24 Aralık 2015 Perşembe

13-14 yaşlarındayım o zaman. Varlığımın belli olmadığı, kendimi fazlaca kaybetmeye başladığım yaşlarım. Hiç kimsenin umurumda olmadığı, kendi başıma yaşadığım, kendi başıma büyüdüğüm..
Ortamlara yeni ayak basıyorum. Her şeyle yeni tanışıyorum. İlk öpüşmem, ilk seks tecrübem, ilk uyuşturucu maceram, ilk asiliklerim, karşı çıkmalarım, isyanlarım hep o zamanlarda filizlenmeye başlıyor.
Düzgün bir aile yapısı zaten yok. Tek çocuğum, kendi dertleri yüzünden insanlar benimle ilgilenmiyor bile.
Yine annemle babamın kavgasının arasından sıyrılmışım.
Her zaman kendimce bir dünyada yaşadım ben. Hep çok başka hayallerim oldu. Parayı çok fazla düşünüyordum. Zengin olduğumun hayallerini kuruyordum. Zengin bir aile, çevre..
Yanlış şeyleri hayal etmişim sanırım. Şükretmesini hiç bilmedim, halada bilmiyorum aslında. Elimde olan şeylerin hep daha fazlasını istedim. Çok fazla insana özendim, çok kıskandım. Sahip olduğum şeylerden hiç memnun olmadım. İstediğim şeyi yapmadılar mı; direk tavır aldım...
   Cebimde 15 liraya yakın bir para bile yok o gün. Bakma o zamanlar 15 lira büyük bir miktar. Bana sadık olan yatağımda uzanıp, hayal kuruyorum sadece. İçeriden kulağımı tırmalayan çığlık, bağırışma ve ağlama sesleri geliyor. Yorganın içine kafamı sokup kaçtığımı düşünürdüm hep. Bir daha kimsenin beni bulamayacağı, hayatımı tekrar başlattığım o bilinmezliğe giderdim defalarca. Ama hiçbir zaman kaçamadım.
Tüm düşüncelerden sıyrılmama kapının hızlıca kapanması sebep oluyor. Yataktan fırlıyorum bende anında. Annem oturma odasında ağlıyor. Ben ağlamayı o gün bıraktım. Tek bir kelime etmeden, bu sefer ben sessizce kapıyı kapatıp çıkıp gidiyorum. Cebimdeki parayla ne yapacağımı bilmiyorum bile. Sinemaya gittim. İşte o gün anladım yalnızlığın ne demek olduğunu. Ne olursa olsun çocuktum. Ne düşündüm de tüm benliğimden kaçmak için sinemaya gittim bilmiyorum. Ama o zamanlar sinema lüks demekti bizim için.
Mahalleye geri döndüğümde saat baya geçmişti. Beni merak etmişlerdir diye çok telaşlıydım. Eve nasıl gireceğimi, nelerle karşılaşacağımı tahmin bile edemiyordum. Kapının önüne geldiğimde karşılaştığım manzara daha fazla korkmama sebep oldu. Bir sürü ayakkabı vardı; aklımdan bir sürü şey geçmeye başladı o sıra. İçeri girersem dayak yerim diye korkuyordum çünkü bu kadar insan kesin benim kaybolduğumu düşünüp bize gelmişlerdi. Ama sebebim vardı annemle babamı suçlayabilirdim, bir şey söyleyecek olsalar "sizin yüzünüzden oldu, kavgalarınızdan bıktım" diyebilirdim.
Çok sessiz bir şekilde anahtarı kilide sokup biraz bekledim, hiçbir tepki yoktu. Derin bir nefes alıp yavaş yavaş kapıyı açmaya başladım. Sol tarafta mutfak vardı, kapısı kapalıydı. Tam karşıda oturma odası; hemen yan kapısı benim odam.
Tahmin ettiğim şeyler olmuyordu içeride, anlamam çok uzun sürmemişti. Bir sürü kahkaha havada uçuşuyordu. Gittiğim için bu kadar seviniyor olamazlar sanırım ?
Hızlıca hareket ederek; oturma odasına göz atıp, mutfakta olanlara kulak kabarttım. Ortam olması gerektiğinden çok çok fazla bir şekilde normaldi. Hiç kimseye gözükmeden, tek bir kelime etmeden odama geçtim direk. Yatağım bana gelecek en iyi şeydi. Her zamanki gibi içine uzanıp yorganı kafama çektim. Uyudum mu uyumadım mı hayal meyal hatırladığım bir anda tepemde annem dikildi.
"Pinky çüş artık, sabahtan beri yatıyorsun misafir var bir sürü gel içeri hadi."
Evet, ilk hayal kırıklığını o gün yaşadım. 
   Kimsenin beni takmadığını biliyordum ama bu denli olacağını tahmin dahi edemezdim. Saatlerce ortalıkta olmadığımı tek bir insan fark etmemiş. Hatta uyuduğumu sanıp bana bakmaya tenezzül bile etmemişler.
Sahte bir ailem vardı, biliyordum. Orada bir sürü insanın içinde otururken oynadığı rollerden anlamıştım. Sanki birkaç saat öncesinde kavga etmiş olanlar onlar değildi. Birbirlerinin gözlerine bakarken içlerinden fışkıran nefreti çok iyi hissediyordum. Ben o gün, bu kadar iyi yalan söylemeyi öğrendim. 



   Cesur bir çocuktum. Öyle olmak zorundaydım. Ama n'aparsın? Kimse görmüyordu beni. Evet, hep daha fazlasını istiyordum her şeyin ama elimde hiçbir şey olmadığı içindi bu. İstediğim şeylerin hiçbirisi olmazdı çünkü. Olduramazdı kimse. İmkansızlıktan mı yoksa ilgilenmemekten mi bilmiyorum, düşünmekte istemiyorum zaten.
Sırf bu yüzden her şeyi kendi başıma halletmeye başladım. O zamanlardan sonra çok fazla insan görmeye başladı beni. Görmelerini istemediğim halde. Hatta öyle bir haldeydim ki, ben uzaklaştıkça peşimi bırakmıyordu kimse.
Şimdi ise, tek isteğim herkesin beni unutması.
Kötü şeyler yaptığım için pişmanlık duyardım hep. Olay öyle değil artık. Beni kötü şeyler yapmaya zorlayan kişilerle dolu etrafım.
Bu saatten sonra isteseniz bile göremeyeceksiniz beni zaten.

12 Aralık 2015 Cumartesi

ay.

Beklediğimiz yoldan tamı tamına üç tane ambulans geçti. Benim binmem gereken toplu taşıma aracı ise on beşten fazladır önümüzden geçip gitti ama biz "bir sonraki" diyerek 1,5 saati devirmiştik. Hava buz gibiydi ama kalplerimiz birbirini ısıtıyordu. 




   * * * 

   Şans yada şanssızlık diye ayıramayacağım hatta üzerinde çok fazla düşünüp "kader işte" diyebileceğim uzun -kimi zaman kısa- soluklu şeyler yaşamaya başladım yine. 
Dünden aklımda kalan tek cümle "Bence sizin Ay'la aranızı Has bozdu zaten" olmuştu. Kırk bin kere fikir değiştirip eve yol aldığım sırada Black mesaj attı "eve girme" Oysa, o sıra aklımda sadece eve gidip hüngür hüngür ağlamak vardı. Bildiğin ağlamak için bekliyorum. Hadi dedim geri döneyim; durağa kadar yürüyüp oradan minibüse bineceğiz. 
Aylar olmuş Ay'la konuşmayalı. Adam akıllı birbirimizin yüzüne bakmayalı. 
Araca ayağımı basıp kafamı çevirdiğim anda karşımda duran kişi sadece Ay'dı. En masum, en güzel haliyle. 
Adam için ağlamayı planlıyorum, vazgeçtiğim başka bir şey planladığımda ise uğruna kahrolduğum adam karşıma çıkıyor. 
Yine tek kelime konuşmadık, yine birbirimizin yüzüne bakmaya korktuk. Belki o korkmadı, belki yüzüme bakmak bile istemedi bilmiyorum. Ben o an uçmuştum sadece; hiçbir şey düşünemiyor, hareket dahi edemiyordum. 

   Has'la aramız çok iyi değil. Bugün karman çorman olan, hala neyin ne olduğunu tam olarak anlayamadığım birkaç olay yüzünden bir şeyler yapmaya karar verdik. Oda gaza gelmemiz sonucu oldu, bir anda. Yine bindiğimiz toplu taşıma aracında Ay'da bizimleydi. Sadece biraz daha mesafe kat ettik. Konuşabiliyorduk. Gözlerimin içine bakmaya korkmuyordu artık. 
Hep birlikte kısa bir süre takıldıktan sonra herkesin dağılma vakti geldi. O kadar geçen vakit içerisinde sadece Ay'ın gözlerinin içine bakıyordum. Karşımdaydı. Sadece gözlerini kırparak bana "gel" demek istedi. Olayları çok fazla dallandırıp budaklandırmayı sevmediğinden dolayı kimseye çaktırmadan yanına geçtim;
"- Gitme bir yere benimle gel.
+ Black yanımda o nolcak ?
- Gitsin o.
+ Lan ayıp olur deli misin ?
- Ne diyim, sen bilirsin o zaman.
+ Ay yapma şunu."

Hemen Black'i kenara çekip olay böyle gitmek istiyorum bu adamla diye anlattım. Tabi ki onu sattığım için hiçbir şey söylemeden ağzıma bir güzel sıçtı. Black'le yanımızda bulunan iki mal gitti, Has ofise geçti ve Ay'la baş başa kaldık. 

"-Gitme demiyor muyum ben sana ? Gitme işte.
+ Yangın merdivenine falan gidemeyiz. 
- Tamam sorun değil, buluruz bir yer."

İkimizde fazlasıyla sakiniz. Sonunun ne olacağını biliyoruz çünkü. 
Ama hiçbir şey tahmin ettiğimiz gibi olmuyormuş bir daha anladım. Sonu bildiğimiz gibi bitmedi..
Bir park bulup orada sevişmeye gittik. Sadece 5 dakika. 300 saniye içerisinde işimizi halletmiştik.
En son Ay'la seviştiğimizde çok pis bir tokat atmıştım. O gün bugündür adam bel altını unutmuş resmen. Tam 2 ay. 
Hiçbir şey yapmamış. İşin cinsellik kısmını geçiyorum. O kafada değilim zaten.
"Gidelim mi?" diye sordu, başımı sallayarak yürümeye başladım. 
Hala neden olduğunu çözebilmiş değilim ama sürekli dediğim gibi hayatıma giren adamlar kimseye göstermedikleri yüzlerini bana gösteriyorlar. Ay'da o adamlardan birisi, en başından beri.


Bunu nasıl tanımlayacağımı gerçekten bilmiyorum. 
Ay yanımda hüngür hüngür ağladı. Gözyaşları o kaldırıma aktıkça benim içimden bir şeyler koptu yola düştü ve bütün arabalar yerde kalan parçamın üstünden geçtiler sanki. 

"Benim ne yaşadığımı kimse bilmiyor Pinky. Ben yetim büyüdüm. Aç kaldım, açıkta kaldım, yoksulluk çektim. Sokaklarda yattım. Haftalarca eve gitmedim. Daha küçücükken sırf paramız olmadığı için çalışıyordum ben. 13 yaşında boyum daha senin bacağın kadarken tohum alıp yetiştirip satıyordum. Akıla bakar mısın ? Herkes arkamdan konuşuyor, herkes bir şeyler söylüyor. Ben bıktım ya bıktım amına koyayım. Şimdi veletler sırf özentilikten bir şeyler yaşamaya çalışıyorlar. Ben o amını siktiklerimin yaşamak istediği şeyleri çok küçükken yaşıyordum. Çok siktiler beni. Şu hayatta çok sikildim Pinky." 

Bir yandan küfür ediyor, bir yandan ağlıyor, bir yandan da bunları anlatıyordu. Susmaktan başka hiçbir şey yapamadım. Gözlerini bana çevirdiğinde ne demek istediğimi anlamıştı zaten. 
Elimi göğsünün üzerine koyup;
"+ Senin tam şuranda ne olduğunu bilen var mı ? Senin içindekini anlayabilen var mı ?
- Yok.
+ Hiç kimse bu zamana kadar seni düşünmedi değil mi ?
- Düşünmedi.
+ Sende sırf bu yüzden böylesin işte. Kimseye şans vermek istemiyorsun. Hep başkalarını düşündün, insanlara değer verdin ama kimse kıymetini bilmedi. Al işte anasını satıyım sırf bu yüzden kimseye güvenemiyorsun sen. Gelip sana "Ay nasılsın?" diye sormaz insanlar. Çıkarı için yanında olurlar sonra siktir olup giderler. Ama kaybeden sen olacaksın her zaman. Çünkü gram değmeyecek adamları alıyorsun hayatına. 
- Ben biliyorum Pinky. Bir insanın gözüne baktığımda anlıyorum her şeyi ya. Çözdüm artık. Birisi bana baksa diyorum ya; ya bu beni dövecek, ya gıcık oluyor yada seviyor. Hissedebiliyorum.
+ Benim gözlerime bakınca da hissedebiliyor musun ?
- Hissediyorum.
+ Söyle o zaman. 
- Ya biliyorum işte. Çok iyi biliyorum. 
+ Bilemezsin. Sana olan duygularımdan bahsetmiyorum. Benim neden böyle bir insan olduğumu biliyor musun sen ?
- Biliyorum, sende çok çektin. 
+ Çok çektim evet. Ben senelerce tecavüze uğradım senin haberin var mı ? Senin 13 yaşında girdiğin ortamlar varya, ben oralarda orospu çocukları yüzünden meze oluyordum. Mal alamadığımızda "git bir öpüş onunla bedavadan verir mal" diyorlardı. Bunların hiçbirini bilmiyorsun işte."

Ben bunları söylediğim için Ay ise bunları duyduğu için kısa süreli bir şok geçirdik. Sendeledi, resmen dizlerinin bağı çözüldü. Olduğu kaldırımdan aşağı düştü. 
"Kimseye şans vermeyecek misin hayatın boyunca?" dedim "hayır" dedi.

Ağladığında elimi yüzüne attım, gözyaşlarını silebilmek için. "Yapma" dedi sadece. Yapmadım. 
Hava buz gibiydi. Eminim ki, kalplerimiz bizi ısıtıyordu. 
Yanından ayrılırken yanağını uzattı. Öptüm.
Dikkat et diyebildim sadece. 
Dikkat etmesi gerekiyordu. 
Şans ver bize. Ufacık bir şans sadece. Emin ol zararlı çıkmayacaksın.
Şuan değil belki.. ama daha sonra taş kalpli adam..  
diye devam ettim kısık bir sesle. 

9 Aralık 2015 Çarşamba

çocukluğuma aşık olan bir adam.

   Ancak yazdığım zaman rahatlayacakmışım gibi geliyor. Nedendir bilmem, uzun zamandır şuraya oturup ekrana mal mal bakmaktan başka bir bok yapmıyorum. Yazsam rahatlayabilirim ama yazmak istemiyorum sanki. Çünkü her şeyi tek tek düşünüp, onları tek tek parmak uçlarıma dökmem lazım. Ve sanırım düşünmek beni korkutuyor.
Çünkü delirebilirim.
   Çiçek'le başlıyorum.
Ben ondan ayrıldıktan sonra adam şehri terk edip gitti resmen. Hatta haritada yerini bile gösteremeyeceğim, adını hatırlamadığım bir şehre. Ama ben günlerce onu rahat bırakmadım. Nedenini bilmiyorum, yani sevdiğim için yaptım diyemem. Her ne kadar seviyor olsam bile bir kere kendi kendime "yok" demiş olsaydım geri dönüş asla yapmazdım.
Sadece ve sadece Çiçek'i kaybetmek istemediğim için tekrar döndüm ona. Geçmişten bana kalan tek şey o artık sanırım. Önceleri uzakta olsa bile bana yardım eden adam sevgilim olarak hayatıma girdi.
Onun gelmesiyle neler neler öğreniyorum.
Bonz plan kurup beni Çiçek'e pazarlamaya çalışıyormuş. Güya kardeşi faydalanacak, onunda işi görülecek. Çok düşünüyor ya kardeşini.
Her seferinde Çiçek'e bu teklifi sunmuş, istisnasız HER SEFERİNDE ! "Bak ben gidiyorum Pinky'nin yanına gel sende" diye. Çiçek ise her seferinde reddetmiş.
Bu muhabbetleri düşünürken geçmiştikleri hatırlıyorum bir anda. Black'le aramızın iyi olduğu ilk gün ona Bonz'u anlatmış ve onunla buluşacağımı söylemiştim.
İşte o gün; Bonz yine eve gelip beni sikip gitmişti. Arkasından saatlerce ağlamıştım. Hatta benim üzerimde nefes nefeseyken "Çiçek'le kuzeni falan bizdeler, bağır biraz sesini duysunlar. Onları da çağırayım istersen." demişti.
Ben o günden sonra aylarca regl olmadım. Hamile kalmaktan deli gibi korkuyordum. Çünkü kafası güzel nereye boşaldığını bile hatırlamıyordu Bonz. Hiçbir zaman korunmadık ki, ben korunmaktan ne anlardım ki o zamanlar zaten. O zaman ilk defa Black'e "eğer hamile olmuş olsam ne yapardık?" diye sormuştum.
   Şimdi sesimi duymasını istediği adamlardan bir tanesi sevgilim diğeri ise bana "yenge" diyor. Ve sırf gün içinde görüşemedik diye beni görebilmek için kapıma kadar geliyorlar.


Ben bu yüzden Çiçek'i kaybetmek istemedim. Bonz için hiçbir zaman kötü şeyler söylememiştim. Çok iyi bir arkadaş, iyi bir dost, çok aileci, süper baba olur, yeri geldiğinde sadıktır blaa blaa blaa....
Beni sevmediği için bana böyle davranıyor diye kabullenmiş her şeye göz yummuştum. O kadar salakmışım ki.
Hayatımda tek bir insana bile eyvallahım olmamasına rağmen bir orospu çocuğu yüzünden her şeyi, en önemlisi kendi hayatımı sikip atmışım ben.
Bonz'a sadece acıyorum artık. Hayatının hiçbir döneminde kazanamayacak çünkü. Bu zamana kadar kaybeden olmuş bundan sonrada hep öyle olacak.
Zavallı..


Çiçek'le gün içinde defalarca tartışıyor, sürekli bir şeyler için kavga ediyoruz. Ama sebebi olmadan yada bazen her şeyi sebep oluyor kavga etmemize. 
Çok fazla sorunu var ve ben bazen o sorunlarla uğraşmak istemiyorum. Adam çoğu zaman unutuyor beni. Kendi kafasının içerisinde bir şeyler yaşıyor. Bende sırf bu yüzden serbest bırakıyorum onu. 
Ha, en büyük sorun sevişme mevzusuydu. Onu hallettik gibi, bir kerede seviştik biraz. Yani sonu kavgayla bitti amaaa ben hayatımda böyle güzel bir şey görmedim !!
Yinede her şeyden kurtulmama yardımcı oldu. Bonz bu saatten sonra benim adımı ağzına dahi alamaz. Birazda olsa bazı şeylerden elimi ayağımı çekmemi sağladı. 
En güzeli ise bu adam benim çocukluğuma aşık. Beni ilk öyle tanıdı. 
Bir sefer şansa baya eski bir fotoğrafıma denk geldik, oda dakikalarca bakıp sadece "şu güzelliğe bakar mısın ya" deyip durdu. 
Belki bu halimi sevmiyor bilemem. Adama çok kötü ithamlarda bulunuyorum zaten genellikle. Sürekli "beni sevmiyorsun, beni takmıyorsun, senin umurunda değilim, beni aldatıyorsun" diye dert yanıyorum. Haliyle bıkıyor oda bir süreden sonra. Haklı da.



   Ama maalesef çocuk değilim artık. Yüzümden eski masumluğum akmıyor. Gözlerim eski kadar parlak bakmıyor. Eskisi gibi güçlü değilim. Dayanma sınırım eskisi gibi yükseklerde değil.
Ben artık kimseyi istemiyorum bile.


25 Kasım 2015 Çarşamba

Hayatımın Baharı

Günlerdir şuraya oturup tek bir kelime bile yazamadım. Yazdıysam da, yazdıklarımın devamı gelmedi hiç.
Öncelikle şuraya birkaç şey karalayarak, kendimi teselli etmek istiyorum. Belkide kendi kendime söz vermek istiyorumdur hiç bilmiyorum.
Bu sefer çok fazla üzülmeyeceğimi biliyorum. Ama kendimi hemen başkalarının yanına atacağımı, çareyi hep geriye dönerek arayacağımı biliyorum.
Neyse ki, acılar sonsuza dek sürmüyor. "Alışmak" gibi bir özelliğimiz var. Hiçbir şeyi unutmuyoruz ancak bir süre sonra acıya dayanma gücümüz artıyor. Üzülemiyoruz bile çoğu zaman. O acılar bizden bir sürü şey götürüyor çünkü.
   Çiçek'le sevgili olduk acele bir şekilde. Sorgulamadan, beklemeden, bir anda..
Aynı acele bir hareketle ise ayrılmaya karar verdim. Black'le konuşurken "Çiçek'in her hareketi; gülmesi, tepki vermesi, bazı şeylerle dalga geçmesi aynı Bonz'a benziyor." dedim.
Onun bana söylediği ilk şey, söyleyeceğinden adım gibi emin olduğum "sen onu Bonz'a benzettiğin için seviyorsun" oldu.
Öyle değildi. Bonz'a benzediği için değil tam tersine Çiçek'i kendi olduğu için seviyorum. Çünkü Çiçek karakteri oturmuş birisi. Hayatın ona gösterdiği bütün zorlukları atlatmış. Ama Bonz öyle değildi, hayatında geçirdiği en kötü an uyuşturucudan bayıldığı anlardı. Zorluk yaşamadan büyümüş, bu yaşına kadarda istediği her şeyi elde etmişti. Yokluk nedir bilmezdi. Kimsenin halinden anlamaz, sadece kendi menfaatini düşünürdü.
Çiçek onun kadar şanslı değil. İstediği şeyleri öyle kolay elde edememiş. Ve sanıyorum ki, Bonz şu zamana kadar birçok şeyi Çiçek'ten öğrenmişti.
   Benim için büyük bir şanstı Çiçek. Ama yapamadım, gücüm kalmadığı için onunla beraber gelen sorunlarıyla başa çıkamadım. Bu sadece onun için geçerli değil, başka kim gelseydi karşıma uğraşamayacaktım zaten.
Benim kendimle bile uğraşacak halim yok ki.


Geçen gün büyük bir kavgamızdan sonra mesaj attı.
"Hayatımın baharı"
O kadar yadırgadım ki. Kendime o kadar yakıştırmadım ki, o iki kelimeyi.
Çünkü;
Ben hiç bahar gibi birisi olmadım. Hiç kimseye iyiliğim dokunmadı. Hiç kimsenin içini açacak şeyler yapmadım. Bahar öyle değildir. Huzur verir tüm insanlığa. bütün umutlar yeniden canlanır.
Ama ben öyle değilim işte. Ben umutları canlandırmam hiçbir zaman, tam aksine bütün umutlar söner benim karşımda.

  Ben artık bittim be. 
Beni benimle bırakın.  

5 Kasım 2015 Perşembe

I'm Just So Tired

   Sabah uyanamayacağımı bildiğim halde sıcacık yatağımdan kalkıp bunları yazmaya başladım. Vücudumun yorgun olmasına hatta deli gibi uykum olmasına rağmen resmen uyuyamadım.
Şuan gözlerim görmüyor, parmaklarım hissetmiyor bile.
Ufak tefek flashback yaşamaya başladım, aklımdakilerden kurtulmanın en iyi yolununda yazmak olduğunu bildiğim için gelip oturdum buraya.
Sandalyemi ara sıra arka tarafa çevirip gözlerimi telefona dikiyorum öylece. Mesaj beklediğim kişiler var. "Kişi" değil, buraya dikkat "KİŞİLER"
   Bir anda n'olduysa artık etrafım bebelerle doldu. Hemde öyle böyle değil, hepsinin niyeti ciddi. Hepsi bana aşık oldu olacak. Hepsi ama hepsi bir kere bile olsa "evlilik" dedi.
Orada bir duracaksın ! Yok ananın amı yani !
Flashback yapmaya gelmiştim buraya ben. Hemde aklımı kurcalayan herkesle.
   Ay'dan başlamak istiyorum. Sevgili olma durumuna geldik. Defalarca bana "Pinky, kimsede görmediğimi sende gördüm ben. Sen çok farklısın benim için. Öpmen, sarılman.. ne biliyim ben böyle hissetmemiştim" diyerek beni heveslendirdi. "Bak arkadaş bu sefer farklı olacak. Bu çocuk seviyor beni. İnan farklı bak inan buna" dedim. Ve evet, her seferinde tükürdüğümü yaladım, sözümü yedim. Yine çok çabuk karar verdim. O ne yaptı? Kavga etmemizden haftalar sonra beni aradı özür diledi, benim aklıma "acaba yine olabilir mi?" düşüncelerini soktu ve sadece siktir oldu gitti. Her gün birlikte vakit geçirdiğim kişi bir yabancı oldu şimdi.

   Bonz; o gün karşılaşmamızdan sonra ne aradı nede sordu. Aynı şekilde bende. Zaten kesin bir şekilde bitirdiğim için, beni hiç kimse yolumdan döndüremez. Benim olayım bu maalesef, bir şeyden vazgeçmem zaman alıyor ama vazgeçtiğimde de bir dahası olmuyor.
Bonz vazgeçtiklerimin arasına çoktan girdi, unutuldu bile. Anıları dışında.

   Gelelim Çiçek'e; onun için sadece "bana hep iyi davrandı" dedim. Şimdi, şuan, şu dakika zamanında Bonz'la benim için kavga ettiğini, beni Bonz'un yanında gördüğü her dakika içinin acıdığını söyledi. "Niye o zaman hiçbir şey söylemedin" dedim, "o şerefsiz yüzünden yanına yaklaşamadım" dedi.
Yalan yada gerçek olacak hiçbir şeyi ayırt edemiyorum artık. Ayırt etmekte istemiyorum sanırım.
Belki Çiçek bana ilanı aşk ediyor, onu bile anlamıyorum. Ama öyle bir adam ki, kardeşim dediği kişiye yaklaşmamı dahi istemiyor. Oda farkında, oda biliyor nasıl bir şerefsiz olduğunu çünkü.
Ama Çiçek geçmişimden kalan tek güzel adam.

   Ha birde, çok eski arkadaşım -takma ad düşünmedim bile- şuanda ise "sevgilim sanırım" diyebileceğim kişi var. Pek ciddiye almıyorum yalan yok. Ciddiye alınması gerekli mi onuda bilmiyorum. Çok sevdiğim birisi o ayrı. Kafamı birde onunla karıştırıp her şeyi bok etmek istemiyorum, buda cabası.

Bari bu gece ağlama !




25 Ekim 2015 Pazar

Durur Belki Basucunda ..

   Hayatımda sürekli tekrarlayacağım şey sanırım, geçmişimin beni bırakmadığı olur. O kadar fazla adam tanıdım ki, bazıları "adam" kelimesini bile hak etmiyorlardı. Bazıları ise, adamlığı dibine kadar yaşatıyordu.
Hep ufakta olsa yara, iz bırakan adamlar geldi geçti. Aşırı sevdim, aşırı sevilmedim. 
Ulan ben hiç sevilmedim.
Hepsinin ortak yanı ise; hayatının bir döneminde yaşadığı kimseye anlatamadığı, kimseyle paylaşamadığı anılarını, acılarını, ihanetlerini, yanlışlarını sadece bana anlatmaları.
Öyle ki -o kadar eminim ki- tek bir şey bile olsa, onlar hakkında kimsenin bilmediği şeylerini biliyorum. Düşünüyorum "bunlarla amacımız sadece yatmak değil miydi ben ne zaman adamın dert ortağı olmuşum?" 
  Etrafımdakileri uzaklaştırıp her şeyden elimi ayağımı çekme planları yapıyordum. Ama geçmişim bir türlü paçamı bırakmıyor. Hiç tahmin etmediğim bir anda karşıma dikiliyor öylece. Bense küçülüyorum o bana bakarken. Yerin dibine geçiyorum. Suçlu ben olmasam bile. Hatayı yapmış olan ben olmasam bile.
Çiçek anlattıklarımı dişlerini sıkarak dinlerken ben bittim her an. Suç bende değildi. Yaşadıklarımda, yaptıklarımda, hatalarımda yada acılarım da suç bende değildi ikimizde biliyorduk.
"Bir erkek -adam kelimesi yakışmayan gavat- bir kadına daha ne kadar kötü davranabilir?" 
"Bir erkeğin nasıl bu kadar dönebilir?" 
"Bir erkek.." 
"Bir erkek bir kadını nasıl hiç sevmez? Nasıl hatır bilmez? Nasıl bu kadar şerefsizleşebilir?" soruları aklında dolandı durdu saatlerce biliyorum. Eminim.
Özellikle bu "erkek" diye bahsettiğim kişi onun en yakın arkadaşıysa. Kardeşim dediği kişinin kötü huylarını bilmesine ve memnun olmamasına rağmen hiçbir şey yapamıyorsa.
 

   Kötü zamanımda hep yanımda olup zorlukları atlatmamı sağlayan Çiçek'ten doğru düzgün bahsetmedim hiç. Onunla ilgili dediğim tek şey "bana hep yardım etti" oldu.
Sanırım buda benim iyi anılarımı anlatamamdan kaynaklanıyor. Çiçek hiç ortada olmazdı. Çok görüşmez, çok konuşmazdık. Ama ne zaman ki ben kötü olayım, ne zaman ki ben dibe batayım gelip beni kurtarırdı.
Tanışmamız bile Bonz'un beni ona pazarlamaya çalışmasıyla olmuştu. Ama Çiçek ne düşündü de bana sadece yardım eden kişi oldu bilmiyorum.
Cumartesi sabahı kahvaltıya gitme planı yaptık. "Sana bir sürprizim var" dedi bir önceki akşam. Maalesef güvenemediğim için kendimi en kötü duruma hazırladım sadece. Maalesef diyorum çünkü, her zaman benim yanımda olan adama bile güvenemiyorum artık. Sadece o değil, hiç kimse..
  Arabasına bindiğim an yarı hüzünlü yarı heyecanlı bana yapmayı düşündüğü sürprizi açıkladı.
GEMİDE KAHVALTI !
Abi, GEMİDE. GEMİ !
Ben hiç böyle bir şey yaşamamışım, görmemişim. O ise benim için en güzel şeyi en fazla mutlu olacağım şeyi düşünüyormuş. Oraya gitme planımız gerçekleşmedi ama yinede bana en iyi güne başlangıcı yaşattı.
Oda benim gibi kahvaltıyı sevmeyen birisi. Gittik bir kafeye oturduk, yaptığımız tek şey çay ve sigara içerek muhabbet etmek.
Aklımıza sonradan geldi de kahvaltı yaptık.
   Kardeşim dediği kişiyle ilgili konuşurken -ki bu Bonz oluyor- "piç" diyordu sadece. Bonz'un Çiçek'e attıkları kazıkları, altındaki kızı Bonz'un koynuna sırf istedi diye verdiğini, Bonz aşık olduğu zaman gidip kızın sevgilisinin arabasının camlarını patlattığını..
Daha binlerce olayı sindire sindire anlattı. Bonz'un kıymet bilmeyen birisi olduğunu oda çok iyi biliyordu.
Benim ağlamama rağmen Bonz'un benimle zorla birlikte olmaya çalıştığını, bu durumda daha fazla tahrik olduğunu, karşısındaki insanı bir hiçe saydığını söylediğimde kelimelerimin hepsini tek tek onayladı. Ben onları anlatırken dişlerini sıkarak beni dinliyordu.
Ben Çiçek'i görmeye gittiğim gün, aslında Bonz'un haberinin olmadığını öğrendim. Buna rağmen alıp beni -3'e indirmesini, orada benimle sevişmeye çalışmasının onun şerefsizliği olduğunun oda farkındaydı.
 
   "Her kızı sikersin ama her kızı sevemezsin" lafını ikinci defa Çiçek'in ağzından duydum. Çok haklıydı. Anlattıklarında, hareketlerinde, sinirlenmekte çok çok haklıydı.
Ama Bonz her kızı sikemezdi.
Gün gelecek ki, bu sefer ben onu öyle bir sikecem kii..
  Black'la olanları konuştuğumuzda bana "amk sen tecavüze uğradın lan resmen" dedi gülerek. Öyle bir durum, öyle bir kabullenmek istememek ki bu. Ancak gülebiliyordu.
Tecavüz ulan.
Bunu yaşamak, ağzından 3 heceyle çıkması gibi kolay mıydı ?
Tecavüze uğradığını kabullenmek "çocuktuk o zamanlar" diyerek yaşadıklarını sindirmek kadar kolay mıydı ?
O kelimeyi tek seferde söylemek, içine giren her yarrak darbesinin acısını unutmak gibi bir şey mi ?
Döktüğün her gözyaşının silinmesi gibi mi ?
Yada, tecavüze uğradığını kabullenmen o şerefsiz sen bayıldığın halde seni sikmeye devam etmesinin, senin üzerinde nefes nefese kalırken "hadi biraz daha bağır" demesinin bir mükafatı mıydı ?
"Bak işte amk beni zamanında böyle sikmişti" diye övünebileceğim bir şey mi ?
   Hayır hiç sanmıyorum. O orospu çocuğu beni cigarasının altına meze olarak yaptığı günden beri değil.
Ben savunmasız, kimsesiz, yardıma muhtaç olduğum halde bana bir tekmede koyması demek bu. Onunla yaşadıklarımdan sonra hayatımda kimseye güvenmemem demek. Birisinin beni arzulamasının bana çok normal gelmesi demek. Gereken normallikten bahsetmiyorum. Bu benim için kimsenin beni sevmeyeceğine inanmam demek.
Karşımdaki kişi, kafamı tutup ağzıma bir şeyler sokmaya çalıştığı zaman benim tek kelime edememem demek. Kendimi koruyamamam, daha fazla hırçınlaşmam demek.
Bu ve bunun gibi bir sürü şey sıralayabilirim ama artık içimdekileri dökecek güç kalmadı bende.

   Artık her sinirlendiğim zaman, acı bir sıcaklıkta akan suyun altına girip etlerimi yakma rutinim bile paklamaz beni. Ellerimin üstünün paramparça olması, duvarları yumruklamam bile kurtarmaz bu saatten sonra.
Gittikçe hissizleşiyorum ya, en çokta bu sıkıyor canımı. Hiçbir şeye sevinemiyor, hiçbir şeyden tatmin olamıyor,  hiçbir şeyin tadını çıkaramıyorum. "Çok güçlüsün sen" sözleri işlemiyor artık. Güçlü falan değilim. Hep daha fazlasını istemelerinden bıktım. İnsanları memnun etmeye çalışmaktan.
Etrafımdakileri kırıyorum farkındayım. Kimsede beni anlamıyor biliyorum.
Sikimde mi artık ? Değil amına koyayım.


Güvenmemem gerekenlere hep fazlasıyla güvendim.
Güvenmem gereken adamlara ise güvenebilmeyi bir türlü başaramadım.

20 Ekim 2015 Salı

Tarih Tekerrür Eder Birader ..


 Ne yaparsan yap, olacak olandan kaçamıyorsun bu bir gerçek. Tanıdığın, bildiğin, alışık olduğun insanlar daha hoş geliyor insana. Zor olan, ulaşamadığın her zaman daha çekici. Gözlerini çevirdiğinde, baktığın yerde olunca mutlu oluyorsun sadece.
El hareketlerinden konuşmasına, gülmesinden baktığı şekle kadar mıh gibi kazınmış aklına. Hepsini biliyorsun. "Ulan bu adam lan işte" diyorsun. "Ciğerine kadar biliyorum. Bu adam benim" diye sahipleniyorsun.
  Hehh tamda bu durum benimki de.
Kaçmaya çalışsam da kurtulamadığım acım. Hüznüm. Mutluluğum. Gözyaşım. 
Evet evet Bonz.. 
Artık söylediğim sözleri tekrar söylemek, kurduğum cümleleri bir daha bir daha kurmak istemiyorum. Çünkü gereğinden fazla yoruldum. 
Bundan 2 gün önce Bonz'un en yakın arkadaşı Çiçek'le karşılaştım. Bana hep yardım eden o güzel adam. Muhabbet ettik, eskileri yad ettik. Ertesi gün sürekli gözüm telefondaydı. Belki arar, belki yazar diye. O büyük patlama bugün oldu. 
Çiçek'in yanına gittiğimde beni tenine en uyumlu olan mavi gömleğiyle Bonz karşıladı. Black yanımda. Bunca zamandır hayatımda olan insan ilk defa Bonz'la tanışacak. Gün arasında muhabbetini yaptığım her şeyin aynılarını Bonz tek tek söyledi.
Laf arasında Ran'dan bahsettiler. Görüşüyorlar mı bilemem. 
Ama o an, Ran'ın adını duyduğumda aklımdan sadece yaşadıklarım geçti. Belki zamanında hepsi bir sürü iş çevirmişti arkamdan. Hakkımda planladıkları şeyler vardı. Ama Ran belki bana yardım etmeyi seçti. Yada hiç iyi bir adam değildi ben öyle görmek istedim onu. 
   Bonz karşımda oturuyordu. Gözlerini dikmiş beni izliyordu sadece. Büyüdüğümün, eskisi gibi olmadığımın farkındaydı. Kaşımın, gözümün, ağzımın her hareketinden ne demek istediğimi tak diye anlıyordu. 
Hiçbir şey olmamış, sanki hiçbir şey yaşamamışız gibi geçmişten konuşup gülüyorduk öylece. 
Ne kadar "bitti" dersem diyeyim bitmiyor işte. Gelip bir yerden buluyor beni tekrar geçmişim. 
Her şeyi geride bırakmış -bırakmaya çalışmış- yolumu bulmaya çalışıyordum. Yolum yine aynı yere çıktı işte. 
Pişmanlık duymuyorum. Halime üzülmüyorum bu sefer. "Yine nerden bulaştım ben amk" demiyorum, diyemiyorum. 
Bıraktım zamana, anı yaşıyorum.
Bonz yada bir başkası umurumda değil. Nasıl ve nerede mutlu oluyorsam, nerede kendimi iyi hissediyorsam eğer orada olacağım. 
Sevgim azaldı mı bilmiyorum. Aslında, öyle bir seçenek sunamam bile. Ama sanırım korkmuyorum artık. Biraz daha rahatım. Eskisinden daha dik başlıyım Bonz'a karşı.
Daha kesin, daha kararlı. 
En önemlisi artık daha bilinçli. 
Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır diyerek yürüyorum bu sefer. 
Aynı kitabı okumak, aynı filmi izlemek gibi bir şey sanırım bu. 
Ama karşına çıkacak şeyi bildiğin için daha tedbirli oluyorsun. Aynı filmde ikinci defa gülmez, ikinci defa korkmazsın. 
İkinci defa acı çekmem bende.. 

10 Ekim 2015 Cumartesi

Mayın Tarlası

  Ulan yapamıyorum işte. Olmuyor amk. Aklımdan bir şeyler geçiriyorum sürekli. Gerçekleşmesi için bekliyorum. Bir şeylerin yoluna girmesi için. Kafam dağınık, vücudum yorgun.
Mutlu olmak için bekliyorum. Black bir seferinde "ota boka gülen, her şeyle mutlu olabilen seni; o adam yinede mutlu edemedi" demişti.
O adam Ay..
  Gecem, gündüzüm olan Ay. Mutlu olamadım, olamadık. Ondan çok şey bekledim belkide. "Çok anlam yükledim sanırım" demek isterdim. Hatayı yine kendimde bulabilirdim ama bu sefer gerçekten haksızlık olurdu benim için. Her şeyi normalde çok çok abartıyor olabilirim. Kabulüm, en olmadık şeylere fazla anlam yüklüyorum.
Ama yeminim olsun ki; bu sefer hepsinden ama hepsinden farklıydı. Bu cümleyi kırk kere kurmuşumdur biliyorum. Ha, kalkıpta "neyi farklıydı amında koduğum" diye sorsanız o 'farklılığı' söyleyemem. Çünkü farklı olan şeyi bulabilseydim aramızda olan şeyi çoktan anlamış olurdum.
Ama anlamıyorum lan. Bu kıt beynim almıyor hiçbir türlü. Sürekli kavga ediyoruz. Aramızda geçen şeyleri sorguluyoruz. Yinede ne zaman bir araya gelsek her şey uçup gidiyor sanki. Biliyorum ki, bu adamın amacı beni kullanmak değil. Sabahın köründe çağırdığımda sadece yanımda uyuduğunu, benimle sadece ve sadece konuşup oturduğunu biliyorum.
Ben sevişmek için her adım attığımda "güzelim boşverelim sevişmeyi şimdi, kal böyle yanımda sen" dediğini biliyorum.
Ulan "bana dokunma" dediğimde yüzüme bakarken bile korkarak hareket ettiğini biliyorum.
  Hiçbir şey beklemeden, hiçbir şey istemeden. Sigarasının dumanını üflerken dakikalarca yüzümü izlediğini hatırlıyorum. Sanki beni kaybedecekmiş gibi. Öyle büyük bir korkuyla bakmaktı o. Çok iyi biliyorum o bakışı, çünkü aynı şekilde bende ona bakıyordum her seferinde.
  Birbirimize ihtiyacımız vardı. O benden aşkı öğrenecekti daha. Sevmenin güzelliğini görecekti, sevilmenin kıymetini anlayacaktı.
Ama bir götlük yapmasaydı tabii. Öyle bir adam ki; ya aynı ben bu gavat.
  Amın oğlu. Kafası hep karışı aynı, tıpkı benim gibi. Ne istediğini, ne yapacağını bir türlü bilmiyor. Bak buda aynı ben.
Ha birde çok güzel kokuyor şerefsiz.
Sekse çok düşkün bir bebe değil birde. Nedendir bilmiyorum, bu daha çok işin duygulu kısmını seviyor. Sevişirken öyle güzel hissettiriyor ki insana. Çok şey biliyor, işini çok iyi yapıyor demiyorum. Hatta bu konuda pek bir bilgisi, tecrübesi bile yok. Ama çok güzel seviyor insanı. Sadece bana mı böyle davranıyor yoksa her seviştiği kişiye böyle mi bilmiyorum.
  Vücuduma, yüzüme dokunması bir başka. Teninin sıcaklığı, benim tenimle uyumu çok güzel be.
Gerçekten kelimenin tam anlamını bulamıyorum. Öpüşürken gözlerimin içine bakması bile bir başka. Adamın "çirkin" diye seslenişini bile seviyorum lan.


  Ben zaten duygularını en hat safhada yaşayan bir insanım. Seviyorsan çok fazla severim, soğuduğum zaman hiçbir türlü gözüm görmez. Nefretim çok ağırdır. Ama sevgim ondan dahada ağır. Sevindiğim zaman dozunu bilmem, üzüldüğümde kendimi ipin ucuna getiririm. 
Ama bildiğim bir şey var ki, -ammaaan nazar değmesin- hayatıma gelen kim olursa olsun gideni aratmadı hiç. İyi yada kötü her anlamda hemde.
Gelen hep bir öncekinden daha çok sevdi. Ben daha çok sevdim. Gelen hep bir öncekinden daha çok üzdü beni. Ben daha çok yıkıldım. Gelen hep bir öncekinden daha fazla şey öğretti bana. Ben hep biraz daha büyüdüm.
  Şimdi ben anlatamam ki onu nasıl sevdiğimi. İçimde nasıl bir sevgi beslediğimi. Sevgimin tüm nefretin önüne geçtiğini.
Ben severim işte.
Belki çok geç, belki çok erken. Hiç düşünmeden severim işte.


13 Eylül 2015 Pazar

I'm Gonna Lose Myself !

"Bana bu kadar zarar verebileceğini düşünemezdim. O kapının arkasındaki sen olmamalıydın."

   Kriz geçirdiğim o günlerden hatırladığım kesik kesik şeylerden bir tanesi sürekli koştuğum. Ama durmaksızın.
Belki içimdeki sıkıntıdan dolayı yapıyordum. Koşarak kurtulabileceğimi sanıyordum. Artık her nedense bilemem aynı istek var içimde bu sıralar. Sürekli bomba gibi dolaşıyorum ortalıkta. Her an patlayabilirim, her an birine zarar verebilirim. Asıl, en çok kendime zarar vermekten korkuyorum.
Senelerce ellerimin üzeri hep yara bere içinde dolaştım. Sinirimi, üzüntümü o şekilde çıkardım. Bir yerleri yumruklayarak, ellerime zarar vererek..
Günahkar bir uzuv arıyordum belkide, bende ellerimi seçtim sanırım.
Her zaman bir odaklanma sorunu yaşadım. Kafamın içi sürekli oyunlar oynadı bana. Karşımda birisi bir şeyler anlatırken ben çoğu zaman dinlemez hayallerimle yolculuk yapardım.
O sorunu zamanla aştım. Ama beynimin bana oynadığı oyunlara karşı koymayı beceremedim hala. Sürekli dolu. Sürekli bir şeyler dolaşıyor orada ama bilmiyorum bile ne olduğunu.
Bir duvara bakıyorum sadece. Saatlerce hemde. Kimse gelip bana bir şey demese günlerce hareket etmeden o baktığım yerde takılı kalabilirim.

  Fark ettim ki, sürekli birilerinden yardım beklemişim.
Niye kimse yanımda olmadı ? Neden kimse bana yardım etmedi ? 
Cevap bendeymiş. Evet, hatta çözümde bendeymiş. Ben çok yanlış yerlerde aramışım maalesef. Bunca zaman başkalarından değilde kendimden yardım isteseymişim eğer eminim ki şuan bu halde olmayacaktım. Kimse yardım etmedi. Yardım etmeyi bırak "nasılsın?" diye soran bile olmadı.
Yaşadıklarıma şahit olan insan - bu kelimeyi hak etmeyen şerefsiz- bile tek bir kelime etmedi bana zamanında.
Kendini Kaybetme !
Bana söylenen tek şey buydu. Ama dinlemedim. Bunu bana söyleyen adamın "şerefsiz sen ne anlarsın ki sanki" dedim hatta. Sanırım yanlıştı bu yaptığımda. Dinlemeliydim belkide onu.
Dinleseydim eğer şuan acı çekiyor olur muydum sahiden ?
Kafamın içindekilerden nasıl kurtulabilirim diye çareler üretmeye çalışır mıydım acaba ? Yada hiçbir şeyden bihaber bir hayat mı yaşıyor olurdum ?


Korkuyorum artık. Hiçbir şey yapamamaktan.Her şeyimi kaybetmekten. 
İçimdeki karanlığın içinde sürüklenip gitmekten. Korkuyorum işte.
Rol yapmak istemiyorum artık. İyiymiş gibi davranmak istemiyorum. Mutluymuş gibi görünmek istemiyorum. Sürekli bir koşuşturmacanın içinde sürüklenip gitmek istemiyorum. 
Artık hiçbir amına kodumunun evladından yardım falan istemiyorum.

27 Ağustos 2015 Perşembe

Çoğu zaman hepsinin gözlerimin önünde bittiğini izledim.
Hayallerimde.
Bana zarar verenlerin, beni yaralayanların, hayatımı sikip gidenlerin topuklarına sıktım defalarca.
Ama tek bir kişiyi öldürdüm.
Bonz.
Diğer herkes ise iz taşıyor her yerinde.
Benden arta kalan, benim bıraktığım.


Çok tepki aldım.
Fazlasıyla yanlışa düştüm.
Ve defalarca hata yaptım.
Beklemediğim insanlardan hiç beklemediğim şeyler duydum.
Bir adam bana "özleniyorsun bunu bil" dedi.
Düşünmüyordum. Özellikle Ay kişisinin bunu demesini beklemiyordum.
Ben özlenemezdim, ben sevilemezdim.
Ben hep yanlış kişiydim.
Hep hata yapan.
Her daim kendini batıran.

Birçok hayalim vardı.
Hatırlamadığım bir sürü isteğim vardı.
İzin vermediler.
Önüme hep engel koydular.
Koştum.
Uğraştım.
Çabaladım.
Başardım ama sonuçları hiç iyi olmadı.

Nasıl hayatıma girdiklerini bile hatırlamadığım bir sürü insan var çevremde.
Aynı şekilde nasıl gittiklerini bilmediğim bir o kadar insan daha.
Küçükken korktuğum adamlar şimdilerde ise "eyvallah" çekiyorlar bana.

Sonra bazen aşık oluyorum.
Hemde herkese.
Bazıları gitmek bilmiyor benden.
Kalıyorlar içimde öylece.
Bazılarına ise sessizce "siktir" çekiyorum.

Çok büyük bir boşluğun içindeyim, hiçbir çıkışım yok.
Nereye dönsem karanlık,
Nereye gitsem çıkmaz.

Kimse tamamlayamıyor beni.
Ben kimsenin bir eşi olamıyorum.
Hiçbir yere ait değilim.
Bir getirisi olmayan insanlar barındırıyorum etrafımda.
Yada bana yararı olmayan işler yapıyorum sürekli.

"Torba tutarken güzel para kazanıyordum. Güzelde ortamım vardı" diye düşünüyorum bazen.
Aklıma geliyor ya bazen işte boş yere.
Yaptığım şeylerden pişmanlık duyuyorum bu sefer.
Belki "pişmanlık" kelimesi tam anlamıyla tanımlamaz bunu.
Bu sayede büyüdüm diyorum çünkü.
Milletin boklarını görerek doğru yolu seçtim.
Bi' pezevengin siki ağzımda aştım onca yolu.

Herkesten saklayarak, kimsenin yardım etmediği bir hayat yaşamayı seçmişim daha hiçbir şeyden haberim yokken.
Vücudum kan içinde kalırcasına geçmişim bütün zorluklardan.
Ben seçmişim belki de.
"Sırtımdan biri bıçaklar mı acaba" diye hep arkamı kollamışım.
Hep yanlış anlamışım.
Hep yanlış anlaşılmışım.
Ve en önemlisi;
Hep Yanlış Tanınmışım. 



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

5 Ağustos 2015 Çarşamba

Bu Aralar Hava Ay'lı.

Yaklaşık 1 hafta önce telefonuma bir şeyler kaydetmişim; 

   "Her seferinde vücudumun neden aynı reaksiyonu verdiğini gerçekten hala anlamış değilim. İstanbul'a daha dün gece döndüm ve ertesi sabahı Bonz'u görmeyi beklemiyordum doğal olarak. O sıra bir karmaşa oldu 5 saniye içerisinde telaşlandım, sinirlendim hemencecik; annemi kaldırmışlar hastaneye. Onun için aradılar beni. Birde yoldan gelen geçen herkes bakıyor sinirleniyorum iyice, küfür ediyorum hepsine. Bir dayı -iyi adamlara "dayı" derim gerçi de- orospu çocuğu durdu önümde diyor ki "nereye gidiyon?."
"Napcan lan" dedim "eee götürüyümmmm." "Siktir git karşımdan sikerim senin belanı" dedim kayboldu. Birde adam hiç yabancı gelmiyor, yaşı var baya belki bizim semtte falan diyorum. Sonradan hatırladım orospu çocuğunu babamın memleketinden birisi. Boşuna demiyorum sevmiyorum o tarafları diye.
O sinirle yukarı doğru yürüyorum. Hava gavur amı gibi cayır cayır. 
İleriden, yolun tam karşısından gözlüklü bir lavuk geliyor. Gözüm pek seçmedi yada "O" olmasını istemediğim için kabullenemedim. Yanında birisi var, karşımda durmuş ikisi de bana bakıyor. İçimden sayıklıyorum haliyle. Gözümden şapır şapır yaşlar dökülmeye başladı bir anda. Tam ben kendimi telkin ederken "bu sefer yapma, aynı hataya düşme" derken hemde. Ama hiçbirisi işe yaramıyor bazen, ister istemez dökülüyor acılar gözlerimden." 


   Devamını 1 haftadır getirmemişim. Az önce telefonu kurcalarken gördüm yazdığımı hatta. O kadar unutmuşum, ben bile inanamadım. Bonz'u bir kenara bırakıyorum. Onu her gördüğümde böyle hüzünleneceksem eğer benim amıma koysunlar bence.
Tatile gittim geldim bu arada. Hemdeee hemdeeee BLACK'la birlikte !!!!
Antalya'ya gittik yine. Bu Antalya'da ne varsa artık başka bir yere gidemiyoruz maşallah. Bildiğimiz yer nasıl olsa, kaç senedir hep gidiyoruz oraya diyoruz demesine ama arkadaş insan her gittiğinde kaybolur mu ya ? Birde gidip evi teee anasını amında tutmuşuz ki sorma.
Dışarıya çıkmaya kalksak... öyle bir teşebbüste bulunamıyoruz. Neden ? Çok uzak. Gittiğim yeri anlamıyorum, kaybolup evi geri bulamama derdi var birde.
Her gün "baaak dışarı çıkmadık demeyelim hee" diyebilmek için 95 derece sıcakta saçımızı başımızı yapıyoruz, dışarıya çıkıp bir parka oturup sigara içiyoruz 1 saat boyunca. Bir mekana girip oturmakta yok. Paramız biter falan.
Sonra eve dönüyoruz, alıyoruz içkileri. İçkileri dediysem öyle absolutlar, chivaslar efenime söyleyeyim jackler falan değil. Hava sıcak içimiz yanar diye votka içmiyoruz. Viski desen zaten ne Black seviyor ne de ben. Rakı muhabbeti yaparız demiştik ortamı bir türlü hazırlayamadık. Zaten ikimizde üşengeç insanlarız, sırf içki içebilmek için masa falan hazırlayamazdık.
Bizde fakir şekli biraya veryansın yaptık. Üstelik birayı günahımız kadar sevmiyoruz ama n'apalım dedik bu sıcakta iyi gelir. Nasıl içiyoruz ama midemiz bulana bulana. Yarısını döküyoruz birde, verdiğimiz paraya yazık.
Biz bu planı semtte yapıyoruz lan. Antalya'ya gittik, orada da değişmedik. Neyse ki Black'la aynı kafadayız da hiçbir şeye itiraz etmiyoruz.
İki güzel çocuk düşürelim dedik. Yok arkadaş, herkes karısıyla manitasıyla gelmiş. Bize yazılanlar 45+ dedeler.
Tatil boyunca ne yaptınız deseler, "yüzdük ve içtik"ten başka bir söyleyecek hiçbir şeyimiz yok.
Black, Kırmızı'yı arıyordu bazen. Birde bunun yeni tanıştığı bir mal var, ilk günden beri çocuğu hiç sevmem onunla konuşuyor sürekli ama kuduruyor bir yandan da. "Sikecem bunu nefret ediyom bundan" diyerekten.
Bende Bonz'u aradım her gece. Gizliden aradık.. ya tamam keko kafası biliyorum. Ama hayatımda bir kere bile gizliden aramamışımdır onu. Bir ilk oldu. O günden sonra anmadım bile adını zaten.


   Whatsapp'tan mesaj geldi bir gece. Baktım Ay! "Ayak üstü uğradım" yazmış. Black'a gösteriyorum; ne diyor bu mal diye ikimizde ekrana bakıyoruz, anlam veremiyoruz ne dediğine. Küfür ediyorum "ağzımızı bozmayalım Pinky" diye cevap veriyor. İyice fitil oldum. E bu çocuk beni engellememiş miydi ? Ne bu şimdi yani ?
Başımdan savdım bir türlü, ertesi gece bir daha yazdı en sonunda patladım "ya amk çocuğu ne diyon allasen" dedim. "Durumunda öyle yazıyor işte" diye cevap aldım. Meğersem "bir akşam gel, kalmasan da uğra ayak üstü" yazıyormuş Whatsapp durumumda bu malda ona ithafen öyle yazmış bana.
Sanki hiçbir şey yaşamamış gibi konuşuyoruz kardeş kardeş. İstanbul'a döndük. Evli bir dayım var, karısıyla uzun zamandır görüşmüyor, evine falan gitmiyor adam. 3 yıldır bir kadınla birlikteymiş onunla tanıştık bir ara biz. Ama kanka olduk resmen kadınla, kahvaltılara gitmeler sürekli buluşmalar falan. İllegal ilişkinin illegal dostları olduk resmen. Dayım iş için şehir dışına çıktı, bizde gittik bunlarda yatıya kalmaya. "Üvey" yengemle muhabbet ediyoruz derken saat geçti baya.
Baktım Ay mesaj atmış yine, "çok kötüyüm arasana bi"
Aradım, adam ağlıyor. Bildiğin hüngür hüngür ağlıyor. Önce bir kötü oldum, teselli ettim, muhabbet ettik derken baktım ezan okunuyor.  Piç ettim güzel uykumu salak için.
Pazartesi buluşuruz diye sözleştik, aklımda sallamak var çocuğu. İstemiyorum hiç. Sallayamadım, sabahın köründe kalkmış beni arıyor "Pinky buluşuyoruz demiii" diye.
İyi tamam dedim, kalktım hazırlandım ettim. Buluşma noktası yine; YANGIN MERDİVENİ.
Adam çok sevmiş demek ki, orayı istedi yine. Geldi iki öpüştük, hiçbir şey yapmadık. Hiçbir şey! Gelmeden önce "seninle öpüşmenin dışında hiçbir şey yaşamam haberin olsun" dedim itiraz bile etmedi. Saatlerce muhabbet ettik sadece.

   Black'a anlattım durumu, kafa yorduk "bu çocuğun derdi ne" diye. Bulamadık bir hal, çare.
Yine diyorum ki; artık yaşayıp göreceğizzz...


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

15 Temmuz 2015 Çarşamba

Kayıp Kentin Yakışıklısı

Haberi duyduğum anda;
"Kaçırıldığında da
Kaybolduğunda da
Ve cesetken de
Yakışıklıydı...
Amcamdı..." dizeleri geldi aklıma.

   Bu sefer ortada bir ölüm yok belki ama bir o kadar zor durum var. Çocukken daha başka geliyor her şey insanın gözüne. Farkına varamıyorsun bazen yada üzülemiyorsun o kadar fazla. Çoğu şeyi anlamıyorsun ya zaten. O küçücük bedenle bir anlam yükleyemiyor insan tüm olan bitene.
Ama bazı çocuklar o kadar şanslı değildir.
O küçücük bedenle büyük yükler taşımak zorunda kalıyor. Gözlerinin önünde yaşanıyor her şey, tek tek şahit oluyor o şanssız çocuklar. O "şanslı" çocuklardan olamadım bende birçoğumuz gibi.
Kötülük, pislik içinde büyümek zorunda kaldım. Erkenden büyüdüm bu sayede. Hiçbir zaman pişmanlık duymadım yaşadıklarımdan, hiçbir zaman şikayet etmedim.
Onlar büyüttü beni. Şikayet eder miyim hiç ?
Güçlü bir bağı olan ailenin içinde büyümedim. Yaşım iki basamaklı olana kadar etrafımızda kimse kalmamıştı zaten. Herkes bir yerlerde kopuk yaşarız. Hatta öyle ki; yeni evimizin nerede olduğunu hiç kimse bilmez bile. "Nerede çokluk orada bokluk" der babam. Onun da yaşlanmaya başlayınca kafasına dank etmiş zaten.
Genişte bir aile var bizde aslında. Babam kuzenleriyle birlikte olduğu için kardeş gibi büyümüşler.
Yani bir sürü amcam bir sürü halam var. Allah bilir, halalarımı günahım kadar sevmem. Kim bilir kaç yıldır ne yüzlerini görürüm ne de seslerini duyarım zaten.
Ama amca öyle olmuyor. Yani bizim defterimizde öyle olmadı. Halalarımdan ne kadar nefret ediyorsam amcalarımı bir o kadar çok severim açıkçası.
   Ailede en önce gelen çocuk benim, birde kız olunca hiç kız gibi büyütülmüyorsun doğal olarak. Oturduğumuz yerde bir meydan vardı önceden, öyle gelişmemiş tabi o zamanlar. Akşam beni yanına alıp kahveye götürürdü. Taş, kağıt oyunlarını bu sayede öğrendim zaten. Bide bildiğin erkek çocuğuna benziyorum. Erkek gibi giyiniyorum, muhakkak elimde/cebimde amcalarımdan birinin verdiği emanet oluyordu.
Hepsi o kadar güzel adamlar ki, anlatamam. Ciddi anlamda çok iyi insanlardır. Kimseye zarar vermediler diyemem, çok insanın canını yaktılar çünkü. Ama herkesten önce en çok kendilerine zarar verdiler. Çoğul olarak konuşuyorum çünkü, bütün amcalarım öyledir.
Ama bu hiçi yüzü gülmeyen amcamla ilgili. Yeşil. Yemyeşil gözleri vardır amcamın. Dağ gibi adam, yakışıklı da. Birde taşşaklı ki sorma.
Bu yakada otururken minibüs hattı çekiyordu. Bir sıkıntım olurdu arardım anında hallederdi. Babama gidip anlatmadığım, paylaşmadığım sıkıntıları o bilirdi hep.
Hayat gayesi tabi, herkesin sorunları var. Herkesin başından aşkın bir sürü derdi var. Ama hiçbir zaman sırtını çevirmedi bana, hiçbir zaman çocuğundan ayırmadı.

   Eşten yüzü hiç gülmedi Yeşil amcamın. Çocuğu 6 aylıkken karısı siktir olup gidiyor. Tek başına kalıyor adamcağız, çocuğuyla bir başına. Ha birde annesi var başında -babaanne derim ona da düşman başına o kadın. Nerede fitne nerede fesat karı içinde. Yıllar geçti gitti derken birisini daha buluyor amcam. Geldi "evleniyorum" dedi. Kına gecesi yapıyoruz akşam evde. Altınlar paralar, ne ararsan sürüsüne bereket. Sabah bir kalkıyor, kadın yok. Orospu paraları da hiç etmiş kaçmış.
O zaman gece karşımda oturmuş cigarasını içiyordu. Çok küçüklükten beri o boku içmesine rağmen kilosundan hiç ödün vermemiştir bu zamana kadar. Adamın doğası kilodan ibaret. Çokta güzel yakışırdı o kilo ona. Cigarasından bir duman alıp "aşık oldun mu hiç Pinky sen?" diye sormuştu. Benim aşkım ta o zamanlardan beri var tabi. Herkes erkek gibi biliyor ya beni, bozmak istemedim o imajı hiç. "Değilim amca" dedim. "Olma zaten. Adamın anasını sikiyor aşk. Senin sülalen belli, kaderin belli. Doğan diğer çocuklarda öyle. Basiretimiz bağlı amına koyayım bizim. Bir bok çıkmıyor bu aileden baksana." 
"Öyle olmaz belki amca" dedim kendim bile inanmayarak. "Nereden biliyorsun lan belki ben kurtarırım hepinizi. Aileden bir bok olmasın tamamda benden olur belki. O zaman yardımcı olurum herkese." 
Yeşil gözleriyle delici bir bakış attı bana. "Sen kendini kurtar güzel kızım benim. Boşver bizi, biz bittik zaten. Hepimiz bittik. Dağıldık baksana. Sen kendini kurtar kaç kurtul hepimizden. Tanıma bile hiçbirimizi" demişti.
Söylediği her şeyde çok haklıydı. Bu olayın üstünden de yıllar geçti. Kapımıza geldi bir gün. Babamla konuşmak istiyordu, en büyük o çünkü. "Abi" dedi, "aşık oldum ben yine."
"Helal amca sana" dedim içimden, "adam aşka küsmüyor hiç"
Ama diğer kadınlar gibi buda normal birisi değildi. Oturduğumuz semtin orospularından birisiyle evlenmek istiyormuş. Bildiğin orospu, o semtte bu karının elinden geçmemiş adam yoktur o derece. Kimse bir şey diyemedi, Yeşil istediyse bizde kabul etmek zorundayız dediler, kabul ettiler.
 
 

   Düzeni bozup senelerdir oturduğumuz mahalleden ilk ayrılanda onlar oldu. Bırakacaktı her şeyi, öyle demişti. Otunu, bokunu, püsürünü her şeyi. "Daha içmiyorum bu siktiğiminin şeyini" derdi. Ama bırakamadı. Gitti bu yakadan, diğer yakaya taşındı. Bu sefer bahçesinde ot yetiştirmeye başladı. Yinede kimseye satmadı, kimsenin peşkeşliğini yapmadı. Kendi keyfine bakmaya başladı.
En son onlara kalmaya gitmiştim bir yaz. Uzunca bir zaman geçti şimdi üstünden.
"Sende büyüdün be Pinky" dedi öylesine oturduğumuz bir akşam. İkinci karının onu terk ettiği zaman geldi aklıma. Aynı insan, aynı hava, aynı cigara.. aynı duman.
"+ Büyüdük amca n'apıcaksın?
- Daha dün küçücüktün lan erkek fatma.
+ Ben hala öyleyim. Sen merak etme. Değişmem, bizim kaderimiz belli.
- Aşık oldun mu bari?" oda unutmamıştı o zaman olan konuşmamızı. Soruyu sorarken gözlerinin içi gülüyordu bu sefer. Hüzünlü değildi yeşil gözleri.
"Oldum amca." Bu sefer yalan söyleyecek halim yoktu. Aşık olmadığımı söyleseydim eğer inanmazdı da zaten. Güldü, "görecen ebeninkini tersten" dedi. Artık neler yaşadığımı anlatamıyordum ona. Anlatmış olsaydım, Bonz diye birisi kalmazdı ortalıkta.
"Gördüm ya zaten hiç sorma." Zor şeyler yaşadığımın farkına varabiliyordu ama artık yapabileceği bir şey yoktu.
   Bundan birkaç yıl sonra vurulduğunun haberini aldım. Apar topar gittim yanına. "Sikecem o şerefsizlerin amını" diyordu. Yüzüme baktı; "bak kızım sen bizim gibi olma" dedi.
Hayatımda onun kadar eğlenceli bir insan daha görmemişimdir. Çok güler, çokta güldürürdü. Ama içinde ne fırtınalar kopuyordu kim bilir.
"Pinky" dedi ben mutfakta otururken "git odamda ot var" diyerek cümleye başladı. Çarşafla otu getir demesini bekliyordum ki; "sar şunu getir içeyim" diye bitirdi.
Amca ne diyon, nasıl yaparım ben diye palavra atmama izin vermeden "ya hadi git sar işte anasını satıyım yaprak sarması gibi düşün la kolay" diye cümlelerimi kesti.
   Bu gece öğrendim ki; 12 yıl hüküm vermişler Yeşil Amca'ma.
Yıllar önce birkaç adamla uyuşturucu yüzünden aralarında mevzu çıkıyor bunların. Sen misin bize yamuk yapan diye adamı alıp mağaralardan birine götürüyorlar. Aralarında küçük amcamda var. Kaldırdıkları adamı lime lime ediyorlar. Ölse daha şanslı. Etlerini paramparça ediyorlar, kemiklerini kırıyorlar, kesmedikleri yerini bırakmıyorlar.
Küçük amcam piç, sıyrılıyor aradan kurtarıyor kendini. 4 ay önce aldılar Yeşil amcamı içeri. Ama o kalem kırılmadan, iş ciddiye binmeden insan düşünemiyor.
Tamı tamına 12 yıl verdiler.
Haberi duyduğumda gözümün önüne geldi onunla geçen bütün zamanlarım. Delici yeşil bakışları, kocaman bedeni, cigara sarışı, içişi.. bana verdiği nasihatlar. Hepsi ama hepsi.
Biraz zayıflamış.
Ama olsun, oda yakışmıştır eminim.
O her zaman yakışıklıydı.
Amcamdı...



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

13 Temmuz 2015 Pazartesi

ölüyorum adam..

Neredesin be adam ! 
Bak, herkes deli olduğumu düşünüyor benim. Kimse sikine bile takmıyor artık. Sıkıldılar benden biliyor musun ? Hani derdin ya "ulan Pinky kimse senin yanında sıkılmaz ki." Sonra o muhteşem gülümsemeni yerleştirirdin suratına. 
Ama sıkıldılar. Kimse senin hakkında bir şey dinlemek istemiyor artık. Ben yinede durmadan senden bahsediyorum sürekli. Olmuyor işte. Seninle ilgili konuşmadan, yaşadıklarımızı anlatmadan duramıyorum. 
Anılarımız var senden arta kalan sadece. Hala yaşıyorum ben geçen her günümüzü. Hüzünle hatırlıyorum hepsini. 
Hala uğraşıyorum aslında. Ne için uğraştığımı bilmeden hemde. Bir şeyleri yola koymak için çaba sarf ediyorum. Fakat o "şeyin" ne olduğunu bile bilmiyorum daha. 
Bir dikiş tutturamadım anasını satıyım. Hiçte değişmedim. Değişebileceğimi düşünmüyorum zaten.
Hiçbir amacım, planım olmadan yaşıyorum yine. Bildiğin gibi her şey, tıpkı bıraktığımız gibi. En kötüsü bu ya zaten, sürekli senin acını çekiyorum. Seni hayatımdan çıkartmış olmam aklımdan, kalbimden çıkartmak değilmiş anladım. 
Tek fark var. Sen yoksun. 
Geleceğim, yarınım umurumda değil. "2 dakika sonra ölmeyeceğim ne malum lan" cümlesiyle yaşıyorum hala. 
Değişmemişim değil mi? 
Değişmem ki. 
Gün geçtikçe daha kötü oluyorum ama. Bilmiyorsun bak bunları. Zaten cesaretim yok hiç söylemeye. 
Saçım hala uzatamıyorum. Biraz uzasa kesiyorum hemen. Kimse dokunmasın senden başka. Çok severdin sen saçlarımın bu halini. Hatta, saçlarımla oynanmasını sevmediğim halde sana kızmazdım ya. Keşke kızsaymışım o zamanlar. Şimdi ağlayarak kesmezdim saçlarımı. 
2 doğum günümüzü ayrı geçirdik. Birbirimizden çok uzakta. Sadece bedenen uzaktaydık emin ol. Senin doğum günü sayesinde barışmıştık ya bir seferinde. Keşke yine öyle olsaydı. Ama dur, Kasım kapıda.
Koskoca 2 doğum günü ! Geçen sefer dürümcü de kutladılar biliyor musun ? Büyük rezillik. Bu senede kimse bir bok yapmadı. Sen olsan öyle olmazdı ama. Doğum günümün arefesinde Ay'la sevişiyordum hatta.
Ahhh, birde başımda onlar var. Çocukların sırf herhangi bir yerlerini sana benzettiğim için yapmadığım kalmadı. Sahiden bakıyorum da, hepsi ama hepsi sana benziyor. Bak yemin ederim. 
Doğruluğunu yada yanlışlığını sorgulamıyorum ama olmadı onlar. Hiç kimse unutturmadı seni, kimse dolduramadı boşluğunu. 
Ne zaman uzun yola gitsem bir hüzünleniyorum. Gözlerim doluyor istemsizce. O, upuzun yolları birlikte az çekmedik. Her midem bulandığında yanımda dururdun. Anlatırdın bir şeyler sürekli. Sen çok konuşuyormuşsun, yeni fark ettim. 
Bir kızı seviyordun bir zamanlar. Onun fotoğrafına bakarak müzik dinlerdin. 
Ben böyle kabul etmiştim seni. Koşulsuzca. Bir şey beklemeden, bir şey istemeden. 
Onca şeye katlandım birde senin için. Sevdiğin kızları, beni sikip gitmeni, uyuşturucuya bulaştırmanı, adamlara satmaya çalışmanı.. hepsini yedim ben. Sineye çektim. İçime attım. Bir gün olsun şikayet etmedim bile. 
Çok salakmışım. 
Senden ziyade ben Çiçek'i özlüyorum birde. Onun gibi güzel bir arkadaşı kaybettiğim için üzülüyorum. Her şeyde yanımda olan, yeri geri seni gözü görmeyip beni koruyan ve hiçbir kötü niyet barındırmayan o adamı özlüyorum. 
Çünkü öyle birisine ihtiyacım var biliyorum. Hero'yu zaten kaybetmiştim birde Çiçek'ten olduk iyi mi?
Hero demişken..
Seni sordu geçenlerde. Ben ne zaman delirsem gelir yanıma biliyorsun. Çok iyi konuşmadı hakkında. 
"Nerede o pezevenk" diye konuya atladı hemen güzel Hero'm. Hala sana pezevenk diyor bak oda değişmemiş. Alınma ama o kelimenin hakkını vermediğin zamanlarda yok değil. 
Geçen gece sabaha kadar ağlamıştım. Yaşlı kirpiklerimin arasında belirdi. Uzun zamandır görmüyordum da çok sevindim.
Ben ne zaman ağlasam yanımda olan Abi'm geldi işte yine. 
Dedim ya, gittikçe kötüleşiyorum diye. Üstünü kapattığım bütün acılarım gün yüzüne çıkıyor son zamanlarda. 
Ellerimin üstü hep yara oldu. Çok zarar verdim kendime. 
Kim bilir ne kadar uzun süre olmuştu Hero rüyalarıma girmeyeli. Hele bana bir şeyler söylemeyeli. 
Ve fark ettim ki; geçmiyormuş hiçbir şey. Geçiyor diyen herkes yalan söylüyor. Yada ben onlara bir tepki olarak yaşıyorum bunu. 
Alışıyorsun sadece birazcık. Geçmiyor yinede. Her acıyı hala ilk günkü gibi yaşıyorum. 
Geçmedi adam. 
Geçmiyor. 
Ölüyorum be adam. Görsene. 


"Öldüğümde; üzerimde güneşli Nisan ayı. Yağmurda ıslanmış saçlarını sallarken, kalbi kırık bir şekilde üzerime kapanmış olsan bile, aldırmamalıyım. Huzur bulmam için, yağmur dalları eğdiğinde, yapraklı ağaçların ki gibi bir huzur. Ve senin şimdi olduğundan, daha sessiz ve acımasız olmalıyım." 


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

3 Temmuz 2015 Cuma

maybe. one day. maybe.

   Dizinin biraz aşağısında biten beyaz deniz şortuyla, elleri cebinde ve üstü çıplak bir halde havuz başında görüyorum onu. Normalde olsa boynuna atlar, saatlerce sarılırdım. O kadar sinirliyim ki, o an etrafımdaki insanları umursamayarak öldürebilirim onu. İfadesiz bir şekilde suratına bakıyorum sadece. Gözlerimin içinden fışkırmak üzere olan ateşi hissettiğine adım gibi eminim. Biraz sonra yanıma, onun arkadaşı benimde sevgilim olan San geliyor. "Yavruum" diyerek sarılıyor bana. Hala ifadesiz bir şekilde duruyorum öylece. Şuan gerçekten adını bile tam hatırlayamadığım o "sözde" sevgilime tek kelime etmiyorum. San bana sarıldığı için onun sırtı, benim ise yüzüm ona dönük. Gözlerimden gerçek anlamda ateş çıktığına eminim olabiliyorum o an.
Bonz bana bakıp sessiz bir şekilde "yapma" diyerek ağzını oynatıyor.

*Zamanın kavramını yitirdiği sıralar. Sanırım birkaç saat öncesi.* 

"- Lan çıplak ayakla dolaşma diyorum sana. Bak düşeceksin.
+ Ya bana bir şey olmaz. Merak etme.
- Merak etme ne demek. Pinky ortalıkta bikiniyle mi dolaşacaksın birde ? Hayır zaten hala anlamadım ne bu kadar önemli olan şey. 
+ Ya önemli bir şey değil dedim kırk kere. Peşimden gelme sen yeter.
- Niye beni istemiyorsun şimdi sen ?
+ San ! Bu kadar soru sorma Allah aşkına. Bonz nerede onu söyle.
- N'apcan Bonz'u ? Bu ne anasını satıyım. Ayıramıyoruz birbirinizden sizi. O gelir seni sorar sen gelirsin onu sorarsın. Vay amına koyayım ya.
+ Bonz beni mi sordu ?
- Pinky. Senin sevgilinim farkında mısın ? 
+ ...
- Doğru ya. Neyse ne istersen onu yap. Yürürken dikkat et, ayağında bir şey yok."



   Beddua mı etti pezevenk ne yaptı bilmiyorum ama daha 3 adım atar atmaz pat diye yere kapaklandım. Arkama baktığımda beni düştüğüm yerden kaldırmak için hamle yapmaya hazırlanıyordu. Ama onu beklemeden kalktım hızlıca. Köşeyi döner dönmez bir daha düştüm. Nasıl bir şeyse anlamıyorum ardı ardına düşüyorum resmen. Söve söve kalkıyorum, söve söve bir daha düşüyorum.
Keşke hiç kalkmasaymışım da gözlerim hayatımda yaşayabileceğim en iğrenç şeyi görmeseymiş. Bonz'u ne için aradığımı unuttum o sıra. Ne demem gerektiğini bile bilmiyordum.
Binaya girmek için kapıyı baya bir zorlamam gerekmişti, hızlıca açılan kapı karşısında Bonz ve o çiyan tipli, sarı bıyıklarına bile almayan, vampir gibi dişleri olan orospu bana öküzün trene baktığı gibi bakıyorlardı.
Üstelik gördüğüm sadece ikisi değil, birde o çiyanın ağzında olan Bonz'un penisiydi.
Durumu algılayabilmek için kapıyı kapatıp, soğuk demiri sırtımda hissedene kadar geri çekildim. Onlarda önce bir istifini bozmadı sonra Bonz'un gözlerinin içine bakmamla şortunu yukarı çekmeyi akıl edebildi. O orospu çiyan ise hala diz çökmüş halde Bonz'un önünde oturuyordu. Güçlükle konuşmayı başarabildim.
"Bu işler için ev daha iyi bir yer. Aklınızda bulunsun. Gerçi Bonz iyi bilir bu işleri ama. İnsanlık hali işte, kimin ne zaman nerede kuduracağı belli olmuyor. Ha bu arada çiyan, bence benim San'a uğra bir ara. Hadi kolay gelsin." 
   Kapıyı arkamdan nasıl kapattığımı bilmiyorum. Koskoca bina benim yüzümden inlemişti. Ben çıktıktan sonra kapı tekrar açılıp kapanmıştı. Bonz arkamdan koşuyordu. Bu gavatıda anlamıyorum yani. Boşalma fırsatı bulmuş hala benim peşimden geliyor. Neden öyle yaptığının kendisi bile bilmiyordur aslında. Çünkü oda, "yapmak isterse yapar."
Tam köşeyi dönecekken pat diye birden yine yere düştüm. Beni tutup kaldırmaya çalışıyordu ki;

"+ Bırak lan elini kolunu. O çiyana dokunduğun parmaklarınla elleme sakın bana.
- Lan bir dinle.
+ Ulan bunun açıklaması mı olur. Kızın karnı mı acıkmış ? Yemesi için ağzına bir şeyler mi veriyordun ? Siktir git karşımdan.
- Tamam açıklaması yok biliyorum ama bir anda oldu her şey. 
+ Palavra atma bana. Görmüyor muyum ben o çiyanla nasıl yakınlaştığını sanki. Arkadaşınla sevgiliyim Bonz! Farkında mısın ama sen ayarladın birde çocuğu bana. Ooooo pezevenkte olmuşuz Bonz bey. Helaaal bize."

Suçlu olan o değilmiş sanki benmişim gibi okkalı bir tokat yedim üzerine. Baktım tokat yemişim ve hala yerdeyim. O tepemde bana doğru eğilmiş bir şeyler söylüyor, bende düştüğüm hala yerimden kalkmamışım. "Bir tutsana kalkayım" dedim, sorgusuz sualsiz kucaklayıp kaldırdı beni yerden. Sanki az önce beni tokatlayan o değilmiş gibi.
"+ Götüme taş girdi galiba ya, sabahtan beri düşüyorum bu yolda zaten.
- Lan ortalıkta ne diye düzeltiyorsun sen üsyünü başını. Götünü mötünü görecek millet.
(Öyle dediği an birden kendime geldim. Jeton çok geç ulaşıyor yerine sanırım. O kadar düşmeme yine iyi.)
+ Sen daha hala konuşuyon mu ? Şortuna sığmayan şeyini çek gözümün önünden git, kızı mı sikiyorsun n'apıyorsan yap. Ağzına sıçtıklarım."
Diyerek arkamı dönüyorum, karşımda San'ı görüp ona çarpıyorum birden. Düşmedim ama düşme tehlikesi atlattım o çarpmayla birlikte. Ama işe bak San ve Bonz beni tutmak için hamle yaptılar.
"Çekin lan elinizi üzerimden."  
Pek iyi bir "teşekkür" olmadı sanırım.

***

   Bonz bana bakıp sessiz bir şekilde "yapma" diyerek ağzını oynatıyor.
Kimseye hiçbir şey yapmadım. Hayatımda ilk defa kimseden intikam almadım. Bir oyun çevirmedim, kimseyi rezil etmedim. Sadece sustum. Ama öyle bir sustum ki, herkes konuştuğu şeyden kullandığı her kelimeden utandı. Bu olayı sindirmedim. Ama kimseye karşı kinde beslemedim.
İlk defa, hayatımda ilk defa hiçbir şey yapmadan durdum öylece. 
Herkes şaşırdı, o çiyan şaşırdı, ben şaşırdım. En çokta Bonz inanamadı buna, Ne kavga ettim ne de tek kelime söyledim. Aldatılmamıştım. Çünkü Bonz sevgilim değildi. Yinede oda bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyordu. Bense bir şey sormadığım, söylemediğim için oda içten içe kendini yiyordu. 
   O günün akşamı San konuşmak istedi benimle. Salak değildi ya anlıyordu işte her şeyi. Bahçeye yanına indim.
"- Ne olduğunu anlatacak mısın bana yoksa ben söyleyeyim mi ?
+ Anlatılacak bir şey yok San. Bana bu kadar çok soru sorup durma.
- Aranızda geçen her şeyi biliyorum.
+ Senin bilmediğini düşündüğümü mü sanıyordun ?
- Bonz'a nasıl baktığına birçok kez şahit oldum. Diyecek bir şeyim yok hele yapacak hiçbir şeyim yok. Ama olur sandım ben sadece. Bir ihtimal dedim, belki bana da o kadar güzel bakarsın diye düşündüm. Olmadı işte.
+ Yapma bunu San. Kendine yapma. Ben zaten bitmişim. Benden bir şey bekleme. Seni, bak gerçekten seviyorum seni. Ama "seni seviyorum" derken zorlanmıyorum anladın mı ? Bu kadar rahat söylenmez bu "seni seviyorum"lar." 

Gözlerimin içine o kadar güzel bakmıştı o gece o çocuk, gerçek sanmıştım. Gerçekten birisi beni seviyor sanmıştım. Ama her şey gibi oda yalanmış.
   Düşüncelerimden birazda olsa kurtulabilmek için eve çıkıp terasta bir sigara yakmıştım. Sallanan koltuklar varya hani -adını bilmiyorum o yüzden benim için sallanan koltuk o- heh işte ona uzanmıştım. 
Bonz gelip ayak ucuma oturdu. Toparlanmayacağımı bildiği içinde bacaklarımı dizlerinin üstüne koyup uyluk kemiğimin olduğu yerle oynamaya başladı.


"- Niye hiçbir şey söylemiyorsun?
+ Söylenecek bir şey mi var Bonz ? Bu saatten sonra benden ne bekliyorsun ki ?
- Kız, bağır, çağır ne bileyim her zamanki gibi küfür et. Susma yinede. Emin ol bu sessizliğin çok korkutucu. 
+ Korkutucu ha ? Çoğu zaman şu sigaranın ucu gibi yanmanı istiyorum. Bugün havuzun kenarına kafanı sürterek seni öldürmeyi planlıyordum. Ama bak şimdi gelmiş bana masaj yapıyorsun.
- San'la seviştin mi ? 
+ Bunu merak ediyorsun yani ?
(Meraklı gözlerle bana bakıyordu öylece. Ağzımdan çıkacak tek kelime ya onu bitirecekti yada içini rahatlatacaktı.)
+ Sevişmedim Bonz. Bana dokunmasına izin bile vermedim. Ama görüyorum ki hata yapmışım." 

Hiçbir şey söylemeden usulca içeriye geçip yatağına yattı. O gecenin sonunda yine yanında uyanmıştım. Her ne kadar anormal olsa da biz buyduk. Biz böyleydik. Ne yardan ne de serden. 
Amma ve lakin, neden yaptıklarını bilmem bu olaydan bir haftaya yakın bir zaman sonra Bonz ve San tarafından çok güzel bir oyuna getiriliyorum... 


   Bazen gittiğin bir yolda, dinlediğin bir şarkıda, önemsiz gibi görünen küçücük bir ayrıntıda bir sürü hatıra buluyorsun işte. Tıpkı benim gibi. 
Hayatımın hiçbir kısmında, yılın bu ayında, bu gününde İstanbul'da kalmamışımdır. 2 sene öncesine kadar tüm tatilim Bonz'la birlikteydi. Sonrası muamma.
Bu yaz ise; bir değişik her şey. 
Alışık değilim bu zamanlarda hala evimde olmama. Yadırgıyorum çünkü. Çok sıkıcıymış İstanbul bu zamanlarda, hiç bilmiyordum. 
Çok kazık yemişiz lan. 
Yinede gülüp geçmişiz hepsine. 
Helal bize ! 


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

29 Haziran 2015 Pazartesi

Senden Bana Kalan..

   Bonz'u her son görüşümün, "bir son" olacağından habersiz oluyorum hep. "Hadi ben gideyim" dediğim sırada yağmur yağmaya başlamıştı. Bir önceki gün acayip bir yağmur yağmıştı, o yağmurda sırılsıklam olduğunu bilmem ne kadar yol yürüdüğünü anlattı.
Hiç durmaksızın bin tane soru sıraladım onun için. "Ne giyiyordun? Eve mi geçtin direk? Hasta olmadın değil mi? Şimdi kendini nasıl hissediyorsun? Bak doğru söyle iyi misin?" 
"Ya Pinky tamam bir şey yok" diye cevap verdi sadece.
İşin ciddiyetinin sanırım -hatta eminim ki- hala farkında değilim. Fakat Bonz bu sefer gerçek anlamda hayatımdan çıktı. Benim ondan böyle vazgeçtiğimi gördüğü için bir daha benimle konuşmaz bile.
Aslında bilmiyorum. Belki düşünüyordur "yaptı lan yine yapacağını" diye. Ama yapmam gereken gerçekten buydu. Çünkü o kadar tehlikeli bir yoldaydık ki, kimsenin zevki için bu yolda feda olmaya değmezdi.
Hele de Bonz'a benim yüzümden bir şey olmuş olsa.. bilmiyorum bu şekilde yaşayabileceğimi düşünmüyorum. Ne olursa, ne yaşanmış olursa olsun seviyorum bu adamı çünkü. Hatta artık bunu söylemeye korkmuyorum bile. Konu o olunca, bir yerde isminin baş harfi bile geçince vücudum algılayamadığım bir reaksiyon veriyor. Buna engel olmak elimde bile değil. Hatta söz konusu bile olamaz.
   Ne demiştim ? Haa, harbiden gitti lan. Bir daha ne o ne de ben, birbirimizin yüzüne bile bakmayız. Bak eminim. Anasını satıyım. Öyle bir durum ki bu; yok yani yapamıyorum. Diyemiyorum kendime "lan hadi siktir et yetti beaa."
Bunu kendime itiraf etmesi çok zor. Ve şu son zamanlarda -son birkaç haftadan bahsediyorum- sürekli ikileme düşüyorum. İkilem değilde aslında daha çok bir iç hesaplaşma sanki.

   Sürekli uykum var. Sürekli uyumak istiyorum. Sürekli yorgunum. Sürekli, hiçbir şey yapmamak istiyorum. Ben ne zaman böyle hissetsem kendimi eve kapatırım diyeceğim ama öyle bir şey yok. Evde kalmaktan bildiğin korkuyorum. Evde durma fobim var resmen.
Bonz hayatımdan gitti ama maalesef binlerce şey bıraktı arkasında. Bende.
Uykum var, uyumak istiyorum ama sabahın köründe kalkıp işe gidiyorum. Yorgunum ama çalışmak zorundayım. Gerçi müşteri gelmediği süre zarfında sürekli koltuk üzerinde pinekliyorum o ayrı ! Hiçbir şey yapmamak istiyorum ama sürekli bir şeyler yapmak zorundayım. Maalesef sürekli bir uğraş içindeyim.
Ulan sanki karnem yıl sonunda kötü gelmişte ailem beni oto tamircisine çalışmaya vermiş. Ellerim bildiğin simsiyah. Boya yüzünden hep yani. Uğraşıyorum uğraşıyorum siktiğiminin boyası çıkmıyor ellerimden.
Birde sorma saçlarımı kestirdim yine. Filmlerdeki seri katiller gibiyim. "Bugün saçımı kestirmem lazım" diye uyanıyorum sabah uykularımdan. Bir dur, uyku mağrurluğu olur insanda bir esne, bir etrafına iğrenç iğrenç bak. Ne biliyim otur yatağın üstünde saatlerce bekle falan. Yok arkadaş. Gözümü açıp hazır ol pozisyonuna geçiyorum direk birde yetmezmiş gibi, saçımı kestirmem lazım diyorum. Sürekli kırmızıya boyamaktan saçım çalı süpürgesi gibi oldu zaten. Öyle bakma, uzunda bir saçım yok. Hatta ve hatta 7 senedir falan saçım hep kısadır uzattığımı hatırlamam. Ama bu baya bir kısa oldu. İşin kötüsü mutlu değilim saçımla. Sürekli Asimetrik kesimleri tercih ederdim...


   Lan bir dakika amk. Hayırdır ? Ben ne anlatıyom ?
Neyse. Uzar bu sıçtığım saç kökü bende sonuçta.
Ha birde (Black pür dikkat dinle kardeşim) SİGARAYI BIRAKTIM !
Gerçek anlamda bıraktım. Bu sefer öyle, yok bugün bırakayım yarın başlayayım, aman azaltayım öyle kolay bırakırım muhabbeti değil. İstediğim içinde değil mecbur olduğum için bırakmak zorunda kaldım.
Birkaç gündür nedendir bilmiyorum -tamam astımdan dolayı olması yüksek ihtimal- ama nefessiz uyanıyorum. Öyle böyle bir şey değil bu, ciğerlerime oksijen gitmiyor resmen. Öksürerek uyanıyorum bir anda. Akşama kadar ağzımda yanmış kömürle dolaşıyorum sanki. Zaten hastayım, koa başlangıcı olduğunu bile söylemişlerdi de.
Yol yürüyemiyorum, merdiven çıkamıyorum, koşamıyorum, heyecanlanamıyorum bile. Hemen nefesim tıkanıyor. Olimpik havuzunu boydan boya tek nefeste yüzen ben şimdi bir saniye bile nefesimi tutamıyorum. O uzun kahkahalarımı atamıyorum, bir anda öksürük krizlerim tutuyor çünkü.
Yani ölmemek için bıraktım sigarayı. Akciğer kanserinden de gitmek istemiyorum açıkçası.
   Harbi ne anlatıyom ?
Allah aşkına konuşacak bir tane bile insan yok etrafımda gelmiş burada carlıyorum bende. Mazur görün beni olur mu ? Tatil bile tatil gibi değilde...

   Ben aslında başka bir şey anlatacaktım. Bonz gitti ama bana ondan bir sürü şey kaldı demiştim. Hayır aşkı değil.
Acıları. Korkuları. Anıları.

   Her hafta sonu, hatta boş bulduğu her anda bir anda kapıma dikilirdi. Kimi zaman uyuşturucu getirdi, kimi zaman hiçbir şey. Yani o anların hepsi "sikip gittiği" anlar olmuştu. Çoğu gece yatağımda yatamaz, gidip oturma odasında uyurdum. Evde durmak benim için ölüm gibiydi. Ha üstümde bomba taşıyordum ha evde duruyordum. O yüzden olduğunca evden kaçmaya çalıştım. Ve bu üstüme yapıştı kaldı resmen. Şuan oturduğum yeri kimse bilmiyor, bir tehdit altında bile değilim. Ama duramıyorum işte. Darlanıyorum hemen, afakanlar basıyor. Çıkıp gitme isteği geliyor hemen. Evinde otel gibi olmasının sebebi de bu ya zaten, evde yaşayan insan yok anasını satıyım.
   Ve ondan bana kalan bir diğer hediye (!) Cinselliğe bakış açım. Buna her ne kadar hediye diyebilirsek. Resmen bir lanet bıraktı. O kadar iğrenç bir hale geldim ki, kendimi pazarladım resmen. Bütün erkekleri yanımda bedenim sayesinde tuttum. Tam bir metaya dönüştüm. Üstelik kimse üzerimde baskı kurmadı. Kendi kendime yaptım bunu. Has, Ay, bir tane ayı vardı ad koymadın ona, Bay Dudak daha bilmiyorum aklıma gelmeyen bunlar gibi bir sürü ibne.
En son Has'la konuştuğumuzda buluşacaktık ve o gün beni göt gibi ortada bıraktı. Yani beni ekmesine mi, yoksa benimle sevişmek istememesine alındım bilmiyorum. Ama baya bir tribe girdim. Sonra oda yazdı "yalan ettin Pinkyyy." Sinirlendim haliyle "ne diycem lan sana gel beni sik dememi mi bekliyodun sen haber vericektin" dedim. Ay n'apayım ? Haber veririm ben sana, ayarlarım ben bir şeyler diye geçiştirdim.
 

   Sanırım sadece birisinin beni sevmesini istemişim. Bunu da diğer yoldan halletmeye çalışmışım. Başarılı oldum mu ? Hemde hiç. Bir tanesi sırf onunla sevişmek istemedim diye konuşmuyor benimle, diğeri "sana vakit ayıramam" diyerek çekip gitti. Öbürü desen zaten başkası üzerinde baskı kurmaya çalışan, seks ve boşalmak ne demek bilmeyen bir gerizekalı. Asıl olay ise bunların hepsi birbiriyle arkadaş.
Çok yanlış yaptım. Fazlasıyla yanlıştı. Toparlayamayacağım, geri alamayacağım bir sürü hata.
Olmayacak insanlarla, olmayacak yerlerde seviştim.
Çoğu insan nefret etti benden. Hakkımda düşünmedikleri şey kalmadı.
"Pinky bu amk, ne uğraşıcam iki güne düşürürüm" dediler biliyorum. Yakın arkadaşım dediğim adamlar bir bakmışım bana sulanmaya başlamış. Bir sürü adam almışım hayatıma. Hepsinde bilerek, isteyerek, farkında olarak cinsel obje olarak göstermişim kendimi.
İstediğime çoğu zaman ulaşmışım.
"Bravo Pinky, helal olsun Pinky, süpersin Pinky, işini biliyorsun Pinky!!" naraları duymuşum çoğu zaman.
İstediğim olmuş, amacıma ulaşmışım, hedeflediğim her çüklüyü elde etmişim. Hehhh ne güzel değil mi?
Bir şey eksik ama. Madem istediğim buydu eksik olan şey ne peki? Böyle olmamalı. Mutlu değilim. Hatta mutluluğa açım. Kimse anlamıyor, kimse -kendim de dahil- ne yaptığıma anlam veremiyor.
Bonz'dan bir sürü şey kalmıştı değil mi?

   Hep bir korku var içimde. Yapamıyorum bazen. Korkuyorum işte bir sebebi yok. Güçlü görünmekten, öyle davranmaktan çok yoruldum. Yolda Bonz'u gördüğümde kafamı çevirmekten bıktım mesela.
Kimsenin beni sevmemesinden bıktım. Geçmişten gelen acılarımdan bıktım.
Ağlamaya korkmaktan bile bıktım. Gözyaşlarımın, kirpiklerimin arasında sıkışıp kalmasından bıktım. Omzumdaki o kaldıramadığım yüklerden bıktım.
En çokta kendimden bıktım.

   Bonz'un o bana her zaman yardım eden arkadaşı. Şimdi ona nasıl bir takma ad koysam bilmiyorum. Çoğu zaman onu düşünüyorum. Defalarca Bonz, beni o çocuğa pazarladı. Bak bildiğin pazarladı. Grup yapmamızı teklif etti, çocuğun ne kadar güzel seviştiğini söyledi daha binlercesi. Hahh buldum Çiçek olsun bunun takma adı.
Neyse biz konuşuyoruz sürekli bu Çiçekle. Neler yaşadığımı, nasıl hissettiğimi her şeyi biliyor. Hiçbir zamanda bunu bana bir koz olarak kullanmadı. Hatta bu kadar iyimser yaklaşan tek erkek oydu. Hatta ona pazarlanıyor olmama rağmen.
Daha anlatacak çok şey var be. Yeni başlıyoruz aslında. Bu güzel Çiçek aklımda kalsın. Anılarınız zaten yaşıyor hala.

   Kim olursa olsun, hangi adam olursa olsun bir hatırası oluyor hep bende. Herkesi önemli bir yerlere koyuyorum. Hepsine bir anlam yüklüyorum.
Ama sadece, artık sadece kötü olan ben olmak istemiyorum.
Sürekli hatalar yapan, hayatının içini sikip bırakan. Kendi yerine, diğer insanların üzerinde söz hakkı olan kişi olmaktan. Yinede akıllanmayan kişi olmak istemiyorum.

Bir kere yaşadım. Bir daha mı ?
Hiç istemiyorum.


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

26 Haziran 2015 Cuma

Gözlerin Diyorum.. çok güzel bakıyordu

   İlk defa bitti. Gerçek anlamda hemde. Bir daha geri dönmemek üzere bak. Belki çok daha önce bitmesi gerekirdi. Ama buna cesaretim yoktu. Yapamazdım. Bir anda kestirip atamazdım. Ben bu değilim çünkü. Aşık olduğum adam be o. Herkese yaparım ama ona yapamam ki. 
Yıllar geçmiş olsa da bitmek, tükenmek bilmeyen sevgim o benim. Hazırda bekleyişim. Her şeyi ama her şeyi yapmaya hazır oluşum o benim. 
Çocukluğum. Acılarım, kahkalarım, küslüklerim, sarhoş olmalarım. En çokta gözyaşlarım. Hepsini içinde saklıyor bu adam. 
Oda hiç haberi olmadan ağlıyor bana. Bak üzülüyor da biliyorum. Ama oda yapamaz. Bir kere böyle başladı her şey. Çizgisinden çıkamaz artık. 

   Onunla başladığımız zamanı istesem de hatırlayamam. Ama yaşadığımız şeyleri saati, günü hatta hava durumuna kadar hatırlayabilirim. Ve hatırlayacağım tek şey "bitiş"imiz olacak artık.
Adına o kadar hasret kalmışım ki, telefonumda bile Bonz diye kayıtlı. 
Tekrar onunla birlikte olmayı çok istedim. Hatta denedim, kendimi buna hazırlamak için çok uğraştım. Ama amacım zevk almak/vermek değildi. Bunu herhangi bir kişiyle zaten yapabilirdim. Benim için "O" olmalıydı. O dokunmalıydı bana. Tenlerimiz yeniden birleşmeliydi. Yeniden onun olmalıydım. Yeniden benim olmalıydı. 
Bana dokunan, beni öpen tüm adamları unutturması için istedim onu. Üstümdeki tüm parmak izlerini silmesi için. Ama artık canımın daha fazla yanmasına dayanacak durumda değilim. Bedensel bir acıdan bahsetmiyorum tamamen ruhsal. 
Çünkü beni ondan başkası bu kadar güzel öpemezdi. Ondan başkası güzel sarılamazdı bana. Onun kadar güzel sinirleneni bulamazdım. Ondan başkasını sevemezdim. 
Ondan başkasını sevemem ki ben.


   Bundan 3 sene önce aynı bugün, aynı bu saatte birlikte uyuduğum adamı şimdi öylesine unutamam değil mi ? 

"+ Napıyosun 
- İyi ablamlardaydım eve geçiyorum şimdi sen napıyosun 
+ İyi bir şey konuşmak istiyorum. 
- Konuşalım.
+ Bu durum bugün olmazsa yarın, yani bi gün muhakkak götümüzde patlayacak sonucunun kötü olmasını istemiyorum.
- Nasıl yani
+ Yanisi canımın içi hiç görülmemiş hiç karşılaşmamış varsayalım biz zaten bir buçuk sene sensizdi. Senin çokta umurunda olmayacak o yüzden işler boka sarmasın.
- Peki tamam sen bilirsin
+ Kendine iyi bak beni de unutma hiç :)
- Oldu görürsem söylerim ;)"

   Bonz unutamaz. 
Ona neden "canımın içi" dediğimi bile çok iyi biliyor. Bu adam unutamaz. Bilmem kaç yıl önce olmuş olan, benim bile unutmuş olduğum şeyleri daha dün gibi hatırlayan adam beni unutamaz. 
Hero öldükten sonra hiç konuşmamıştık Bonz'la. Aylar sonra ben hayata geri döndüğümde karşılaşmıştık. Saatlerce "canımın içi dedi lan en son" diyerek omuzunda ağladığım, beni teselli eden, "sende benim canımın içisin" diyen adam unutamaz.
Bir keresinde merdivenden yuvarlanıp bacağımı kesmiştim. O kadar insanın arasından o beni kaldırıp yardım etmişti. 
Ablasıyla abisi kavga ediyorlardı, gelip bana sığınmıştı. 
İlk uyuşturucu kullandığı yanında ben vardım. 
İlk kavgasında ben onu bekleyip yaralarını sarmıştım. 
Ben ilk uyuşturucu kullandığımda o yanımdaydı. Kendime gelebilmem için elinden gelen her şeyi yapmıştı. Çocuğa bakar gibi bakıyor ve seviyordu. 
İlk sevişmemizde üzerinde tazmanya canavarının olduğu bir boxer giyiyordu.
Öyle bir zamandan geliyoruz buralara kadar.
Sakallarının şeklini beğenmediğim de, kesip "onu beğenmemiştin böyle oldu mu peki?" diye yanıma gelirdi. 
Evde yiyecek bir şeyi olmadığında direk beni arar, "acıktım" derdi. Yiyecek bir şeyler hazırlar sepetle ona yollardım. 
Yanımda uyuduğu zaman sakallarıyla oynardım. En sevmediği şey olmasına rağmen tek kelime etmezdi.
Düzgün giyemediği gömleği ben düzeltirim. 
Yıkayamadığı, ütüleyemediği kıyafetleri ben yıkar, ütülerdim. 

   Bu kadar masum bir ilişkimiz vardı işte. Onunla karşılaşana kadar sürekli onu görmek için uğraştım. Ama bu gece bitti her şey. 
Tamda bu gece. 



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

21 Haziran 2015 Pazar

Yürek ...

   Yaşadığım olayların birçoğunda kendimi suçlamışımdır hep. Suçu başkasında aramaktan önce kendime baktım. "Ben ne yaptım?" dedim "neden böyle oldu, benim hatam neredeydi?" sorularıma cevaplar aradım sürekli.
Bonzla olan ilişkimde, hayatıma giren her erkekte. Çünkü yapmamam gereken şeyleri yapıyordum sürekli. Olmayacak, hak etmeyen insanları hayatıma alıp gereğinden fazlasıyla önemsiyordum/önemsiyorum. 
   Belkide hiç suçum olmayan bir olayda kendimi o kadar fazla yıprattım ki. Aslında biliyorum benimle ilgili bir olay bile değildi çünkü bu onun seçimiydi ama bir suçlu olması gerekiyorsa o da bendim. Melek gibi yüzüyle, dünyanın en güzel kalbine sahip insanı suçlu olamazdı. 
Hayatımda karşılaşabileceğim en güzel erkekti o. Sevgilim değildi. Yada alelade birisinin tanıştırdığı benimde öylesine seviştiğim biriside değildi. 
Kuzenimdi. Kanımdı. Canımdı. Hepsinden önemlisi Abim'di lan o benim. 
Tek çocuk olduğum için kardeş-abi/abla mevzularını pek bilmem. Belkide etrafımda bu kadar çok insan olmasının sebebi de budur ya.  O kadar insana rağmen yalnızlığı dibine kadar yaşıyor olmam ayrı bir ironi. Birçok şeyi de dışarıda aramışımdır hep.
   Babasına aşık bir kız çocuğu olmadım. Olamadım. "Babam gibi birisi olsun hayatımda" demedim. İstemedim. Babam annemi çok döverdi küçüklüğümde, öyle birisi benim hayatımda olsun istemedim. Yada annem gibi bir kadın olmayı hedeflemedim. "Aptal kadın" diye düşündüm, "eşimi aldatamam ki ben" dedim. 
Ama öyle olmadı. Hayatıma giren herkese "keşke babam gibi olsalardı be" demeye başladım. Harbi adamdır babam. Ne olursa olsun bizim yüzümüzü yere eğdirmedi. İyi bir eş olmadı belki ama mükemmel bir baba oldu. 
Sonra baktım ki; hiç olmak istemediğim bir kişiye dönüşmüşüm. Çoğu zaman ben aldatmışım karşımdakini, kimi zamanda başkalarını benimle aldatmışlar. 
Annemin dediği gelir hep aklıma. "Annenin kaderi kızına çeyiz olarak gidermiş, sen değiştir bunu" sözü mıh gibi kazınmıştır kulağıma. 
Ah çekerim bir güzel bunu hatırladıkça. Bir salaklık yapmış ama hiç vazgeçmemiş aşkından, babamdan. 
   Tüm bu hengamenin içinden kaçmak hep başkalarına sığındım. Çocukluğumdan beri böyleyim. 
"Bir abim olsaydı böyle olmazdı belki" derdim. Aynı vajinadan çıkmadık belki ama abim oldu benimde. 
Babamın akrabalarından ölümüne nefret etmeme rağmen sadece onunla iyi anlaşırdım. Bir tek onu severdim.

Hero.. 
   Kahramanım oldu her zaman. Birçok şeyden kaçmama o yardımcı oldu. Her sorunuma bir çözüm buldu. Ama ben onun hayatını kurtaramadım. Hiç yardımcı olamadım.
Hep kendimi suçladım. Böyle yaptığımı bilseydi kesin sıçardı ağzıma ama o yok artık. İstemeden de olsa terk etti beni. İyileri hep elimizden alırlar oda gitti. Beni şu amına kodumunun hayatında asla terk etmeyecek tek kişide yalnız bıraktı.
   Eroin bağımlısıydı. Ama şu dünyada kalbi pislenmemiş tek insandı. Onun hakkında di'li geçmiş zamanlı cümle kurmak o kadar zor ve kötü ki benim için.
Yıllardır onun hakkında tek kelime edemem. Konuşamam, içim acır. Boğazıma bir şey düğümlenir çünkü.
Ölümün en yakın halini Hero'da yaşadım ben. Ellerimde, kollarımın arasında hiç haberim olmadan sessizce bir daha uyanmamak üzere uyumuş oysa ki.
Daha yaşayacak çok günümüz vardı. Onun yanında daha çok ağlayacaktım ben. Birlikte çok gülecektik. Kafamız güzel bir halde daha söyleyecek bir sürü şarkımız vardı.
Ama hayat onuda aldı benden. Abim gitti...
Herkesten kaçmak için günlerden bir gün onun yanına gittim yine. Her zaman yaptığım gibi. Onda bir boklar olduğunun farkındaydım ama kendi derdimi düşünmekten ona hiç odaklanamamıştım.
O günün tarihi, saati, dakikası hala aklımdadır ama sesli söylemeye cesaret bile edemem.

   Hero'nun yanına gitmeden önce torbacıya uğramış sonradan evinin yolunu tutmuştum. Hiç bilmezdim ki böyle olacağını. Siktiğim hayatın, benim elimden onu böyle alacağını bilmezdim ki lan. Son telefon konuşmamızı yapacağımızı nereden bilebilirdim ? Aradım, bitmiş olduğu halde bana hiçbir şey belli etmemek için "Canımın İçi" diye açtı telefonu.
O kelimeyi duyduğumda hala canım yanar. Her kime canımın içi dersem hala tüylerim diken diken olur.
"+ Yavrum geliyorum evdesin değil mi?
- Lan nerede olucam başka sanki. Bilmiyor musun beni. 
+ Kapat hadi kapat." 
Hiçbir şeyden habersiz torbacıdan çıkıp gittim yanına. Onu yeşil kesmiyordu. Beyazdan başka bir bokta paklamazdı onu. Bağımlı olduğunu herkesin bilmesine rağmen kimse yardım etmedi ona. Bir süre uğraştılar, oda herkesi geri çevirince bir şey yapmamaya, dememeye başladılar. Kimse tek kelime edemezdi bu yüzden. Oda kimseyi dinlemedi zaten. Benden başka. Çok dil döktüm, çok yalvardım ama bende kurtaramadım onu. Benden 5 yaş büyüktü sadece. Kimseye hiçbir şey anlatmaz sadece benimle paylaşırdı hayatını. Bana açardı kendisini. Tüm aile ona destek olmama yardımcı olurdu. "Sadece Pinky'i dinliyor. Bırakın onları kendi haline"

"Ben bittim bari sen kurtar kendini" derdi. Öyle dediği zaman sinirleneceğimi bildiği halde. "Sikerim lan ne bitmesi ya mal mal konuşma manyak mısın nesin sen!! Ne zaman böyle dersen beni biraz daha kaybedersin unutma" diye çıkışırdım. "Kaybetmek ne demek ya?" "Bırakmam seni blöf yapıyorum götün kalkmasında, sen böyle deme ama" 
Bu konuşmayı sürekli yaşamışızdır. Sanki hissediyormuş gibi tekrarlardı bunu. "Ben bittim"
Lan o bitemezdi.


Yanına gittiğimde o kadar berbat bir haldeydi ki.. o hali gözümün önünden gitmiyor bir türlü. 
Krizdeydi, su gibi olmuştu bütün vücudu. Eli ayağı tutmuyor, titriyor ve kemiklerinin ağrıdığını söylüyordu. Bir şey yapamazdım ki.
"+ Kriz mi yine ?
- Sorma bu sefer fena. 
+ İçecek misin sende ?
- Cigara sarmıyor biliyorsun.. hadi hadi ver içeyim son kez." 
O "son kez" kelimesinin onunda sonu olacağını bilmem gerekirdi. Ya ben ne sikimi biliyorum ki zaten?
"- Moralin niye bozuk senin 
+ Aman Bonz işte be Hero. Sikti bıraktı yine ortalığı göt. 
- Hala niye katlanıyorsun ki sen ona ?
+ Seviyorum lan.
- Karşılığını alamıyorsun ama.
+ Ya sen hep böyle haklı olmak zorunda mısın ? Karşılığı yok tamamda ...
- Tamamda ne tamamda. Kendini heba ediyorsun boşuna bin kere söyledim sana.
+ Hero dinler miyim ben sanki be oğlum.
- Dinlemezsin tabi soyun sopun belli.
+ La bu mal güzelmiş he
- Kimden 
+ Ran 
- Çalışıyor musunuz siz hala onunla.
+ E Bonz'a yol verdiler de bana yapmadılar. Biliyorsun polis mevzusu.
- Hayret ediyorum onun yaptığına zaten. Her yerim ağrıyor bildiğin gibi değil.
+ Şırınga nerede ?
- Ulan Pinky bi sen anlıyorsun beni he.
+ Alt tarafı şırınganın yerini sordum büyütme bu kadar hem kendim için sana değil.
- Kendim için derken ? (O güzel yüzünü bile özledim Hero)
+ Bende başlıyorum güzelimmm anca beraber kanca beraber.
- Halimi görmüyor musun Pinky hiç konusunu bile açma.
+ İşine geliyorsa lastik hani 
- Yapmıyorsun Pinky !
+ Yapıyorum bak bak." 
   Karşı koymaya hali bile yoktu. Daha fazla direnemedi. Hiçbir şey söyleyemedi. 
Ve ben, o andan sonrasını biraz kesik bir biçimde hatırlıyorum. 
Ama o boku kullanmaya cesaret edemedim. Şırınganın ucunu kolumun içinde hissettiğim anda "yapma" dediğimi hatırlıyorum. 
"Ben dedim sana" diye söylenerek kendi koluna sapladı şırıngayı Hero. Zaten bokum gibi moralim vardı bende elimdekiyle yetinmeye çalıştım. 
Yeşil hep bir kaçıştı benim için. 


   2 saat kadar baygın kaldım sanırım. Uyandığımda Hero'nun yüzü bembeyaz kesilmişti. Uyuyor diye düşündüm. Anasını sikiyim, nasıl tahmin edebilirdim ki ? 
Düşünen beynimi siksinler emi. 
Evin oraya geçtiğimde Bonz'la karşılaştım gittim birde onunla dumanlandım. "Seninle konuşmamız lazım ama sonra" dedi Bonz o gün bana. Çıldırdım meraktan ama "tamam" diyebildim sadece. Hero'ya mesaj attım direk "her şey yoluna girecek bak gör Bonz benimle konuşmak istiyormuş" diye. 
Ilık bir duş alıp uzandım yatağa. Ters giden bir şeyler vardı, hissediyordum. Uyuyakalmışım yine. Telefonun sesine uyandım. 
O telefon, o kadar iğrenç çaldı ki o gün. Keşke, keşke o telefon çalmasaydı. Keşke o gün, o haberi almasaydım. 
   Arayan Hero'nun annesi -teyzemdi. Akşam yemek yemeye çağırır diye düşündüm. Klasik bir şeydi bizim için bu, çoğu akşam onlarda olurdum. 
O akşam oraya yemeğe gidemedim. O günden sonra o eve dahi giremedim. O sokaktan senelerce geçemedim.            
Hiçbir şeyden habersiz "söyle teyzelerin gülü" diye telefonu açtım. Önce kesik kesik nefes alma sesleri geldi. Üzerine bir sessizlik. Aynı nefes alışverişi. Yine o yıkıcı sessizlik.
"- Pinky. Hero yok.
+ Arkadaşındadır dur arayayım ben Hero'yu. Onuda alır gelirim size.
- Pinky gitti Hero.
+ Teyzem tamam dur sen sakinleş ben bulurum onu hemen.
- Öldü o."

*** 

   Sonrasını bilmiyorum. Ağlamadım. Saatlerce elimde telefon bekledim. Hero'ya bin tane mesaj attım. "Bak annen merak etmiş gel hadi neredeysen" dedim. Cevap gelmedi.
O gün bende bittim.
Herkesle görüşmeyi kestim. Hero'nun annesinin yüzüne bakamadım. Evine gidemedim. Cenazesine gitmedim. Bunca senedir mezarının yanından bile geçmedim.
Bir süre ağzıma yemek bile sürmedim. Uyuşturucu kullanmadım.
O gün belki onu uyuyor sanmasaydım, belki bir seslenseydim lan bir şey deseydim belki ölmeyecekti. Çıkıp gitmemeliydim o gün. Uyuyor sanmamalıydım. Uyumuyormuş ki. Ölmüş lan o sıra. Ölmemeliydi.
Kimse bana bir şey sormadı. Kimse bir şey soramazda zaten. Herkesin içinde sakladığı kocaman bir yara oldu Hero.
Eşyalarından istediğim bir şey var mı diye sordular ama almadım hiçbir şeyini.
Annesini babam vurulduğu zaman görmüştüm en son. Onun eve gelmesiyle benim kaçmam bir olmuştu.
O cesareti bulamıyorum kendimde. Karşısına geçsem biliyorum ki ağlarım. Olmaz öyle, kadın daha kötü olur beni öyle görünce.
Melek yüzlü abimi de aldılar elimden.
Ah be canımın içi. Yakışmadı bu yaptığın sana.
Abim öldü lan...


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )