmiyor musun beni. 
+ Kapat hadi kapat." 
Hiçbir şeyden habersiz torbacıdan çıkıp gittim yanına. Onu yeşil kesmiyordu. Beyazdan başka bir bokta paklamazdı onu. Bağımlı olduğunu herkesin bilmesine rağmen kimse yardım etmedi ona. Bir süre uğraştılar, oda herkesi geri çevirince bir şey yapmamaya, dememeye başladılar. Kimse tek kelime edemezdi bu yüzden. Oda kimseyi dinlemedi zaten. Benden başka. Çok dil döktüm, çok yalvardım ama bende kurtaramadım onu. Benden 5 yaş büyüktü sadece. Kimseye hiçbir şey anlatmaz sadece benimle paylaşırdı hayatını. Bana açardı kendisini. Tüm aile ona destek olmama yardımcı olurdu. "Sadece Pinky'i dinliyor. Bırakın onları kendi haline"

"Ben bittim bari sen kurtar kendini" derdi. Öyle dediği zaman sinirleneceğimi bildiği halde. "Sikerim lan ne bitmesi ya mal mal konuşma manyak mısın nesin sen!! Ne zaman böyle dersen beni biraz daha kaybedersin unutma" diye çıkışırdım. "Kaybetmek ne demek ya?" "Bırakmam seni blöf yapıyorum götün kalkmasında, sen böyle deme ama" 
Bu konuşmayı sürekli yaşamışızdır. Sanki hissediyormuş gibi tekrarlardı bunu. "Ben bittim"
Lan o bitemezdi.


Yanına gittiğimde o kadar berbat bir haldeydi ki.. o hali gözümün önünden gitmiyor bir türlü. 
Krizdeydi, su gibi olmuştu bütün vücudu. Eli ayağı tutmuyor, titriyor ve kemiklerinin ağrıdığını söylüyordu. Bir şey yapamazdım ki.
"+ Kriz mi yine ?
- Sorma bu sefer fena. 
+ İçecek misin sende ?
- Cigara sarmıyor biliyorsun.. hadi hadi ver içeyim son kez." 
O "son kez" kelimesinin onunda sonu olacağını bilmem gerekirdi. Ya ben ne sikimi biliyorum ki zaten?
"- Moralin niye bozuk senin 
+ Aman Bonz işte be Hero. Sikti bıraktı yine ortalığı göt. 
- Hala niye katlanıyorsun ki sen ona ?
+ Seviyorum lan.
- Karşılığını alamıyorsun ama.
+ Ya sen hep böyle haklı olmak zorunda mısın ? Karşılığı yok tamamda ...
- Tamamda ne tamamda. Kendini heba ediyorsun boşuna bin kere söyledim sana.
+ Hero dinler miyim ben sanki be oğlum.
- Dinlemezsin tabi soyun sopun belli.
+ La bu mal güzelmiş he
- Kimden 
+ Ran 
- Çalışıyor musunuz siz hala onunla.
+ E Bonz'a yol verdiler de bana yapmadılar. Biliyorsun polis mevzusu.
- Hayret ediyorum onun yaptığına zaten. Her yerim ağrıyor bildiğin gibi değil.
+ Şırınga nerede ?
- Ulan Pinky bi sen anlıyorsun beni he.
+ Alt tarafı şırınganın yerini sordum büyütme bu kadar hem kendim için sana değil.
- Kendim için derken ? (O güzel yüzünü bile özledim Hero)
+ Bende başlıyorum güzelimmm anca beraber kanca beraber.
- Halimi görmüyor musun Pinky hiç konusunu bile açma.
+ İşine geliyorsa lastik hani 
- Yapmıyorsun Pinky !
+ Yapıyorum bak bak." 
   Karşı koymaya hali bile yoktu. Daha fazla direnemedi. Hiçbir şey söyleyemedi. 
Ve ben, o andan sonrasını biraz kesik bir biçimde hatırlıyorum. 
Ama o boku kullanmaya cesaret edemedim. Şırınganın ucunu kolumun içinde hissettiğim anda "yapma" dediğimi hatırlıyorum. 
"Ben dedim sana" diye söylenerek kendi koluna sapladı şırıngayı Hero. Zaten bokum gibi moralim vardı bende elimdekiyle yetinmeye çalıştım. 
Yeşil hep bir kaçıştı benim için. 


   2 saat kadar baygın kaldım sanırım. Uyandığımda Hero'nun yüzü bembeyaz kesilmişti. Uyuyor diye düşündüm. Anasını sikiyim, nasıl tahmin edebilirdim ki ? 
Düşünen beynimi siksinler emi. 
Evin oraya geçtiğimde Bonz'la karşılaştım gittim birde onunla dumanlandım. "Seninle konuşmamız lazım ama sonra" dedi Bonz o gün bana. Çıldırdım meraktan ama "tamam" diyebildim sadece. Hero'ya mesaj attım direk "her şey yoluna girecek bak gör Bonz benimle konuşmak istiyormuş" diye. 
Ilık bir duş alıp uzandım yatağa. Ters giden bir şeyler vardı, hissediyordum. Uyuyakalmışım yine. Telefonun sesine uyandım. 
O telefon, o kadar iğrenç çaldı ki o gün. Keşke, keşke o telefon çalmasaydı. Keşke o gün, o haberi almasaydım. 
   Arayan Hero'nun annesi -teyzemdi. Akşam yemek yemeye çağırır diye düşündüm. Klasik bir şeydi bizim için bu, çoğu akşam onlarda olurdum. 
O akşam oraya yemeğe gidemedim. O günden sonra o eve dahi giremedim. O sokaktan senelerce geçemedim.            
Hiçbir şeyden habersiz "söyle teyzelerin gülü" diye telefonu açtım. Önce kesik kesik nefes alma sesleri geldi. Üzerine bir sessizlik. Aynı nefes alışverişi. Yine o yıkıcı sessizlik.
"- Pinky. Hero yok.
+ Arkadaşındadır dur arayayım ben Hero'yu. Onuda alır gelirim size.
- Pinky gitti Hero.
+ Teyzem tamam dur sen sakinleş ben bulurum onu hemen.
- Öldü o."

*** 

   Sonrasını bilmiyorum. Ağlamadım. Saatlerce elimde telefon bekledim. Hero'ya bin tane mesaj attım. "Bak annen merak etmiş gel hadi neredeysen" dedim. Cevap gelmedi.
O gün bende bittim.
Herkesle görüşmeyi kestim. Hero'nun annesinin yüzüne bakamadım. Evine gidemedim. Cenazesine gitmedim. Bunca senedir mezarının yanından bile geçmedim.
Bir süre ağzıma yemek bile sürmedim. Uyuşturucu kullanmadım.
O gün belki onu uyuyor sanmasaydım, belki bir seslenseydim lan bir şey deseydim belki ölmeyecekti. Çıkıp gitmemeliydim o gün. Uyuyor sanmamalıydım. Uyumuyormuş ki. Ölmüş lan o sıra. Ölmemeliydi.
Kimse bana bir şey sormadı. Kimse bir şey soramazda zaten. Herkesin içinde sakladığı kocaman bir yara oldu Hero.
Eşyalarından istediğim bir şey var mı diye sordular ama almadım hiçbir şeyini.
Annesini babam vurulduğu zaman görmüştüm en son. Onun eve gelmesiyle benim kaçmam bir olmuştu.
O cesareti bulamıyorum kendimde. Karşısına geçsem biliyorum ki ağlarım. Olmaz öyle, kadın daha kötü olur beni öyle görünce.
Melek yüzlü abimi de aldılar elimden.
Ah be canımın içi. Yakışmadı bu yaptığın sana.
Abim öldü lan...


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

20 Haziran 2015 Cumartesi

Kill That Dickhead !

    Tamam, verdiğim hiçbir sözü tutmayı beceremiyorum bunu anladım. Hatta dengesizin tillahıyım, bu konuda master bile yapabilirim.
Ama istediğim, kafama koyduğum bir şeyi yapmazsam içim rahat etmiyor. Duramıyorum işte, batıyor bir şeyler. Bu zamana kadar bin kere söylemişimdir ama ben böyle yaşıyorum işte. Enine boyuna düşünmeden, bir şeyleri tartmadan karar veriyorum.
Kimi zaman -belkide çoğu zaman- sonuçları benim için kötü oluyor. Yine de dediğimi yapmış oluyorum. Olayı hemen "Pinky istiyor musun bunu gerçekten?" muhabbetine çeviriyorum.
Gerçekten istiyor muyum ? Fazlasıyla soruyorum kendime bu soruyu. Düşünmemem gerekenden fazla düşünüyorum. Sonuç, cevap hep aynı oluyor. "İstiyorum lan" diyorum bağıra bağıra. "Sikerler daha ne yapabilirim ki bu saatten sonra."
Sanki yapacak bir şeyim kalmamış gibi sanki her şey bitmiş gibi. Öyle değil biliyorum, hiçbir şey bitmiyor daha. Birçok şey yeni başlıyor belkide. Yaşadığım her şeyi tüketmiş olmama rağmen biliyorum, ufakta olsa bitmeyen, kırıntısı kalan bir şeyler var hala.
Ama düşünmüyorum onları da..

İçten içe bir ses geliyor kulağıma; "ne yapabilirsin ki daha?" diyor. Elini beline koymuş bana tepeden bakarak sırıtıyor sadece. Ve devam ediyor; "niye böylesin ki sen? Neden bu kadar salaksın? Aklın hiç mi çalışmıyor lan senin. Vallahi seni akıllı sanırdım birde. Harbi ağır malmışsın." 
Kulağıma bu cümleler geldikçe daha fazla sinirleniyorum, sebepsiz yere. Götüm konuşmaya başlamış. Gerizekalı gibi cevap veriyorum üstelik. "Yapma diyorsun bana öyle mi, iyi al gör ebenin amını tersten." 
Bir süre oluşan sessizlikten sonra tekrar konuşuyor götüm; "benim sen olduğumun farkındasın değil mi? Ne yapacak olursan ol kendine gelecek bütün zarar. Ağlayan sen olacaksın yine. İstediğin hatayı yap benim sikimde bile değil. Ama gelip mızlama bana." 
"Lan sus, kafayı yedirdiniz iyice bana anasını satıyım. Birde ahkam kesiyor bak bak bak. İstediğim gibi ağlarım lan." 
Konuşan götüm bana tiksinerek bakıyor ve "ıyyy keko" deyip gidiyor. Oda terketti lan beni. Bağırdım birkaç kez arkasından ama gelmedi. "Valla tamam gel sende gitme pişmanım ağzına sıçtığım çok haklısın" dedim , yalvardım.. ama gelmedi.
Bir ara düşündüm, Black olabilir mi bu konuşan diye ama. O beni terk etmez biliyorum. Ne yaparsam yapayım bırakmaz beni.
Bırakmazsın demi lan keko ?

Hayatımda kimse kalmadı.
Çok sevdim, fazlasıyla sevdim hemde.
Bütün sevgimi yanlış kişide tükettim, yıprattım.
Hiç kıymet bilinmedi.
Gerçekten kimse beni anlamadı.
Herkesi geçtim "O" anlamadı.
Sanırım gecenin bir yarısı kafam güzel bir halde uyandım. Rüyamda bir şey gördüğümü hatırlamıyorum bile. Bir anda aklıma geldi -aklımdan hiç çıkmadığı halde.
Dayanamadım, yapamadım. Çok daraldım. Bazı sabahlar nefes alamayarak uyandım. Acı çektim yine. Fazlasıyla. Rahat duramadım.
N'aptım ? Gittim Bonz'a mesaj attım.
Bitti demiştim. Doğru. Bundan sonra olmaz artık, lan vallahi düşünmüyorum onu dedim. Olmadı. Düşünüyormuşum meğerse.
Söz veriyorum, onunda defterini kapatıyorum geri dönmeyeceğim ona dedim. Ama döndüm.

"+ Hala salak gibi özlüyorum seni be
- Ne diyim ki Pinky ben sana diyecek bir şey bulamıyorum artık.
+ Bana böyle davranmaktan başka hiçbir zaman bir şey bulamadın ki zaten.
- Kendi kendine triplere giriyorsun yok öyle böyle diyorsun sonrada mesaj atıyorsun.
+ Napıyım Bonz seni sadece seks için mi istediğimi düşünüyorsun ya senin sandığın gibi değil hiçbir şey olmadıda. 
- Ben biliyorum her şeyin ne şekilde olduğunu ama sende daha ilk günden ne olmasını bekliyordun ki?
+ Azıcık düşünmeni birazda olsa beni umursamanı.
- Görüşelim bi ara konuşalım 
+ Hep aynısını yapıyosun napcan sonu yatakta biticek 
- Yanii öyle olması lazım ama ihtiyaçlarımız var ikimizinde.
+ İhtiyacını sikiyim bi kere anla ya bi kere duygularım olduğunu anla seninle en başından beri niye yattığımı anla çocuk değiliz farkındasın bunun demi Bonz Allah benim belamı versin ki vazgeçemiyorum senden yıllardır ama daha kötü olan şey senin bunu kullanman. 
- Ben seni kullanmıyorum sadece beni istiyorsan bazı şeylere katlanıcaksın.
+ Beni istiyosan seni sikmeme katlan ama bendende bi bok bekleme hep böyle düşündüm demi 
- Bu senin benim hakkımda düşündüğün benim öyle bi düşüncem yok 
+ Ne o zaman düşündüğün kaç senedir niye aynı şeyi yaptın bana geri geldin niye aynı şeyi istedin zaman tek amacın sikip bırakmak.
- Nasıl düşünmek istiyorsan düşün Pinky.
+ Seni benim gibi seveni asla bulamayacaksın buna emin ol ama bu sevgiyi hiç hak etmedin. Maalesef yine sende tükettim hepsini.
- Kör kader işte.
+ Böyle kaderin içine sıçıtım bak yine aynısını yapıyorsun işte. Lafa bak kör kadermiş.
- Ya gel yüz yüze konuşalım."

   Aman Allah'ımmmmm !!! Ben ne kadar ezik birisiymişim meğer. İçimden ne çıkmış öyle. Hayır hayır bunları yazarken kesin kafam güzeldi. Başka bir açıklaması olamaz.
Ölsem bile kimseye böyle şeyler söyleyecek birisi değilim lan ben. N'olmuş böyle. Nasıl dolmuşum bu kadar. Çüş.
Bu sefer çok ağladım. Hayatımda beddua etmeyeceğim tek insana ağız dolusu beddualar ettim. Onu en çok, ağlayarak uyuyakalmama sebep olduğu için affetmeyeceğim. Her şey için affedebilirim ama sevgimi bu kadar karşılıksız bıraktığı için affedemem.
Gece uyumadan onu görmeyi aklıma koydum. Sabah ilk işim onu görmeye gitmek oldu.
"İş yerinin ordayım yüz yüze konuşucaz" diye mesaj atmamın üzerine 1 dakika sekmeden aradı.
Yanına gidip sarıldım sadece. Kollarının arasında olmak kadar güzel bir şey yok benim için. Hiçbir yerde bulamadığım huzuru o beni öyle sarıp sarmalayınca buluyorum. Beni öldüren o kolları, tek umudum oluyor bir anda.
O gün ona yaptığım, dediğim her şeyin onu kötü hissettirdiğini anlattı. Bilmiyorum anlattı da anlattı bir şeyler. Gerizekalı gibi konuştu karşımda. Oturdum sigara yakıp onu izledim sadece.
Sol elmacık kemiğinin üstündeki, gözünün tam altındaki gamzeye odaklandım bazen.
O gamzeyi özleyecek kadar çok seviyorsun bazen bir insanı işte. O gamzeyi özleyecek kadar çok sevdim bende.
Biliyorum ki Bonz yine "görüşelim bi ara salı günü ayarla kendini" diye mesaj atacak sürekli. İstediğim zaman birlikte olacağız işte onunla olacak şey bu.

   Bonz'un dışında sözümü tutamadığım insanlarda varmış.
Has..
Onunla yine sevişeceğiz galiba.
Tamam galiba değil, pazar günü için sözleştik.
Seviyorum çocuğu sus. (Kimi sevmiyorsun ki Pinky, kimi?) 
Yakacağım sigaralar artık olayları izlemek için olmayacak diye düşünüyorum.
Bu yüzden değiştiriyorum.
Yakacağım sigaraların hepsi sevişmelerden sonrakiler olacak.
Ve doğrusu şuan düşündüğüm tek şey "bu çocuk 1 saatte boşalıyordu nasıl dayanırım beeeen???" 



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

17 Haziran 2015 Çarşamba

Yine Mi Bok ?


   Ah, artık nasıl anlatacağımı hiç bilmiyorum. Sıcağı sıcağına anlatması kolayda bir anda bu kadar yıkıcı şey olması pek iyi olmadı.
Bazı şeyler için çok uğraştım be.
Çoğu zaman fazlasıyla yıprattım kendimi.
Sadece iyi birisi olmak istemiştim. Ama onuda başaramadım. Gerçekten ben miyim ki iyi olmayan ?
Bir gün gerçekten yalnız kalacaksın deselerdi inanmazdım. Pardon, "kendi isteğinle" yalnız kalacağıma inanmazdım. Çünkü biliyorum ki, çok zaman geçmeden etrafımda kimse kalmayacak.

    Arkasından "iyi ki geldi" dedirtebildi yine. Gelip hayatımın içini yine sikmesinin iznini kendi ellerimle vermek üzereydim yeniden. 
Bonz meselesini hayatım boyunca atlatamayacağımı, içimde hep bir burukluk olarak kalacağını düşünürdüm çünkü. O piç benim için yenilir tutulur bir şey değildi çünkü. Herkesi bir türlü atlatmasını, unutmasını başarmış ama onda yapamamıştım.
Yine öyle olur sandım.
Her gece onun hayaliyle uyudum, her sabah ona uzaktan "günaydın" diyerek uyandım. Bir ihtimal belki görebilirim diye acı çeke çeke aynı yolları her gün yürüdüm. Ama öyle bir anda karşıma çıktı ki; tam ben her şeyden umudumu kesmişken, tam "ulan sikmişim dünyayı be daha ne kadar yaşarım sanki yarına çıkacağım belli mi" dediğim anda geldi dikildi yine tepeme.
Maalesef "iyi ki geldi" diyorum. Onu tekrar hayatıma alır almaz, herkesi her şeyi sildim bir anda.
Sihirli bir değnek gelse her şeyi unuttursa, sadece o olsa yanımda ve çok mutlu olsak diye dilekler diledim sürekli. Ama o değnek geldi yine götüme girdi.
Onu görmem tüm hayallerimi tekrar tekrar yıktı. Çünkü şu zamana kadar "ya nasıl olsa göremem en azından bu heyecanı yaşamak güzel be" diye düşünüyordum. O heyecan beni ayakta tutuyordu. Bazı şeyleri daha iyi anlamamı sağlıyordu.
Ama onu gördüğüm zaman hayatın bana bir tokat daha atacağını tahmin etmezdim. Öyle hayal etmemiştim çünkü, öyle olmasını istemezdim.
Hayal ettiğim gibi olmadı tabi ki yine. Olmasın zaten alıştım artık.
Gerçekten o kadar zor bir durumdayım ki. "Alıştım be" diyorum. Kim ne yaparsa yapsın "olsun canı sağolsun" diyecek hale gelmişim.
Ama bundan sonra Bonz konusunu bir daha açmamak üzere kapatıyorum.
Karşılaştığımız zaman çalıştığı yeri söylemişti ama tam yerini bilmiyordum. Haftalardır tam olarak nerede nerede diye düşünürken dün farkına vardım. Gavat tam evimin yanında çalışıyormuş. Sabah birde onu görmem cabası.
Ama yok yok, bu sefer gerçekten kapatıyorum onun defterini.
Her zamanki gibi kavga ettiğimiz o günden sonra hiç konuşmadık. Ağda yapıyorum acı içinde kıvranıyorum zaten baktım mesaj atmış.
"- Baban burdaydı bugün.
+ Napıyodu ?
- Yanda tuvalet var geldi oraya girdi çalışıyordum bende müşterim vardı gördü beni.
+ Ohaa gördü mü?
- Görse ne fark eder ?
+ İyi tamam neyse.
- Görüşelim mi bi gün ?
+ Gerek yok bu saatten sonra.
- Niye ?
+ O zamanlar seni seviyordum istediğini yapıyordum da eskisi gibi değil hiçbir şey artık.
- Tamam Pinky sen bilirsin. Numaramı sil yolda gördüğünde selam bile verme artık. "
Sanki çocuk. Numaramı sil falan diyor birde. İyice sinir oldum, hıncımı vücudumdaki kıllardan çıkardım bende.


   Bonz'la tekrar karşılaşmamın iyi yönü onun sayesinde hiçbir şey hissetmeden herkese posta koymam oldu.
Ay'ın evime gelip suratıma mal mal bakıp gitmesi.. aslında nasıl diyeyim iyi bir şey yaptı. Benden bir şey beklemedi, benimle bir şey yaşamadı. Buna rağmen ağzını açıp tek kelime etmedi. Beni kullanmalarına alışmışım ya diğer türlü olunca "n'oluyoruz lan?" diye afallıyorum açıkçası. Çünkü, çünküüüüü o orospu çocukları beni başka gözle görmez diye düşünüyorum. Beni sevmezler, tek amaçları zevk almak diyorum. Ne kadar acınası bir durum.
Ay mesaj attı bir ara. Ona "senin faturanı kestim ben be Ay" diyeceğimi söylemiştim değil mi ? Öylede yaptım. "İstemiyor musun beni yani" diye sordu "istemiyorum" diye karşılık verdim. Üzüldü bide sanırım bilmiyorum. "Hakkını helal et" dedi güldüm sadece helal et lan diye üsteledi birde. Bu zaten ayrı bir velet. Whatsapp'tan falan engelledi. Önce "iyi engelle beni her yerden" diye teklif sundu sonra cevap vermeyince üsteledi.
Nelerle uğraşıyorum gerçekten anlamıyorum.
Hem ne helal etcem lan hakkımı zıkkım olsun. Siz benim hakkımı ödeyemezsiniz. Amına koduklarım.
Has desen aynı şekilde. O günden sonra ne konuştuk ne de birbirimizin yüzüne baktık. Geçenlerde oda mesaj attı. Pezevenk sanıyor oda beni. Bana kız pasla dedi, önceden olsa "aşk olsun Has ben varım burdaaaa" derdim ama onunla uğraşacak durumum hiç yoktu.
"Sesini kes bi ya" diye cevap verdim sadece.
   Has benim pezevenkliğimi yapmış üstüne üstlük. Bir arkadaşına söylemiş çocukla konuştuk falan filan. Ay iyi gidiyordu da oda tutmadı. Hiçbirisinden bahsetmek istemiyorum artık.

Gerçekten lan, ben sadece iyi bir insan olmak istedim bunca zaman. Tamam başaramadım ama denedim en azından. Uğraştım işte.
Hiçbir şey gibi bunu da başaramadım işte.
Birisi beni sevsin istedim sadece. Gelsin kurtarsın beni her şeyden dedim.
Çok şey istemedim biliyorum. Zor bir şey değil ki.
Bir şeyler yoluna girsin istiyorum sadece. Bir karar veriyorum kendi kendime. Tamam diyorum yapmıyorum bundan sonra diye. Kararım en fazla 2 gün sürüyor.
Bak bu sefer "artık sevişmek yok kimseyle" dedim şaka maka dediğimi yaptım. Uzun zaman (?) oldu bırak bir şey yaşamayı kimseyle konuşmuyorum bile.
Telefonumu eve gidince elime almıyorum bile. Şarjım bitmiyor lan.
Yaz geldi birde. Birkaç güne yada haftaya tatile çıkıyorum sanırım emin değilim. Orada zaten rahat durmam biliyorum. Zaten yanımda Balık'la Sarı olacak. Birlikteyken rahat durmamız imkansızın imkansızı !
Sarı mesaj atmış birde, "benim Tay'ı unutmaya karar verdim ben. Tatile gidince sevişecek çocuk kesin ayarlayın bana" demiş. Tamam dedim ayarlarız sen merak etme. Şimdi işin yoksa bunları sarhoş olunca toparlamaya çalış.
Nasıl bir bünye varsa bende, yıllardır uğraşmalarına rağmen bir türlü adam akıllı sarhoş edemediler beni. Birisi soyunur elektrik direğinde striptiz yapmaya çalışır diğeri ortalıkta "sakso yapacak kimse yok mu laaaan" diye bağırmaya başlar. Nelerle uğraşıyorum bir düşün.
Bense, nasılsam öyleyim. Biri beni beğensin diye kasılmıyorum. Ona rağmen gelip beni buluyorlar işte. Nedenini çözebilmiş değilim bile zaten.
   Tatile gittiğimde sanırım tekrar "ONE NIGHT STAND" durumuma dönüyorum. Lan ne sanırım, bunun için gidiyorum tatile zaten.
Tek onlar mı var lan sanki. Banane, yemişim aşkını sevdasını.
Başlarım iyi insan olmasına da ya. Aaaaa darlandım vallahi.
O zaman ne yapıyoruz ?
Bir sigara yakıyoruz, olacakları izlemeye başlıyoruz.
 

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )


4 Haziran 2015 Perşembe

Back To The Future ?

   Ya cenabet cenabet yola çıkılmaz ama ben ne zaman cenabet olsam bütün işlerim düzgün gidiyor.
Her gün elde etmeye uğraştığım şeyin bir gün hiç tahmin etmediğim bir şekilde avucumun içine düşeceğini aklımın ucundan geçirmezdim. Çünkü, her gün geçtiğim o yolu umutsuz bir şekilde yürürdüm. "Belki" derdim "lan belki" derdim ama dediğime ben bile inanmazdım.
Kader işte yine en güzel yüzünü gösterdi bana. En büyük yaramdan vurdu yine beni. En çok istediğim eyi çıkardı yine karşıma.

   Tam 3 gün önce.. (Ay'ın benim evime geldiği sabah)
Black'in "hadi biraz daha ileride in bir şey olmaz" diye yalvarmasına rağmen onu dinlemeyip yine bir ihtimal belki Bonz'u görürüm diye eski evime yakın bir yerde indim arabadan. Ve, o kadar fazla umutsuz olduğum hiç aklıma gelmedi Bonz'u göreceğim.
Ama bu sefer öyle olmadı. Kafamda böyle bir sahne canlandırmamıştım çünkü. Böyle bir karşılaşma beklemiyordum.
Bir araba durdu kaldırımın yanında ve aşağıya güzellik abidesi, tek sevdiğim insan indi. BONZ !
   Sakal bırakmış yine, siyah pantolon, çalıştığı yerin siyah tişörtünü giymiş. Beyaz arabanın yanında parlıyor resmen. Elim ayağım titremeye başladı onu görünce. Yanına yürüyorum ama aslında yürümüyor gibiyim. Beynim vücuduma emir vermeyi bıraktı bir anda sanki. Gözüm, elim, ayağım, kollarım benden bağımsız bir şekilde hareket etmeye başladı.
Bu anı bin kere düşünmüştüm "ne yapsam, sarılsam mı, tokat mı atsan, küfür mü etsem, bakmadan gitsem mi" diye. Ama hiçbir şey planladığım gibi olmuyormuş işte.
   Sonunda oldu, karşımdaydı ve zeytin gibi gözleriyle bana bakıyordu. Sarıldık. Ayrı geçirdiğimiz 2 senenin acısını çıkarır gibi sarıldık birbirimize.
Sarılmayı bırakmamıza rağmen ellerimiz birbirini bırakmadı. Öyle bir andı ki o; sanki hiç ayrılmamışız, sanki ben gittikten sonra onun ağzına sıçmamışlar gibi. Sanki; sanki beni seviyormuş gibi. Gözlerinde ki özlem kırıntısına şahit oldum çünkü o an.
Arabanın kapısını açtı, "hadi bin nereye gidiyorsan götüreyim" dedi. Acılı gözlerle ona baktım "ben giderim gerçekten teşekkür ederim gerek yok" dedim. Çünkü biliyordum ki o arabaya binmem tekrar bir şeylerin başlangıcı olacaktı.
"Pinky, saçmalama bin hadi. Bir şey yok, bir şey olmayacak. Nereye gidiyorsun?" 
Arabaya binmemin ardından kapıyı o kapattı. O kadar güzel bakıyordu bana dikiz aynasından. Gözlerinin içi, gülerek karşılıyordu gözlerimi. Öylece bakarak, hiç konuşmadan anlaşıyorduk.
Bonz'la yaşadığım birçok şeyde bana yardımcı olan, bana destek çıkan, hiç ayrılmadıkları hatta Bonz'un tek sevdiğim arkadaşı vardı yanında. Onunla konuştuk bir süre.
   Bonz telefonunu uzattı bana "al yaz numaranı" dedi. Yazdım, "nasıl kaydedeyim" diye sordum; "Yeni Aşkım" yaz dedi. Dediğini yaptım. Her zaman olduğu gibi. Üstelik gerçek numaramı yazdım. Başımdan savmak istediğim insanlara yaptığımı ona yapmadım, kullanmadığım numaramı yazmadım.
Tüm insanlara çıkan dişimi, herkesi bir türlü kendinden uzaklaştıran tavrımı ona yapmıyor/göstermiyordum.
Zaten istemiyordum da, beni en saf en çıplak halimle tanıyan tek insan oydu.
Onunda ben.
   Havadan sudan konuşarak ineceğim yere geldik. Oda indi arabadan, kapımı açtı. Arkadaşına selam verip arabadan indim.

"- N'apıyosun Pinky, ne var ne yok ?
 + Aynı sanırım. Hiçbir şey. Bilmiyorum. 
 - Görüşelim bir ara.
 + Yine aynı sebeplerden mi ?
 - Hayır Pinky. Artık eskisi gibi değil hiçbir şey biliyorsun sende.
 + Bilmiyorum Bonz. Bir anda böyle.. Nasıl oldu yani...  Ben şimdi gideyim en iyisi olur mu ?" Başladığım hiçbir cümleyi bitirmeyi beceremiyordum karşısında.
"- Numaramı aldın mı?
 + Yazdım telefonuna benimkini. 
 - Tamam dükkana geçince yazarım hemen." 

  Yine sarıldık. En sonuncu, ilk sarılmamızdı. Başımı göğsüne yasladım bir süre, kokusunu içime çektim. Alnımdan öptü. Hiç beklememiştim böyle bir hareket.
Arkama bile bakamadan ayrıldım yanından.



   O günden beri konuşuyoruz. Her gün her gün hiç aksatmadan söylediği tek şey; "yarın görüşelim mi?" oldu. Bazen geçmişten, bazen bizden, bazen de birbirimizi iğneleyerek konuştuk sürekli.
Kaşınıyorum ya yine, rahat duramadım batıyor bana rahat çünkü. Bugün görüşmeyi kabul ettim.
Senelerdir Bonz'u bir ihtimal görürüm diye geçtiğim yolu bugün gerçekten O'nu görmek için gittim. Senelerdir adımımı atmadığım, sadece bakmakla yetindiğim, büyüdüğüm.. gözyaşlarımın, kahkalarımın, ergenliğimin, saklanmalarımın, kavgalarımın, kanımın, pisliğimin, saflığımın saklı olduğu mahalleye girdim.
Evime. Her köşesinde, duvarlarında, merdivenlerinde el izlerimin olduğu binaya girdim. Duvarlarına dokunarak korka korka ikinci kata çıktım. İçim bir kat daha yukarıya çıkmak, evime girmek istedi.
Yapamadım. Birkaç dakika Bonz'un dairesinin kapısının önünde bekledim. Gözümü her kapattığımda bir sürü anı canlanıyordu kafamda. Bonz'un sesini duyduğumda gizlice baktığım, bizimkiler kavga ettiğinde oturup ağladığım, Bonz'la her kavga ettiğimde ayakkabılarını merdivenden aşağıya attığım zamanlar..
  O kadar tanıdık aynı zamanda bir o kadar uzaktı durduğum o yer. O kapıyı çalarken hiç o kadar zorlanmamıştım çünkü. Çoğu zaman kapıyı çalmama bile gerek kalmaz, anahtarlar bende olurdu.
Bu sefer öyle değildi. Bu sefer hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Bu sefer çok farklıydı.

   Derin bir nefes alarak kapıyı çalmayı başardım. Evi değiştirmişlerdi. İlk baktığım şey o olmuştu hatta kendi kendime "eve bak hemen eve" diye emir vermiştim. Neden bilmiyorum ama aklımdan ilk geçen oydu.

Seviştik.
Bu sefer farklıydı bir şeyler sanki. Nedenini bilmiyorum ama yerine oturtamadığım bir şeyler var. Kafam karışık, duygularım yön bulamıyor.
O'nu yaşayamadım bu sefer. Yine aynı şeyleri istedi, hiç değişmemişti.
Bir ara; "senden başkasıyla birlikte olup olmadığımı nereden biliyorsun ki?" diye çıkıştığımda gözlerinden alev saçarak bana bakıyordu. Omuzlarımdan tutup sarsarak "yaptın mı?" diye sordu. Defalarca hatta, her soruşunda ses desibeli biraz daha yükseliyordu üstelik. "Hayır" diye cevap verdim, "yapmadım."
Salak, üstünden 2 sene geçmiş. Rahibe miyim ben ?

   Üstümü giyinirken, nasıl oldu neden o kadar sinirlendim hiç hatırlamıyorum ama bağırmaya başladım ben.
Ağzıma ne gelirse söylüyorum ama.

"- Köpek gibi seviyorsun sen beni.
 + Lan sen salak mısın be? Hala seni sevdiğimi mi düşünüyorsun gerçekten ?
 - Niye geldin o zaman ?
 + Kendi zevkim için. Ama sana yaradı her zamanki gibi." 

Ne düşündüğünü, ne hissettiğini kestiremediğim bir yüz ifadesi yerleştirdi yüzüne. Bense hala giyinmeye çalışıyordum. Elime hangi kıyafetim geçiyorsa önce küfür ederek ona vuruyordum sonrada üzerimi giyiniyordum.

"- Ne yapmışım ki ben sanki sana ?
 + Ne yapmadın ki lan Allah'ın belası ne yapmadın ? Sıçtın hayatımın içine, her şeyi batırdın, düşünmedin siktir olup gittin sonrada.
 - Ben değil sen gittin. 
 + Ondan bahsetmiyorum ben mal. Sus ya vallahi hiç konuşma sen."

Kafası güzel olmasına rağmen, hem boşalmanın hemde benim bağırmalarımın etkisiyle kendine geliyordu biraz. Beni yatağa atarak üzerime çıktı ;

"- Söyle ne yaptım sana?
 + Çık üzerimden. İğrenç gözüküyorsun ya, üzerine bir şeyler giy. Taşşaklarınıda çek üstümden." 

Yataktan kalkıp boxerını üzerine attım.

"+ Seninle ilk birlikte olduğumda kaç yaşındaydım biliyor musun ?
 - Bilmiyorum. (Bal gibi biliyordu ama söylemeye cesaret bile edemiyordu.)
 + 13 Bonz, tam 13 ! Ben zaten salağım gittim senin gibi birisine aşık oldum. Kendi ellerimle hayatımı sana adadım. Kendi ipimi kendim çektim. Bomba yine benim ellerimde patladı anladın mı ? Sen hiç düşünmedin, hiçbir şey yapmadın, tek kelime etmedin. Sadece durdun izledin, siktin sonrada gittin. Sen nefret ediyorum. Gerçekten bak. Sana hissettiğim tek his nefret, başkada bir şey değil. Ama yok ben boşa konuştum. Bak Bonz istemiyorum dedim, olmaz Pinky yapıcazzz.. Olmaz istemiyorum bırak beni, hayır beni tanıyorsun istediğim olacak. Tanıdık geldi mi bunlar sana bir yerden ? Duyamadım? Evet evet sensin bu. Şimdi bana hala beni seviyor musun falan diye sorma. Sen nefret edilmeyi bile hak etmiyorsun."



   O kadar bağırmadan sonra aç olduğu için dayanamayıp yemek hazırladım birde ona. Ben ona bir şeyler hazırlarken gelip tepemde dikilmeye başladı. Bundan 2 sene önce her gün yaşadığımız normal şeyler gibi. Dedim ya, bu sefer her şey farklıydı.

"+ Ne diye başımda bekliyorsun yürü git. Getiriyorum işte yemeğini, tamam korkma içine tükürmem. 
 - Cidden sevmiyor musun beni?
 + Of ne diyorsun Bonz ?
 - Sevmiyor musun beni ? 
 + Sevmiyorum tabi ki. Niye seveyim ?
 - Kimi seviyorsun o zaman ?
 + Kimseyi. Kullanmıyorum öyle şeyler.
 - Neden sevmiyorsun ki ?
 + Lan salak mısın nesin sen ? Sevmek zorunda mıyım ? Yine hayatımı sik o zaman. Bu saatten sonra uğraşamam seninle. 
 - Vay be. Sevmiyorsun yani. 
 + Bi susta artık yağı ver bana."

Gözlerinin içine bakarak onu sevmediğim yalanını söylemiştim evet ama keşke normalde de bu kadar rahat olabilseydim. O yemeğini yerken ben mutfakta bulaşıkları yıkıyordum. Aynı eski günlerdeki gibi. Aynı.
Yanına gidip sigara yaktım bir tane. Tek kelime dahi konuşmadık. Sigaramı söndürdükten sonra, "hadi ben gidiyorum" diyerek çıktım evden.
Sadece gittim. Her zaman ki gibi...



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

1 Haziran 2015 Pazartesi

Içindeki Dede Donu Mu ?

   1 yıla yakın bir süredir duygusal bir şeyler yaşamıyorum kimseyle. Üstüne üstlük birine karşı bir şeyler hissetmeye başlasam o kadar kısa sürüyor ki ! Ben bile anlamıyorum hangi ara birisinden hoşlanmaya başlamışım hangi ara vazgeçmişim.
Açıkçası, şu hayatta duygusal olan ne varsa -sadece bir erkek değil, aile, arkadaş artık ne boksa- aç bir şekilde yaşıyorum. Hayır, birde üstümde öyle bir etki var ki; karşımdaki kişi hiç öyle düşünmese bile ben hemen olayı cinselliğe çeviriyorum.
Haa doğru, gidip birde kekolarla sevişmem cabası. Olaydan 2 saniye sonra yüzüne bakmıyorum hiçbirisinin. Bakamıyorum daha doğru. Derin düşüncelere dalıyorum hemen o sıra. Kendimi sorguluyorum. Neden? Hemen aşık oluyorum onlara çünkü. Neden? Çünkü ayran gönüllüyüm.
Ay'da yaşadığımı sandığım sevgili vakası bir çöküş oldu benim için. O günden sonra zaten kendi kendime "hayır Pinky, ne Ay ne de Has hatta ve hatta onlarla aynı isimi taşıyan birisiyle bile bir şey yaşamayacaksın" dedim.
Sözümü tuttum mu ? Tabiki... tutamadım! Aslında sözümü tutuyordum ama yarı yoldan döndüm.
Bir kere bile konuşmadım onlarla. Tek bir mesaj atmadım. Has'la seviştikten sonraki tek muhabbetim onun doğum gününü kutlamamdı ve onun bana verdiği cevapta "sağol gülüm" olmuştu. Ama yarımda olsa tuttum sözümü. Vallahi de billahi de konuşmadım hiçbirisiyle.


   Böyle birisi değildim ki. Beni, benden daha iyi kimse bilemez zaten. Bir ad vermediğim kimseyle hiçbir şey yaşamam dedim, 1 ayda 300 kişi düşürdüm. Aldatma konusuna hiç girmek istemiyorum ama; en nefret ettiğim şey aldatmak/aldatılmak çünkü.
Çünkü hep ailemin birbirini aldatmalarının travmasını yaşayarak büyüdüm. Üçüncü kişilerden hep nefret ettim. Arkalarından ağız dolusu küfürler ettim. Dedim de dedim ama bu seferde üçüncü kişi hep ben oldum. Benimle kesin bilmem kimleri kimleri aldattılar.
Yalnız bir şey var; o daha tanımadan nefret ettiğim kız Ay'ın sevgilisi değilmiş. Sevgili değillermiş ama sevgili olma yolundalarmış. Aynı hesap ?
 
   Sözümü yarım tuttum dedim ya hani; heh işte az önce Ay benim evdeydi. Off n'apıyım ?
Ben ayarlamadım ama yine bir anda oldu.
Geçen gece dışardaydım, Instagram'a fotoğraf atıyorum haliyle. Bir baktım Ay mesaj atmış. Hiç konuşmuyorduk o güne kadar. Yüzüne bile bakmıyordum. Yavaş yavaşta boşvermeye başlamıştım hatta. Ama olmadı yine başaramadım. O gece içmişim, kafam güzel birde bana mesaj atınca iyice leyla oldum.
Son zamanlarda herkesle kavgalıyım zaten bir türlü boşlukları doldurmaya çalışıyorum çünkü. Gerçekten ama kimseyle konuşmuyorum, param yok, evden dışarı çıkmıyorum. Sezon sezon yabancı dizi izlemekten içim çıktı.
Neyseee, derken ertesi günde mesaj attı. Yani dün.
Müsait olmadığımı söyledim başımdan savdım. Evet ben yaptım bunu.
Gelelim bu sabaha. Black yanıma gelecek birazdan ve ağzıma sıçacak biliyorum. Onu aradım öğleden sonra falan gelirim dedi. Bende duramadım Ay'ı aradım.
Baktım mırın kırın yapıyor bana "yeni uyandım, sen bana niye dün söylemedin, benim gelmem 2 saati bulur" dedi. "Ya karı mısın nesin sen ya nazlanıyor birde siktir git iyi tamam" dedim kapadım telefonu.
2 dakika geçmedi mesaj attı hemen; "yarım saate ordayım" 

   Tam 2 sene sonra ilk defa birisi evime geliyor. Bonz'dan sonra ilk kişi. O kadar tanıdık geldi ki. Farkında olmadan aynı Bonz'u karşılıyormuş gibi onu karşıladım. Sabah uyanmak için sek kahve yaparım hep. Bonz'u hep elimde kupa bardağıyla karşılardım, o önce beni öper, bardaktan bir yudum alır daha sonra odama yönelirdi ve her seferinde de "ölüceksin böyle sert kahveden" derdi.
Ama bu sefer öyle olmadı, ben elimde kahveyle Ay'ı karşıladım oda mal mal yüzüme bakıp oturma odasına gitti.
Odama doğru yürüyüp "gel" diye bağırdım salağa. Uykulu bir halde bana bakıyordu.
Öpüşmenin dışında hiçbir şey yapmadık. Hiçbir şey ! Bir sigara içtik sadece.

"- Şimdi ben gidiyim desem küfür eder misin bana ?
+ Aman uykulusun zaten hiç uğraşamam seninle. 
- Ulan sabah sabah bu enerjiyi nereden buluyorsun sen be Pinky?
+ Bir Pinky kolay yetişmiyor. Hadi dinlen biraz sonrada git." 

   Sonra Has aradı. Beni değil onu. Yeri tarif etti Ay, gelip onu alması için. Bil bakalım tarif ettiği yerde kim oturuyor ? Telefonu kapattıktan sonra konuşmaya devam etti.

"- Seneye yokum ben. Yazında çok görüşemeyiz.
+ N'apıyım lan Allah Allah. Umurumda mı sanki.
- Has'la takılırsın artık. 
+ Aman kalsın o salakla uğraşamam ben.
- Niye lan ?
+ Çünkü mal.
- Hahahahah boşalmak bilmiyor demiiii.
+ Dilim 2 gün ağrıdı onun yüzünden. Hem onu isteseydim eğer onunla devam ederdim ama bak yanımda sen varsın şuan. İkinizde kolay lokmasınız yani. Zor olmuyor benim için." 

Dediklerime ben bile inanmadım o sıra. Amacım, ona karşı bir şeyler hissettiğimi anlamamasıydı ki bunu başardım sanırım. Seveni sikerler diye boşuna dememişler.
Her zamanki gibi salak salak konuştu biraz daha sonrada gitti. Ayakkabılarını giymesini bekledim biraz, giydikten sonra yaptığım tek şeyde "hadi baay" deyip kapıyı suratına kapatmak oldu.
Böyle davranıyorum ama içim içimi yiyor resmen. Hemen pencerenin küçük bir köşesinden çıkmasını izlemeye başladım. Has'a bizim kapının önüne gelmesini söyledi e tabi oda benim orda oturduğumu biliyor. Gidene kadar odamın camına baktı. Ben tabi köşeden onu izliyorum. Has'ın gelmesi için yaklaşık 20 dakika bekledi. 2 sigara içti, burnunu sildi. Birde benim camımı dikizledi.


   Arabasına bindiğinde Has'ın ona söylediği tek şey eminim ki; "Pinky'le miydin lan?" olmuştur.
Hala bu kadar yakın olup birbirlerine söylememelerine inanmıyorum çünkü. Hadi tamam kızlar hemen yetiştirir böyle şeyi ama Has orospu gibi bir şeydir muhakkak söylemiştir.
Ay'ın faturasını kesiyorum, kitabını kapatıyorum. Ona söyleyeceğim şeyleri bile düşündüm. Eğer mesaj atarsa söyleyeceğim şeyler ezberimde.
Sebebim ona daha fazla bağlanmamak çünkü.
Bu şerefsiz çok tanıdık geliyor gözüme. Yanıma uzandığında, sakallarını okşadığımda, o elini göbeğimin üstüne attığında.
Uzun zamandır biliyorum sanki onu. Üstünde dede donu vardı birde bugün. Çok itici, çok iğrenç biliyorum ama o bile sanki bir yerlerden tanıdık geldi. Belki oda aynı şekilde hissediyordur bilmiyorum. Düşünmek istemiyorum. Ama Allah aşkına insan neden dede donu giyer sevişmeye giderken ?
Erkekte siyah boxerdan başka bir şeyi sevmeyen ben, dede donuna ve beyaz atletine rağmen... Mal bu çocuk harbi. Ama yinede o sıcaklığı hissettim onda.
İç çamaşırının beyaz olmasından nefret ediyorum çünkü. Beyaz atlet, beyaz sütyen, beyaz külot, beyaz çorap !!!
Tam bir fobi benim için. Gider neon renk sütyen, külot giyerim ama beyaz giymem.

  Konudan saptım yine.
Tüm bu hoşuma giden saçmalıklara rağmen artık Ay'ı azad etmem lazım biliyorum.
Böyle tanıdık gelmesi canımı yakıyor çünkü.
Artık kanaat getirdim, kalıcı kimse girmiyor benim hayatıma.
Sikerler !
Hepsinin ağzına sıçıyım.

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )