27 Aralık 2014 Cumartesi

Veda... Feda ?

  Valla bak canım benim artık ister dalga geçiyorsun de ister başka bir şey. Madem hayatımdasın her şeyime katlanacaksan beni anlayacaksan adam akıllı dur yanımda he yok diyorsan sen bilirsin inceldiği yerden kopar. Vallahi daha düşünemiyorum kafam allak bullak, ben her şeye senin açından bakıyorum ya senden aynısını yapmayı öğren. Bundan sonra daha olursa olur olmazsa ikimize de yol var. İster sabaha kadar otur düşün ister kendini parala bir yere varamazsın ama doğru düzgün dur kovalama lan bir rahat bırak bir nefes aldır yeter artık. Düşün öyle gel konuş benimle, yorma artık beni lütfen. Bin tane şeyle uğraşıyorum zaten sende tuz buz etme böyle her boku. Artık bana "yeter ulan bu mal çok sıkıyor bu ne saçma iş" cümlesini kurdurtma LÜTFEN !

  Bu mesajı Benimkine yollayıp duşa girdim. Kapkaynar hemde. Etlerim pişene kadar çıkmadım duştan. En nefret ettiğim şeydir oysa sıcak su. Nefes alamayacağımı bile bile girdim. Saatlerce iğrenç sıcaklıktaki suyun altında ağladım.
Duştan çıktığımda yine bin tane mesaj atmıştı. En son ise tıraş olup uyuyacağını söyledi. Uyudu yada uyumadı hiç bilmiyorum, o an umurumda da değildi çünkü etlerim acıyordu resmen.
Saatler geçti yine, gecenin bir yarısı aradım. Uyuyacağımı, sadece sesini duymak istediğimi söyledim. Tabi ki hazır bekliyormuş gibi konuşup durdu yine. Kavga ettik tekrar saatlerce. En son "ayrılalım" mesajı attığımı hatırlıyorum. Daha sonra ara vermenin en iyi fikir olduğunu söyleyip uyudum. O kadar hiçbir şey hatırlamıyorum ki, ağlamaktan başım ağrımıştı.

Sabah 06:35....
"Günaydın çıktım işe gidiyorum" 
Telefonun titremesine uyandım. Sabah o mesajı "canım" diye okumuştum daha sonra bakınca fark ettim canım yazmadığını. Saat 9'a doğru bende evden çıktığımı yazdım.
Akşama kadar konuşmadık. Ne o bir şey dedi ne de ben. Saat 5 falan oldu, bende harıl harıl çalışıyorum telefon çaldı.
"Efendim hayatım" diye açtım. Sustu..
+işim var sonra konuşalım olur mu?
-Pinky sadece tek bir şey söyleyeceğim
+Evet dinliyorum
-Seni çok seviyorum. 
+Bende seni, görüşürüz. 

O an düşündüğümden çok daha farklı şeyler olduğunu anladım fakat işim olduğu için geri dönemedim. 1 saat sonra tekrar aradı. Bana beni ne kadar çok sevdiğini, bensiz yapamayacağını anlatıp durdu.
Sözünü kesip "ne içtin" diye sordum hemen. Sarhoş olmuş mal.
Çağırdım hemen, geldi. Gerizekalı gibi duruyor karşımda, ayakta durmayı beceremiyor resmen.
Sarhoş, kafası güzel insanları çok severim ama hayatımda hiç kimse sarhoş olup karşımda bana yalvarmamıştı bu zamana kadar, çok kötü oldum.
Geldi yanıma sarılacaktı ittim, durdu yüzüme baktı. Bir tokat attım ama varya ne tokat !
Feleği şaştı resmen bütün sokak inledi tokat sesiyle.
Oturttum bir yere ellerimi tuttu öpmeye başladı. Yine konuşup durdu, sarhoşluğu bile çekilmiyor gerizekalının.
Konuştu, güldü, sarıldı, öptü. Bildiğin sarhoş nasılsa oda öyleydi yani.

  Montunun önünü ilikledim. Resmen bir anne çocuğunu dışarıya gönderirmişcesine hazırladım onu.
Tekrar öptü. Hemen eve gidip uyumasını söyledim "tamam söz" dedi.
Giderken de saçımdaki pens tokayı aldı.

O an fark ettim çok yaralamışım bu adamı. Sürekli bana bir daha gitmememi söyledi.
"Beni sensiz bırakma" diye başladı seni seviyorumlarla bitirdi. Aslında bitirmedi, uyuyana kadar söyledi. Telefonu kapattı, bir daha arayıp emin olmak için tekrar tekrar sordu. Bir daha, bir daha....

Çok korkmuş. Ben giderim diye, onu yalnız bırakırım diye.
Çok sevmiş beni salak, gereğinden fazla sevmiş.
İlk defa ben sahip çıktım ona böyle çünkü biliyorum.
Hayatında ki her şeyi ben düzene soktum farkındayım.

Ama onun kadar çok sevemedim işte. Onun kadar güzel kalpli değilim belkide. 

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

20 Aralık 2014 Cumartesi

One Day. Baby we'll be OLD !

  O günün hayatımı yeniden değiştireceğini hiç ummazdım. Her zaman ki gibi kulaklığımı takmış, otobüsün tekrar tekrar durup hareket etmesini izliyordum. O an aklımda olan tek şey sigara içmekti. Yoğun trafikten bıkkınlık gelmişti artık ve saatlerdir sigara içmemiştim.
  Kendimi müziğin hızına kaptırmış kafamda filler sikişmesine rağmen öylece oturuyordum. Otobüs durdu. Çok tanıdık bir koku geldi burnuma. Olmaz dedim, ihtimal vermedim. Yolu izlemeye devam ettim. Müzik durdu şansa, sinirle telefonu elime aldım. Tanıdık bir ses;
- Pinky !
  Asla ama asla ihtimal vermediğim, belki de istemediğim kişi karşımdaydı. Bonz...
"İstemiyorum" diye kendimi inandırmama rağmen onu gördüğüm an aklımda olan her şey uçtu gitti resmen. Karşımda duruyordu öylece, nefesim kesildi sanki. Ayağa kalksam mı kalmasam mı diye düşündüm bir an. Elim ayağım dolaştı birbirine. Kalkıp sarılmak istedim kaburgalarını kırana kadar sıkmak istedim, doyasıya kokusunu içime çekmek istedim. 
  Yapamadım ama durup şaşkınlıktan yüzüne baktım sadece. Bin türlü şey geldi aklıma, bana yaptıkları, kavgalarımız, sevişmelerimiz, kahkahalarımız.
  O kadar zaman geçmesine rağmen değişmemişti. Hala aynı koku, hala aynı ifade.. Güldü, beklemediğim bir tepkiydi. Elmacık kemiğinin üstündeki  gamze ortaya çıktı o öyle gülünce. O gamzesinden öpmek istedim o an. 

  Sanırım bu sıra bir şeyler söylemem lazımdı. Belki benim, belki onun. Ben ise sadece yüzüne bakıyordum. Özlemiştim. O ise hala tebessüm ediyordu. Şansa bak, yanımda ki adam kalktı "oturabilir miyim?" diye sordu. Kafamı salladım hala konuşmuyordum.
  Yanıma oturdu, yüzüne bakamadım. İçimden dönüpte ona ağız dolusu küfürler etmek geldi. Oda sustu, bir şey söylemesi lazımdı, o suçluydu çünkü o konuşmalıydı ben değil. Birkaç dakika sonra derin bir nefes aldı. Nefes alışı bile değişmemişti. Söze başladı ; 
"-Nasılsın?
+Teşekkür ederim, sen nasılsın?
-Özür dilerim.
+Ben sadece nasıl olduğunu sormuştum. Özür dilemeni gerektirecek bir durum olduğunu düşünmüyorum.
-Bu kadar zaman geçti hala değişmemişsin.
+Emin misin ? Oysa bir sürü şey değişti. Sen göremiyorsundur her zaman ki gibi.
-Saçlarını kestirmişsin. Hala uçları kırmızı ama vazgeçmemişsin kırmızıdan. Bana bakışların bile aynı değil.
+Doğrudur."

Bir daha sustu, devam etsin istedim. O saatlerce konuşsun ben dinleyeyim istedim, salak salak şeyler anlatsa bile dinlerdim zaten. Susmasın, konuşsun sadece.

"-Bunca zamandır düşünmek için çok vaktim oldu. 
+Ne güzel, düşünmek ne demek öğrenmişsin en azından. Senin adına sevindim. 
-Sözümü kesme lütfen. Çok düşündüm. Çocuktuk biliyorsun çok hata yaptım. O zamanlar hiç fark edemedim ama çok kırdım seni. Biliyorum...
+Bana hiçbir şey açıklamak zorunda değilsin.
-Pinky, kesme sözümü lütfen. Seninle konuşma imkanı buldum öldürme bu anı. Biliyorum, hiç umurumda değildi. Hiç umursamadım, sende çok acı çektin benim yaptıklarımdan dolayı.
+Bazı şeyleri anlamaya başlamışsın. Hayret şaşırttın ilk defa."

O konuşmaya devam ettikçe bende hiç susmuyor, içimde ki nefreti kusuyordum adeta. Tüm konuşma boyunca yüzüne bakmadım bile, o ise bana doğru dönmüş anlatmaya devam ediyordu. 

"-Neyse. Aradan çok zaman geçti. Eminim inanmazsın ama akıllandım. Büyüdüm ve birçok şeyin farkına vardım. Seninle konuşmak, sana ulaşmak istedim. Çok uğraştım ama korktum. 
+Sen mi korktun? Yalan anlatma bana.
-Pinky, yapma böyle. Ne kadar zor durumda kaldım bilmiyorsun ki. Senden sonra ne oldum bilmiyorsun.
+En azından ben yokken kötü oldun. Seninleyken ne durumlardaydım onları bilmiyorsun asıl sen.
-Haklısın, her konuda haklısın. Ya ne desen, ne yapsan ağzıma da sıçsan haklısın. Baksana yüzüme bile bakmıyorsun hala. O kadar mı bittim ben ? Sen yanımdayken kıymetini bilmedim ama sen gidince, nasıl anlatsam bilmiyorum ama büyük bir boşluk oldu hayatımda. Bana kızan yok, yaptığım şeylere sinirlenen yok, sorgusuz sualsiz beni kabul eden yok. Kimse senin bana baktığın gibi bakmıyor. Kimse senin gibi değil. Bak ben bıraktım her şeyi temizim artık.
+Her şeyi bırakıp bırakmaman umurumda bile değil. 
-Değiştim ama görmüyor musun?
+Emin ol "değiştim" demen her şeyi darmadağın ediyor. Kaldı ki, burda oturup konuşmanla değişip değişmediğini anlayamam. "

  Biliyorum, farkındaydım değişmişti. Ama yapamazdım işte, olmazdı. Kalktım ayağa arkamdan hala bir şeyler söylüyordu. Şoför durdurdu arabayı Bonz'u hiç dinlemeden indim aşağıya. Zaten konuşurken bile ağlarım diye yüzüne bakamıyordum birde dinleyemezdim onu.
  Peşimden inmiş. Tuttu kolumdan, o kadar güzel baktı ki gözlerime öpmek istedim onu o an. Onu öpmeyi bile özlemiştim. 
-"Affet beni lütfen.
+Bende seni affedebilecek küçücük bir zerre bile bırakmadın maalesef. Ama çok için rahat etsin istiyorsan, iyi affettim seni. Tabi söylemek yeterse."

  Onu orada öylece bıraktım. Dönüp çaktırmadan arkama bakmak istedim ama yapmadım yine. Ama eminim o dakikalarca baktı benim arkamdan....

__________________________________


  Tabi ki bunların hiçbirisi olmadı. Ne ben Bonz'la böyle bir yerde karşılaşırım ne de o bana bu cümleleri kurabilir. Ama kıyıda ki hayal dünyamda böyle bir şeyler yaşıyorum hep Bonz'la.
Oysa ben şuan, kahvemi yudumlayıp yazıyorum bunları. Her şey bir tarafa Benimkine yapamam bunu.
Geçmiş ya işte, aklıma girdi bir kere.
Telefonun diğer ucunda, Benimkiyle sulu sulu mesajlar atıyoruz birbirimize. Böyle dediğime bakmayın şu hayatta en çok sevdiğim şey onunla bu hallerimiz.
Her şeyle dalga geçmemiz bile bir ayrı güzel onunla. Nefret ettiğim kahvaltılar bile onunlayken güzelleşiyor hayatım mı güzelleşmesin ?

  Hayal dünyamda Benimki'ni Bonz'la aldatıyor olabilirim ama gerçek hayatta böyle bir şey olmaz maalesef. Sadece teorikte yani.
Üzgünüm ama 5 yıl boyunca bir barışık bir ayrı, çocukluğumuzu da içine katarsam 15 yıldır hayatımın içinde olan adamı tekrar sevmeyi götüm yemez.
Benim elimdeki bana yetiyor arkadaş kafamı bulandırmaya gerek yok. Bazı şeyleri hayallerimde yaşıyorum işte böyle, onlar yetiyor bana. Ruh hastası olmak bunu gerektiriyor demek ki.

Üzgünüm bayım...

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

17 Aralık 2014 Çarşamba

Bir Genç Kızın Uyuşturucu Günlüğü

  Uzun bir zaman olmuş geçmişin konusunu açmayalı. Değil geçmişi konuşmak, hiç hatırlamıyordum bile. Yaptıklarım, hatalarım, pişmanlıklarım....
Bugün bir arkadaşımla oturuyoruz. O benim ben onun, her şeyimizi biliriz yani. Geldi işte geçmiş aklımıza....

"Bilerek yada isteyerek olmadı bu ortamlara girmem. Her gün Bonz işten gelmeden önce arardı beni, evi alt katta anahtar bende ailesi yok, rahatız yani. O gelmeden yemeğini hazırlardım, ne isterse. Bildiğin evli gibiyiz. Gelirdi yemeğini yerdi, hazırlanırdık ederdik sonra dışarı bir çıkardık, gecenin bilmem kaçına kadar. Bir gün geldi Bonz kalk gidiyoruz dedi, sorgusuz sualsiz yapıyorum tabi her şeyi o dönemler. Gidelim dedim, götürdü beni bir eve, harabe. Bok gibi bir yer, oturacak koltuk bile yok. Bakındım içeri tekin bir yer değil, 35 40 yaşında adam hepsi. Bağırdım hemen tabi Bonz'a beni neden buraya getirdin diye. Birisi vardı hepsinin başı, Ran...
Bağırdım, çıkıp gidicem, duramam orda. Küçücüğüm daha, hiçbir bok bilmiyorum. İsmimi söyledi adamın biri, çağırdı beni. Koskoca adama atar yapıyorum bana bak "ne var lan?" dedim. "Bu ortamlara girmişsin daha sen kurtuluşun yok belli." O an ne düşündüm nasıl hareket ettim hiç bilmiyorum. 1 ay geçmemiştir üstünden bok gibi ortamlarda buldum kendimi. Yine ortam kovalıyoruz o zaman, eve bıraktılar beni. Ran'ın yanına gittiler. Çıktım sokağın başına, ankesörlü telefondan polisi aradım şikayet ettim bunları, telefonu kapattım yoldan inmeye kalmadan mahalleyi polisler bastı. Amacım Bonz'u yakalamaları. Yapamadım yine. Aradım Bonz'u hemen, çık dedim ordan polisler geldi. 2 saniye geçmedi Bonz çıktı dışarı görünmeden, 5 saniye olmadı yakaladılar Ran'la adamlarını. Saydı sövdü Bonz bana tabi. Birkaç gün geçti sonra ortaya çıktı Ran, bir gittim Bonz yanında adamdan bile saymıyorlar onu. Ran beni çağırdı, "Bizi Bonz'un şikayet ettiğini biliyoruz. Belli sen harbi kızsın, Bonz'un sevgilisisin ama onun gibi yavşak değilsin. İstediğin zaman gel, takıl, bizimle iş yap. Ama Bonz'un yeri yok yanımızda bundan sonra." Durdum, sevdiğim adam o, baktım yüzüne. "Bonz yoksa bende yokum..."
Ben şikayet ettim ama gitmiş üstüne almış Bonz suçu. Benim yaptığımı bildiği halde ele vermemiş beni. Niye öyle yaptı bilmiyorum ama o günden sonra değişti birçok şey. Ran taşındı, Bonzla konuşmadık uzunca bir süre. Ben uzaklaştım her şeyden, büyüdüm tabi akıllandım derken geçti her şey.

-Bana neden anlatmadın bu kadar şeyi bunca zamandır ?
+Konusu geçmedi ki hiç kardeşim. Öyle gelişi güzel anlatılmıyor biliyorsun."




  Hayatımda ki herkesi bir yere koymuşum ben aslında. Ran bile o kadar pislik bir adam olmasına rağmen bana hiç kötü davranmadı. Bana yanlış yapanların bile ağzına sıçtı. O şerefsiz adamın bile çok ayrı yeri var bende. Bakıyorum geçmişe, bok bok olaylara karışmışım üstüne üstlük birçok insanı işinden etmişim. Ne kadar iş denilirse bilmem ama, Bonz'u bile işte.
Bir kitap hayatınızı değiştirmez belki ama kitapların gücüne inanırım ben, içinde bir şeyler saklıdır hep.
Bir Genç Kızın Uyuşturucu Günlüğü adında bir kitap var. O kitap beni anlatır diye düşündüğüm için en sevdiğim kitaptır. Evden taşınırken o kitabı bulamadım. Diğer evde kalmış. İlk sayfasına not düşmüştüm kocaman;
"Yeşilden kim ölmüş?"



*Ha bu arada en yakın arkadaşım mı ?: na burda


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

13 Aralık 2014 Cumartesi

AŞIĞIM ULAN ! (çok mu abarttım yoksa?)

  Birçok işe hep saçma heveslerim yüzünden başlamış tamamlayamadan vazgeçmişimdir.
Benimkinin yakın arkadaşına olan saplantım gayet ortadaydı. Birçok kez vücutlarımızın birleştiğini hayal etmişimdir. Sevişmek değil tamam tamam, öpüşürken de olur.. :)
  Ben deli gibi bu çocukla buluşmayı beklerken, yine bir şeyler ayarladım. Hiç affeder miyim ? Kafama koyarım da yapmadan durur muyum hiç. Geç bunları.
Neyse, buluştuk.
Yine üçümüz.
Tekrar görmek istedim ya o zamandan sonra, amacım o sadece. Sırf hırs yaptığım için görmek istedim çocuğu.
Sakallarını kesmiş. Çökmüş resmen bir ayda çocuk. Sakalsız halini resimlerde görmüştüm ama gerçekte daha farklı.
Biraz farklı geldi bu sefer. Biraz değil aslında baya farklı geldi. Annesi ameliyat olmuş, morali bozuktu baya. Oturduk bir yere yemek yemek için, hiç keyfi yoktu.
Kalktık daha sonra, başka bir yere geçtik. Makara falan derken kendine geldi biraz. Eskileri andılar Benimkiyle.
  Sevgilisi varmış, bilmiyordum. Kendisi bile bilmiyor zaten sevgilisi olduğunu o derece. Ayrılarmış birkaç aydır, geçen gün "gel barışalım" demiş kıza, barışmışlar. En düz ilişki yani, saçmalığa bak.
Zaten ayda yılda bir görüşüyorlarmış.
Bir ara bir şeyler ayarlayalım yine dedi giderken. Olur dedik bizde, bu sefer 4 kişi.
Hiç heyecan kalmadı içimde. Hayır, sevgilisi olduğunu öğrendiğim için değil. Bugün ilk geldiği andan itibaren, gözüme farklı geldi.
Oysa bir önceki görüşmemizde hayran olmuştum Benimkinin arkadaşına.
Nasıl desem bilmiyorum, çocuk hala çok hoş benim için ama o zaman daha cazip geliyordu işte. Çünkü yasak o benim için. Birde her aradığımızda hemen geliyor yanımıza. Hevesim kaçtı benimde n'apıyım yani. (Bir ad bulamadım yalnız yasak dedim Yasak kalsın bari)

  Ama Benimki...
Ben bu adamı değişmem hiçbir şeye. Dönüşte omuzuna yattım. Yol boyunca sadece saçlarımı koklayıp öptü. Avuçlarımın içini öptü. O kadar güzel seviyor ki, gözlerim doluyor bazen resmen bana olan sevgisinden.
Onun kadar sevmiyorum. Ama bana olan sevgisine hayranım. Öpmesi, elimi tutması, sinirlenmesi, sevişmesi bile ayrı güzel.
Kelimelerle anlatamam. Anlatsam anlamazsınız.
Pişmanım yaptığım her şeye.
Pişmanım Benimkini daha önceden beri bu kadar çok sevmediğime.
Yeni yeni anlıyorum kıymetini.
Aşığım ulan, galiba bu adama.

Haa, Yasak hala çok güzel bakıyor gözlerime.

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

9 Aralık 2014 Salı

Yüzük.

  Hiçbir zaman yüzük meraklısı olmadım. Gerçek anlamda söylüyorum bunu. İlişkinin, gerçekten ilişki olduğunu yüzük kanıtlamaz bence. Sahiplik bir yüzükle belli olmaz. Adam yada kadın seviyorsa zaten bağlıdır karşısında ki insana.
Ha, insanlara gösteriş yapmak ayrı.
Sevgilimin gidip bana yüzük almasını istemem açıkçası. Alsa takacağımı çok düşünmüyorum. Büyük ihtimalle yüzüğü zincire takar, boynumda taşırdım.
Birde yüzük parmağıma yüzük falan yakıştırmıyorum ben. Emanet gibi sanki. Her parmağıma yüzük takarım ama yüzük parmağıma gelince olay yok olmuyor.
Bir eğreti duruyor sanki yüzük parmağımda. Sanki el benim değilmiş gibi hissediyorum. Belki de hiç takmadığımdandır bilemem.

  Uzun bir zamandır hafta sonu görüşmelerini askıya almıştık Benimkiyle. O yeni bir işe başladı, ben kendi iş yerimizle uğraştım, saatlerimiz uyuşmadı derken kaçamak yaptık bir cumartesi sabahı.
Hayatımda en nefret ettiğim şey kahvaltı!
Ama Benimkiyle gittiğimde kahvaltı bile çok farklı geliyor bana. En nefret ettiğim şey bile güzelleşiyor onunla birlikteyken.
Ölüp bitmiyorum bu çocuk için. Hatta hayatımda hiç bu kadar "uğraşmadığımı" hatırlamıyorum birisi için.
İnanılmaz biliyorum ama hiç uğraşmıyorum ilişkimiz için. Çoğu zamanda bu yüzden sıkılıyorum ya zaten.
  
** 
  Güzelce kahvaltımızı yaptık, sorunlarımızı konuştuk. Her zamanki gibi akıllı duracağıma söz verdim yine.
"- Hadi kalk gidiyoruz.
+ Nereye ya oturuyoruz ne güzel işte.
- Ya bir kerede dediğim şeyi sorgusuz yapsan olmaz demi?
+ Ya dursana hem sigaram bitmedi yeni yaktım. Valla bitimeden kaldıramazsın beni buradan.
Demeden sigaramı alıp söndürdü. 
+ Lan napıyon, salak mısın?
- Kaldırabiliyormuşum seni gördün mü. Hem çok sigara içmek yasak sana. Kalk gidiyoruz dedim ya sana."
Böyle zamanlarını da anlamıyorum bende bunun. İyilik mi yapıyor kötülük anlamıyorum.
Sorgusuz sualsiz aldı götürüyor beni. Çekiştirip duruyor. "Dur" diyorum "bekle" falan yok takmıyor hiç. Tutmuş kolumdan çekiştirip duruyor.
Nereye gidiyoruz diye sormama kalmadan bir pasajın içine soktu beni.
Gümüşçünün birinin önünde durduk. Uzun zamandır bir yüzük mevzusudur almış gidiyordu aramızda zaten. Takalım mı takmayalım mı derken, beklemediğim bir anda getirdi beni kıçı kırık bir yere.
"Ulan" diyorum bir yandan "zaten çocuk biliyor benim yüzük sevmediğimi ne diye getirdi şimdi beni buraya?"
Girdik pasaja, gümüşçü kapı duvar. Oradan birkaç adama ses etti dükkan sahibini çağırsınlar diye.
Sormuyorum hala hiçbir şey korkuyorum bir yandan gerçekten yüzük falan almaya gelmiştir diye. Hadi alacak olsa bensiz alırdı diyorum, öyle şeylerde gösterişi seven birisi olmadığımdan istediğim şeyi tahmin etmesi zor değil onun.
Adamı beklerken ben kapıda bir tabure buldum ona oturdum oda geçti merdivene oturdu. Çıkardı tespihine falan bakıyor böyle.
"+ Niye geldik şimdi buraya?
- Ya ne sabırsızsın, azıcık bekle işte."

Ben içimden "yüzük olmasın" diye sayıklarken adam geldi hemen. İçeri geçtik, bana döndü;
"- Uzun zamandır sana söylüyordum ya tespihimin ucu koptu diye. İkimizin baş harfi olan püskül alıcam"
Salak gibi yüzüne bakıyorum çocuğun. İnme falan geldi sandı herhalde Pinky diye bağırınıp durmaya başladı. Bende ne kadardır hareketsiz kalmışsam artık, dükkan sahibinin "ablaya bişey oldu heralde su getirem mi" dediğini duydum en son. Benimkide "yok yok heyecanlanmıştır kendine gelir o şimdi" diyordu birde.
Kendime gelmeye çalışırken baktım tespihine püskül almış beyefendi.
  Yani tamam, yüzük sevmiyorum da büyük bir hayal kırıklığı oldu benim için böyle bir şey. "Yüzük olmasın" derken içten içe istiyordum belkide ben ne biliyim.
Düşünme yetimi kaybettim zaten. Çıktık gümüşçüden, sevinçli bir şekilde yüzüme bakıyor benim. Yüzümü asmışım birde artık yani sinirden "noldu yüzün asıldı" diye sordu. "Ya yok sevgilim başım döndü o yüzdendir" diye geçiştirdim salakta yedi hemen.
  Böyle bir şokun üstünden daha gelememişken yine çekiştirmeye başladı beni. Hayır buda nasıl bir insansa yani her yere çekiştire çekiştire götürüyor heyecanlandığında.
Gittiğimiz yollara hiç bakmadım. Moralim gerçekten bozulmuştu. Bana göre duygularımla oynadı çünkü. Kafamı kaldırdığımda bir adam "buyrun bunlar seçeneklerimiz" diyordu.
  Önüme baktım bir sürü yüzük çeşidi. N'oluyor lan demeye kalmadan bir yüzük seçip parmağıma taktı. Gözlerimden okunmuş olacak ki beğendiğimi "beğendin demi lan sen bunu" dedi Benimki. "Azıcık medeni olsana salak rezil etme burda da beni. Aman al şu yüzüğü biliyorsun zaten yüzük falan sevmem ben, nerden çıktı şimdi bu?" diye sordum.
Cevap vermedi, bir şey demedim bende. Adama geri verdi yüzükleri "gel gidiyoruz" dedi.
Ay bunun bu çekiştirmeleri, bir şey söylemeden gitmeleri gelmeleri beni benden aldı gerçekten.
"+ Valla bokunu çıkardın sende he. Habire çekiştiriyon, kafana göre işler yapıyon. Bu ne lan böyle alla alla." 
Ellerimi avuçlarının içine aldı. Gözlerimin içine o kadar güzel baktı ki, zaman durdu sandım o sıra. Ellerimi öptü;
"- Her şeyin bir zamanı var merak etme. Sen her ne kadar yüzük sevmiyorum desende ben o yüzüğü parmağına taktığında gözlerinin nasıl parladığını gördüm. İçime işledi resmen o bakışların. Ama gerçekten zamanı var. Biliyorum tespihimi yaptırmaya gittiğimizde yüzük için gittik sandın. Ve "yüzük olmasın" dediğini de biliyorum, o kadar şapsalsın ki içinden geçeni sesli söylüyorsun. Bunca zaman geçti ama sen hala hata yapıyorsun. Yanlış anlama, sana asla hata yapma demiyorum. Ama sürekli yaptığın hataları tekrarlıyorsun. Dediğim gibi her şeyin bir zamanı var. Sen hep derdin bana zaten zamana bırakalım bazı şeyleri diye, bu sefer sen dinle beni. Emin ol yanılmıyorum."

  Öküz falan diyorum ama bazen hiç benim düşündüğüm gibi olmuyor. Öyle anlar geliyor ki tüm bildiklerimi altüst ediyor. Toparlayamıyorum kendimi, savunmasız oluyorum. Bazen her şeyden daha çok nefret ediyorum ondan. Ama bazen unutturuyor bana her şeyi. Aşkın ne demek olduğunu anlıyorum. Onu, onun beni sevdiği kadar sevmediğim için pişmanlık duyuyorum hatta.
Bazen bir bakışı yetiyor. Kokumu içine çekerek beni öpmesi, bileğimden öpmesi unutturuyor bazen her şeyi.

  Ama en çokta, yüzük gerçekten elimde çok güzel durmuştu.



( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

3 Aralık 2014 Çarşamba

Uzun vadede hayatımla ilgili yapabileceğim şeyler için bir liste yapmaya karar verdim.

Madde1: İstediğim her şeyi başaracağım!

Ancak bu kadar açık olabilirdi bir liste. Daha ne isteyip istemediğimi bilmiyorum bile....

2 Aralık 2014 Salı

Allam nolur bu sefer bok etmeyeyim (amin)

  İki dilek tutuyorum. Birisi sevgilim diğeri de hani olursa diye sevgilimin arkadaşı için. Çok mu adileştim? Beni seven insana bu kadar kötü davranacak hale ne zaman geldim ben. Sabahtan akşama kadar kahve içip telefondaki aplikasyonlardan fal bakıyorum. O hale gelmişim de benim haberim yok.
Sebepsiz yere kötü davrandım benimkine. (Benimki diye diye adı böyle kaldı.) Sırf kendi yediğim boklar yüzünden ilişkimiz boyunca ara ara ondan nefret ettim. "Çok seviyor musun" diye sorsanız bir durur düşünürüm. Düşünüyorsan aşk değildir...
  Zaten aşk değil biliyorum. Sevgi desen, belki. Alışkanlık.. büyük ihtimalle.
Gecenin bir yarısı, yine kavga ediyoruz. Hemde sebepsiz yere, farkındayım. Sorun bende, sorun boşuna yaptığım saçma kuruntularda. Gerçek olmayan bir şeye inanıyorum belki. Sevgilimin 15 yıllık arkadaşına sulanıyorum. İşin daha kötüsü çoktan onunda benden hoşlandığına inandırdım bile kendimi. Belki gerçek belki değil, bilmiyorum bir umut işte.

Telefondayız, ağladım ağlayacağım. Ama neden bilmiyorum. Hani bazen ağlamak istersin ya sadece, öyle bir zaman buda.
"-Bize inanmıyorsun öyle mi?
+Öyle.
-Hiç mi inanmadın ilişkimize?
+Hiç.
-Hayallerimiz vardı hani?
+....
-Noldu hayallerimize? Hani inanıyordun bize? Hani düzelicektin? Yalan mıydı hepsi?
+...
-Söyle Pinky susma söyle!
+Hiç inanmadım. Hayallerimizin hiçbiri gerçekleşmeyecek."

Telefonu suratıma kapattı. Aradım, açmadı. Bir daha aradım, açmadı. Bir daha, bir daha bir daha... Birkaç kere meşgule attıktan sonra açtı.
"+Telefonu niye açmıyorsun lan sen?!!"
"-Senin amacın ne ya daha bize inanmıyorsun bile. Korkaksın anladın mı o yüzden böylesin, o yüzden böyleyiz. Şu dünyada herkes bana inandı, herkes bize inandı ulan bir sen inanmadın. Keşke bir kere güvenseydin bana."
+Bizim bir geleceğimiz yok.
-Ben bir şeyler yapıcam tek başıma olsada uğraşıcam."
dıt dıt dııttttt.......

Telefonu kapattı sonra suratıma şerefsiz. Dahada aramadım. Nasıl olsa geri arar diye. Çünkü bu rahatlık var bende. Nasıl olsa yapar, nasıl olsa o uğraşır, nasıl olsa o daha çok seviyor...
Bu kadar rahatım işte bu ilişkide. Oysa ben kaçmayı değil kovalamayı seviyorum. Her ne kadar Benimkinin arkadaşıyla hiç konuşmasak, görüşmesekte çocuk aklımda. Adam sadece aklımda olarak beni heyecanlandırmayı beceriyor -gerçi onun haberi yok o ayrıda..

  Beni hiç kendi halime bırakmadı ki bu. Bırakmadı onu kovalayayım yada bir şeyleri elde etmek için uğraşmama izin vermedi. "Elimde ulan nasıl olsa ne koşucam" tek düşüncem bu. Hala böyle düşünüyorum. Beni kendi halime bırakana kadarda böyle düşüneceğimi biliyorum.
Çünkü ben hayatı böyle yaşamayı seviyorum. Hep bir hareket olsun, çok büyük olmasa da sorunlar yaşayayım istiyorum. Yaşadıklarımı yazayım, birilerine anlatayım istiyorum. Yoksa yaşadığımı anlamıyorum ki. Hayatın tadını çıkartamıyorum.
++
  Tabi ki arkadaşının kafamı bulandırdığını, yine kuruntu yapıp her şeyi bok ettiğimi söylemedim.
Bir öğleden sonra buluştuk işte. Sanki hiç sorunumuz yokmuş gibi konuşmaya devam ettik. Sanki geceleri hiç kavga etmemişiz gibi. Bir yandan iyi aslında barışmak için uğraşmak zorunda kalmıyorum, neyse hep kötü yandan düşünmemek lazım öyle değil mi?
Birde uykulu uykulu telefonun titreşimini kapatmışım gece, sabahta arkadaşım 3 saat uyanmamı bekledi onun yüzünden... 

Benimkinin arkadaşı ile ilgili tuttuğum dilekte daha önce kaydı bu arada fincanda...

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

1 Aralık 2014 Pazartesi

yine mi?

  1 yıla yakın bir süredir birisi var hayatımda. Ama nasıl bir ilişki anlatamam. Hayatımdaki her şeyi bu adama göre düzenlemişim, o ne isterse yapıyorum falan böyle. Hep böyle miydi? Tabi ki HAYIR!
  Bir nevi görücü usulü bir birliktelik bizimkisi. İstemeye istemeye flörtleşmeye başladım bu çocukla. Zaten zor bir dönem geçiriyorum belki Bonz'u unuturum dedim. İstediğim gibi olmadı, her şeyi elime yüzüme bulaştırdım. 1 hafta içinde yapamadım diyerek ayrılık mesajı attım buna, gavat sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi "eyvallah sağol" dedi bana. Lan askerlik arkadaşın mıyım be ben senin densize bak. Neyse taktik uyguluyorum aklımca arkadaşlarına soruyorum bunu "ayyy evet ayrıldık biz ya o nasıl" diye. Alt tarafı ayrılığın üstünden bir gün geçmiş daha. Hemen aradı salak beni, aklı kıt küçük numaralarıma kanıyor. Yüzsüz gibi bide "iyiyim ben merak etme ama gel istersen konuşalım" diyor hala. Neyse ulan dedim sevmiyorum falan ama belki kaderi olur bu salak. Denemeye değer düşündüm, devam ettik. Tamam dedim "adam akıllı olucam." Olmadı, yine yapamadım. Ama çocuğa bir şey demiyorum. Allah var, hakkını yemeyeyim yaklaşık 5 ay bıkmadan, usanmadan bana laf anlattı. Her gün, gece gündüz birbirimizi yedik. Ama bıkmadı bir kere bile "siktir git lan yeter senle uğraştığım ruh hastası karı" demedi.
  Ben ama akıllanmadım. Yalanlar söyledim, gittim sabah akşam Bonz'un kapısında ağladım. Baktım olacak gibi değil baştan sona yaşadığım her şeyi anlattım benimkine. Hani dedim belki çekip gider en azından ben vicdan azabı çekmem. Öyle çokta güzel bir adamda değil ki, ben güzelliğe çok önem veririm. Güzel değil dediysem kekomançi biride değil yani. Sadece inanılmaz derecede benim "asla böyle birisiyle yapamam!!" dediğim bir tip. Benim bu dürüstlüğüm çocuğu etkilemiş mi ne artık, yani olayları biraz duygusal açıdan anlattığım ve ağlamaya bitirdiğim içinde olabilir ama etkilenmiş yani. Bir ayrı güzel baktı o günden sonra bana, bir başka güzel sevdi. Zaten o gün tüm bunlardan etkilendiğini de aylar sonra evine gittiğimde, o gün üstünde olan tişörtünün dolabına asılı bir şekilde durduğunu görünce anladım. Omzunda ağlamıştım, salakta yıkatmamış o tişörtü sümüklü sümüklü duruyordu öyle.
  Aradan baya bir zaman geçti. Sürekli kavga ediyoruz ama sürekli ben haksızım. Bir insan ulan bi olayda bile haklı olmaz mı. Yok arkadaş o muhteşem, ben günah keçisi. Hele bide kavga ettiğimizde öyle bir hale geliyor ki bu, o yüzünü görünce bi durup düşündüm "yanlış mı yapıyorum lan ben bu adamla" diye. Baya baya large hatta xxxxxxxl bi ilişkimiz olmaya başladı bizim. Bu durumdan çok rahatsızım ama bir şeyde yapamıyorum yani çocuğa alıştım baya sevdim bide sanırım aşık oldum herhalde, çocuktan ayrılamıyorum. Artık sınırını o kadar aştı ki, telefonda kavga ediyoruz etmediği küfür kalmıyor artık dinleyemiyorum bile o küfürlerden dolayı beynim error veriyor oda yetmiyor yüz yüze gelip kavga ediyoruz bir de vurmaya falan başlıyor yavşak. Hatta bi keresinde sokak ortasında tutup arabanın içine sokmuştu kafamı üstünden 10 ay geçti yemin ederim ki hala boynum ağrıyor!
  Neyse devam ediyorum ben hala, sorun çıkartıyorum falan ama ayrılmıyorum. Bir sürü olay oldu insanların dolduruşuna geldim koskoca bir ayrılık mesajı attım. Bu sefer o kadar yaşanmışlık olduğu için tabiki "eyvallah" çekemedi. O günde bir yakınım ameliyata giricek, hem o nolucak hem benimkiyle nolucak diye düşünüyorum. 100 arama 55622 mesaj sonucu açtım telefonunu. Konuştuk ettik, ne dediyse inanmadım. 2 gün geçti yine barıştık.
O kadar farklı bi hal aldı ki artık ilişkimiz. Gözüm dışarıda birilerini aramaya başladı artık. Ama öyle bir haldeyim ki etrafımda kimse kalmamış. Evet kızlar, sevgilisi olunca arkadaşlarını hiçe sayanlardanım bende. Ama napıyım çocuk "o orospu, bundan hayır gelmez, bu zaten belli, yollu, para karşılığı oral yapıyor herkes biliyor onunla arkadaşlık yapma vs vs" diye diye etrafımda kimseyi bırakmadı. Yalnız o öyle etrafımdakileri ayıklarken fark ettim ki hiçte tekin insanlar değillermiş. 2 elin parmağını geçmeyecek kadar kişi kaldı en sonunda etrafımda. Napalım napalım derken yakın arkdaşlarına tanışıyım bari dedim. Ayarladık birisiyle buluştuk. Sahilde yemek yiyelim diye planladık ama planlamaz olaydık. Hay dilim kopaydı da arkadaşlarınla tanışıyım demiyeydim. Zaten plan aceleye geldi diye "bugün ikimiz olacaktık ne güzel nerden şimdi bu çocuk, biliyosun ki senin arkadaşlarını sevmiyorum" diye başının etini yedim bu çocuğun keşke beni dinleseymiş. İçime doğmuş
sanki.
  Arkadaşını görür görmez ışıklar çaktı bana sanki. Nasıl müthiş bir şey o çocuk öyle. Oturduk muhabbet ettik falan ama çocuktan gözümü alamıyorum. Benimki anladı mı ne öpüyor falan beni sürekli çünkü bir kere daha bir arkadaşına aynı şeyi yapmıştım da sonra o gavatla kavga etmiştim. Ama bu öyle değil, bu çok başka. Benimkini hiç takmıyorum falan böyle, konu döndü dolaştı çocuklardan açıldı derken bunun kızı varmış birde! Hemde 1 yaşında. Haberi yokmuş bunun kız doğurmuş sonra gelmiş bunun başına atmış gitmiş, ne analar var ya. Aylarca bu çocuğa da, anasına da sövdüm durdum, o 1 yaşındaki yavrucağa da acıdım tabi. Olay kapandı yani daha sonra bu yakışıklılık tanrısını görmedim, derken yine bir anda gelişen bir plan ve benle bu tanrı yan yanayız.
Ama sanki dünya durmuş.. gözlerimizi alamıyoruz birbirimizden.
Benimki de bir öküz anlatamam, başka bir insan oldu resmen rezillik çıkartıyor habire. Sinir oldum, sinir oldukça daha çok bu yakışıklılık abidesine yanaştım. 1 hafta bu çocuğun adını sayıkladım, üstelik kendi kendime de  değil gerizekalı gibi sevgilime anlatıyorum. Şöyle iyi çocuk böyle iyi, bir gün bizde ona bir şeyler yapalımlar mı dersinden tut ULAN Bİ XXX KADAR OLAMADIN AZICIK ARKADAŞINI ÖRNEK AL'a kadar geldi olay ve benim öküzde patladı tabi. Bir postada öyle kavga ettik.
Her gün rüyalar gördüm, düğün gününde benimkini bırakıp bu çocuğa koştum, içtim kapısına dayandım, ben sevgilimi aldatamam diye kendimi köprülerden attım.. rüyalarımda tüm ödülleri alacak birçok film, dizi çektim hatta.
Tüm bunlar oldu bitti, bende kuruntu yapıyorum diyorum kendi kendime. Olmaz öyle şey ya diye avutuyorum kendimi ama bir yandan da deli gibi istiyorum. 2 hafta falan geçti bunun üstünden, tabi o sırada facebook, twitter, instagramdan ekledim hemen derkeeeen ÇAAAATT o gün biz bu yakışıklılık tanrısıyla ilgili bir şey konuşmuştuk ve bana bilmediğini söylemişti o konuyla ilgili şarkı falanda açmıştım bilmem ne, bir baktım o konuyla ilgili bir şey paylaşmış. Günlerce etkisinden çıkamadım, düşündüm durdum. Hala da düşünüyorum !
  Ama işte tüm bunlara rağmen ne benimkini bırakabiliyorum, ne de onu aldatabiliyorum. Hemde aldatmak istediğim kişi onun 15 yıllık arkadaşı. Hadi öyle bir kaşarlık yaptım diyelim ama, benimkine yapılmaz işte bu. Beni benden daha çok düşünüyor, "ilacını içtin mi?, yarın doktor randevun var unutma, kaç tane sigara içtin?, kalın giyin aman sakın üşütme".. Ben nasıl yaparım ki şimdi bunu ona. Bana yapsa ben sonuna kadar hak ederim, 1 senedir çocuğun ömrünü çürüttüm çünkü ama bu ona yapılmaz işte.
  Şimdi ise sadece sevgilimin en yakın arkadaşını biraz daha izleyebiliyim diye buluşacağımız günü oturdum bekliyorum öyle...

24 Ekim 2014 Cuma

en baştan.

  Çok denedim. Yazmayı çok istedim. Ama olmadı hiç. Neden bilmiyorum ama cümlelerim hep yarım kaldı, kelimelerin devamı hiç gelmedi. 
  Oysa ki, ben hep yalnız kaldığımda yazı yazardım deli gibi. Tek koştuğum, tek sığındım yer burasıydı. Belkide bu sefer yalnız olmadığımdandır. Belkide yanına koşacak birisine sahip olduğundandır. 
  Artık ben kocaman bir denizim. Uçsuz bucaksız. Sonum yok. Nereye gittiğim belli değil. Ama bir liman var. Dalgalarım hep oraya vuruyor. Ona aşığım...
  
  Hayatımdaki insandan bahsetmek istemiyorum. Aslına bakarsanız ne hakkında yazmam gerektiğini bile bilmiyorum. Artık o kadar hiçbir şey bilmiyorum ki ! Hayatımda hiç bu kadar boşvermemiştim. Kendimi, ailemi, insanları, hayatımı..
Artık sadece bir insan için yaşıyorum sanki. Mutlu muyum? Hissizim sadece. 
  Yediğimi hissetmiyorum, acıyı hissetmiyorum. Hiçbir şeyi hissedemiyorum. 
Hayatımda olan o "malum" kişi olmasa bilmiyorum ne olurdum. Nereye sürüklenirdim. O kadar güzel seviyor ki; nefes aldığımı, yaşadığımı hissediyorum sayesinde. 
Etrafımda ondan başka kimse yok. Resmen başka bir boyuta geçtim. Kimseyle konuşmuyorum. 

  En azından artık ağlayabileceğim bir omuz var. Ve o ağladığım omuzun sahibi, üstündeki tişörtü hala saklıyor. 

  Bonzdan bahsetmek istemiyorum. Çok uzun zaman oldu görmeyeli. Tam 7 ay. Mart ayından beri. Hala aklımda. Son görüşmemiz. Son kavgamız. Son sevişmemiz. Hepsini dün gibi hatırlıyorum. 

  Bu dünyada sevdiğine değil her zaman seni sevene gideceksin. Kural böyle ! 

Benimle ilgili bildiğiniz, okuduğunuz her şeyi unutun. Hayatımdaki herkes çıktı gitti çünkü. Bundan sonrada geçmişe dönüş yok.
  Demek ki ne yapıyoruz ? Hep ileriye !  Sadece ileriye !

Hadi içelim bu gece geleceğimize !.. 

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

19 Nisan 2014 Cumartesi

  Çok ekşınlı, hareketli ve olaylı bir hayatım olmasına rağmen hiç "komikli" yazı yazmamışım. Yani oldukça mizahi bir dilim olduğu halde "buda böyle çok komik bir anımdı sizinle paylaşmak istedim" diye yazdığım bir yazı olmadı. Yazılarımın hepsi duygusal, hepsi paranoya, hepsi trajikomik. Fark ettim ki öyle çokta komik olaylarım yok. Tabiki de var ! Hiç gülmeyen birisi değilim tam tersine iki saniye bile gülmeden duramam... duramazdım.
Ya işte benim sorunum bu; mutlu olmayı beceremiyorum ben, hemde hiç. Aslında var tam tersine çok komik anılarım, yüzlerce binlerce milyonlarca gülmekten yarılacağınız olaylarım var. Hayatı sürekli dalgaya alan birisinin komik olayları olmaması zaten çok saçma olur. Ama nedense anlatamıyorum işte. Şuraya gelince, bir şeyler yazmaya başlayınca dünyadaki her şey bir anda duygusala bağlıyor. Sanki her şey "hadi yine modunuzu değiştirinde Pinky yazarken ağlayacak duruma gelsin, bak bak boka bak görende her sikimle dalga geçen o değil sanır, neyse yardırıııın" der gibi.
  Olayların hep duygusal ve acılı kısımlarını yazdığım için inanması zor ama Bonzlada çok komik anılarımız vardır. Ya tamam çoğunu hatırlamıyorum. Ama n'apabilirim ayık olduğum zaman olmuyordu pek. Tabi hayatımın içine sıçtığı bölümler kadar çok değil bu komik hatıralar ama yine var yani. Ya ben hep ağlanacak halime güldüm yada gülünecek halime ağladım bilemem.
Bilindiği gibi çooook eskilerden taa çocukluğumdan gelen bir bağımız var Bonzla ve en küçük çocuk beim aralarında. İnanılması güç ama aşırı derecede uslu bir çocuktum ben. Yavşak Bonzda fırlamanın teki birde alamanyalarda doğmuş avrupa görmüş çocuk, gerçi küçük yaşta Türkiye'ye döndükleri için kıronun teki oldu büyüdükçe. Birde kardeşim yok ablam abim falan yok malak malak ortada kuru sıkı gibi dolanıyorum. Bunlarda maşallah sülalecek abileri, ablaları, ayşeleri, fatmaları, hayriyeleri... Siz düşünün yani. Çok ezilen bir çocuk olmadım hiç cin gibi akıllı bir çocuktum. Büyünce geçti tabi. Bonz piçininde beni küçükken leğende boğma, pikaçu oyuncaklarıyla korkutma denemeleri olmadı değil. Birde çok eski bir şarkı vardı adını tam hatırlamıyorumda "You're my lover" gibi bir şeydi sanırım. Evde o şarkıyı açar deli danalar gibi koşar sonra onu bulmamı isterdi. Benle uğraşan tek çocuk bu Bonz, hayır sebebini de bilmiyorum ki. Evin içinde saklanır beni korkutmaya çalışırdı. Çocuk çalışmalara küçükken başlamış baksana. Haliyle korkmazdım ama o pikaçudan çok çektim ya. O zaman tabi çocuğuz pipinin ne olduğunu bile bilmiyor kaldı ki cinsellik düşünsün. Kendiside derdi hep "ulan nasıl yaşıyormuşum çocukken sevişmeden etmeden" diye cevabım her seferinde "gerizekalı çocuktun çünkü çükünün ne işe yaradığını bilmiyordun" dedim. Bakmayın çok güzel çocuklardık aslında.
  Nerde kalmıştım, evet tek çocuk olduğumdan annemin götünden ayrılmazdım o yüzden sürekli kadınların içinde, dedikodu kazanında büyüdüm. Ulan sonra bir baktım bende bildiğin küçük kadın olmuşum. O zamanlar tabi maddi sıkıntılarımız yok babamda pek izin vermediği için annemin gittiği tek yer Bonzların evi ee tek arkadaşıda bunun orospu anası. Yıllarca böyle sürüp gitti tabi. Annem beni koltuğun üstüne koyar gidermiş yerimden kalkmazmışım.
  Bütün hayatım evin içinde geçti. Babam "bişey" olduğu için -burda o bişeyi açıklamam uygun kaçmaz" çok tutucu bir şekilde büyüdüm. Birde tek çocuğum sürekli göz önündeyim. Evin içinde büyüdüm de ne olduysa sanki o destansı seks hayatım evin içinde kaldı oradan dışarı çıkmadı tabi. Küçüklüğümden beri her şeyim evin içinde olurdu ve sürekli yalnız kalırdım evde. Babam desen eve ne zaman gelip gideceği belli olmazdı annem zaten kendi işi olduğu için rahat rahat uzun uzadıya iş saatleri. Banada kocaman geniş geniş ev kalıyor tabi.
Yaşıtlarım gibi ders çalışmak yerine eve erkek atmayı seçtim bende. Böyle ruh hastası saçma bir çocukluk geçirdim, böyle saçma büyüdüm sonunda da böyle saçma bir insan oldum. Tüm alışkanlıklar çocukluktandır sonuçta. Bende tam büyüme döneminde tüm kötü özellikleri kapmışım işte.
Bunun sonu yine istediğim gibi bitmedi. Olmadı yine.
Hadi hayırlısı...

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

13 Nisan 2014 Pazar

Ne Kadar Umurumda Olabilir Ki ?

  Gece...
Günlerce aklımdan çıkmayan, beni alt üst eden, aklımı karıştıran adam. Bunca zaman Bonzdan başkasını sevemeyeceğimi düşünürken, hayatımın içine bu denli giren adam. Ben yeni bokun içinden çıkmışken beni tekrar bokun içine iten adam. Ben Bonza, tek aşkıma ihanet ettiğimi düşünürken beni aşkıyla zehirleyen adam.
  Gecem...
Gecelerim onunla birlikte iyi olan adam. Başımı sola çevirdiğimde gördüğüm adam. Çocukluğu onda bulduğum, aptallığı onda tattığım adam.
Aslında her şeyden önce "adam" kelimesinin hakkını veremeyen ÇOCUK. Benimle büyüyebilecek çocuk.
Ben ateş o ise barut. Ya yanacağız yada kavrulacağız. Bir şey olacak ya kesin. 
Hem nefret ettiğim hemde sevmeye çalıştığım çocuk. Aşık olduğum halde kendime bile itiraf edemediğim çocuk. Hayatımdaki diğer herkesten farklı olan çocuk. 
  Şimdi, çocuk...
Ben sana bu denli saf duygularla gelirken senin bu umursamazlığın niye? Bana "sana değer veriyorum" dediğin halde yaptığın hareketler niye? "Sana zarar veririm" dediğim halde beni bırakmaman niye peki? Seni sevmeye başladığımda senin bu kaçışların niye? Bana gelişlerin fakat bu dengesizliklerin niye?
Ben sana hiç gelemedim, cesaret edemedim. Senin dengesizliğinden kaçtım. Beni sevemeyişinden kaçtım. Sen her "ben seni farklı göremem, farklı şeyler düşünemem seninle ilgili" diyişinde bittim. 
  Şimdi çocuk söyle bana.
Bunca zaman boş bir aşkın peşinden koşupta düşmediysem sen bana ne kadar zarar verebilirsin ki? 
  Sen çocuksun.
Ben istemediğim sürece bana zarar veremezsin. Sen benim içimde büyüteceğim "çocuğum" olacaksın.
Şimdiden çocuk, şimdiden özür diliyorum senden. 
Seni sevdiğim, sana kötü davrandığım ve davranacağım için... 

***
  Hiç bilmezdim ama bende çok güzel sevebiliyormuşum aslında. Hatta olmayacağını bile bile sevdim bu sefer (ki emin bile değildim sevdiğimdende) Üstte gördüklerinizi yazıp gizliceGecenin cebine sıkıştırmıştım. Kağıdı en son çöpte bulmuşlar. Buda başlamadan bir hikaye oldu. Aslında başladı ama ben kalamadım. Çokta güzeldi aramız ama ben arkadaş kalamadım işte. Ben sadece sevmeyi beceriyorum birisiyle birlikte olmayı değil. Çünkü bilmiyorum nasıl davranmam gerektiğini, çünkü bu zamana kadar beni kimse sevmedi.
Tamam kabul Gecenin hayatını berbat bir hale çevirmiş olabilirim. Belkide çocuk ben her arayışımda bir umutla açtı telefonu bilemem. Ama ben "ohaaaa telefonlarımı hala açıyon mu la sen ne yüzsüzsün amk aahoşıskaduıfhjkhfkljropldmfğğağğağp" diye gülme krizlerine girdiğim için kaybettim sanırım. Zaten başıma ne geliyorsa bu sululuğumdan geliyor hep. Amaaan banane öyle kös kös durunca hiçbir şeyin tadı çıkmıyor ki.
Tamam kızdırıp kızdırıp iki dakika sonra "canııııım napıyosunnnn" diye barışmayada çalışmış olabilirim. Tanıştığımızdan beri regl dönemindeymiş ortalıkta dolanıyorum. Öyle değişik tripler öyle saçma hareketler artık siz düşünün.
Ama bana böyle bir ilişki lazım işte. Her mallığıma katlansın, şizofren gibi ortalıkta dolanmamı, dengesiz hareketlerimi, umursamazlığımı yadırgamasın istiyorum. Heee gel gelelim karşımda benim gibi birisi olsa iki dakikada ağzına sıçar harcarım o ayrı.
  Hemde bu gerizekalı Gecenin ortalıkta iyilik meleği gibi dolanmasına zaten ayrı tavım. Salak sürekli "ben herkese iyi davranırım, ben böyleyim kimseye kötü olamam, tüm insanlar iyi olsun, az önce tecavüze uğradım ama umurumda bile değil, polyanna bile beni sikti hehehuheheheueuh" diye geziniyor ortalıkta. Çocuk tamamıyla benim zıttım tersim ya. Hayır demiyorda ben yavşağın önde gideniyim diye "herkese iyiyim" triplerine giriyor. Bak bak bak sıçtığımının ezik yavşağına bak arkadaş bulamamış hayatı boyunca ben en iyisiyim diyor. Ayy bak yazdıkça daha bir sinirlendim.
  Neyse tabi yaptım yine yapacağımı, bir konun içinde benim adım geçse bile çocukta bir kızarmalar bir değişmeler falan ulan sanki anasını siktik yavşağın. Benim aynı resim karesinde bile olmak istemiyor. Aynı tarafa doğru gitsek direk yolunu değiştiriyor. Zaten en son "Pinkyle ilgili bana bir şey söylemeyin yüzünü bile görmek istemiyorum onun" diyip haşlamış bizim mal veletleri. Ulan bana da acayip eğlence çıktı birisiyle uğraşıcam ya, bir sululuk yapıcam ya.Oysa bir şey yapmadım ki ben(!). Sürekli kalbini kırdım, herkesin ortasında defalarca rezil ettim, hayatını zindana çevirdim, gay olduğunu düşünüpte herkese yaydım, kötü davranmadığım bir günde yoktu zaten.
Yaniiii bunlar sadece yoksa bir şey yapmadım kiii. Tam bir iyilik meleği değil miyim sizcede ?
Bari öpüşseydik ya. 

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

7 Nisan 2014 Pazartesi

Boş Laflar

  Kime sorarsanız sorun benim için tek düşünceleri "güçlü, karakterli, harbi kız" vs vs gibi iyi şeyler söylerler. Tamam hadi açık olalım iyi yönlerim yok değil ama çokta iyi birisi değilim. Bir kere iyi olmadığım halde kendimi böyle tanıtmam ne kadar yüzsüz olduğumun gösterisidir bence. Şöyle yaparsak eğer ;
  
Karakterli; Bir kere çok çıkarcıyım ben. Herkesin bende en önemli sırları, olayları falan vardır. Onlara sorsanız eğer benim pek bir şeyimi bilmezler. Hee bilseler bile kesin bildikleri şeylerin hepsi yalandır. O kadar çok yalan yanlış anlatmışımdır ki ben bile hatırlamıyorum anlattığım şeyleri.

Harbi kız; Çok harbiyimdir ya sorma. Dediğim gibi herkesin bir şeyini bilirim ama onlar benimkileri bilmez. Eee benim kaybedecek neyim var zaten hepsi yalan. Bu sayede gönül rahatlığıyla herkesin her şeyini ortaya dökebilirim öyle değil mi? Tabi durduk yere değil ya o kadar pislik değilim. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasında olduğum için bana zararı dokunana daha pis zararım olur, o kadar.

Güçlü; Evet olayın noktası. Güçlü olup olmadığımı bende pek çözemedim. Ama güçlü olduğumu düşünmüyorum. Ya tamam o kadar olay yaşadım çok küçük yaşta falanda, güçlü olduğum için atlatmadım bunların hiçbirini. Tam tersine her zaman "bende istiyorum anasını satıyım tavşan gibi sevişelim" dediğim ve her şeyi dalgaya aldığım için atlattım tüm bunları.

  Ben kendimi daha çözememişken size bunları anlatmaya çalışmak saçma olur aslında. Bir tarafım çok şeytan ama diğer tarafım melek. Hiç bunun ortası olmadı bende. Her şeyi ya en dipte yada en yüksekte yaşadığımdan dolayı böyleyim. Ya en kötüsüyüm yada en iyisi. Kötü olduğum gibi bir o kadarda iyiyim yani. Ya anlattım böylede o kadar pislik bir insan değilim ben. Kötü olduğum tarafım bunların hepsi. İyi tarafımda ne yapacağım belli olmadığı için anlatmam biraz zor. Ben sadece benim düşündüğüm şeyler başka insanı ilgilendirmez dediğim için hayatımdaki gerçekleri kimse bilmez. Her olayın en kötü tarafını yaşadım tabi ki. Ama iyiside kötüsüde hep içimde kaldı. En ufak örnek; Bonzla yaşadığımız şeyler ortaya çıktığında çocuğu tecavüzcü gibi gösterdim. Gerçeği sadece Bonzla ben biliyoruz başka kimse değil. Tamam çocuk zorla bana sahip olmaya çalışıyordu ama iki güzel lafına hemen koyveriyordum her şeyi. Belkide bu yüzden kaybetmişimdir hep.
Herkes "Pinky en iyisidir, her şeyi başarır, Pinky şöyle, Pinky böyle" diye çok fazla anlam yükledi bana. Ulan ben kendime güvenmiyorum amk size noluyoo???
Ben kendimi değil insanlar beni kötü yaptı böyle. Ya kötü kötü yazdım kendimi de o sadece kötü tarafımın kötülükleri benim her zamanki halim değil. Sadece bana kötülüğü olan insanı boş bırakmam. Allem eder kallem eder hayatının içine sıçar öyle kaybolurum ortalıktan. Bu yüzden zaten kimseyle anlaşamam, herkes bana düşman. Allahtan arkadaşlığı dostluğu önemseyen birisi değilim yoksa kesin kafayı yerdim. Ben sadece aşık(?!?) olduğum kişiyi önemsiyorum. Buda en büyük yanlışım.
  Yine başını nasıl başlattığımı, sonunu nasıl bitirdiğimi bilmediğim bir yazı oldu. Bakmayın o kadar kötü birisi değilim ;)

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

6 Nisan 2014 Pazar

Yorumsuz ..

  Başkalarına "canım takma kafana buda geçer" diye akıl vermesi çok kolay olmasına karşın bunu kendimiz için hiç uygulayamaz halde olmak ayrı bir dert, ironi. Özellikle en ufak bir ayrıntıyı bile deli gibi düşünüp, kendimi yiyip bitirmek adetim olduğu için, "kafaya takmamak" işi bana göre değil. Hadi geçtim, hiç anlamam bu insanlar nasıl bu kadar gamsız yaşarlar. Ya tamam, şahsen ben kendimden başkasını düşünmem mesela. Ciddi anlamda bana dokunmayan yılan bin yaşasın olayındayım ben. Ama maşallah bakıyorum millet hiç yaşamıyor bile ya sanki hepsinin derdi çok ama takan yok. Saçma! Onların aslında dertleri yok dertleri.
Tamam hepiniz aşk acısı çekiyorsunuz, hepinizin sorunları var, hepiniz çok büyük acılar yaşadınız. (Tabi ki fasa fiso.) Acı insanı olgunlaştırır ama siz tam tersine megaloman olmuşsunuz.
..
  Şuan hayatın öyle bir yerinde duruyorum ki, ya komple dibe batacağım yada götümü kurtaracağım. Ortası yok bu işin. Bir insanın -ki bu her şeyini verdiğin kişiyse, hayatından gerçek anlamda çıkmasını yeni anladım. BONZ...
Ya kendimi kandırdım yada gerçekten istedim hiç bilmiyorum ama onca sene bin tane bahane uydurarak katlandım tüm bu yaşadıklarıma. "Yok istemiyorum, yok korkuyorum, rahat bırakmıyor, karşı koyamıyorum, zorla, alt katımızda, eve geliyor" diye diye bir baktım ki 5 senemi boşa harcamışım ben.
Hadi dedim senelerce katlanmışım zaten devam ettirsem ne olur. Çocukta nasıl olsa yakında gidiyor buralardan diyerekten, birkaç hafta yine eski hayatıma döndüm.
Ama ne hafta! Önceden yaşadığım her şey tekrar gözümün önünde. Yine dağıtmadığım bir gün yok. Yine, sürekli kafam güzel. Yine, hep hayatımda seks var. Yine, her gün kendimde değilim. Yine, hayatım "yine"lerle dolu. Her şey bir öncekinin aynısı. Bir şeyler oluyor, birinin bana "dur!" demesi lazım ama yok. Kendi başıma da bir şey yapamıyorum. Artık gücüm yok. Kendi başıma halledemiyorum artık hiçbir şeyi.
Bunca zaman bende Bonz'u istedim sandım. Kendimi sadece böyle kandırabilirdim zaten onuda yıllarca yaptım. Tamam burayı boşverelim, eski deli gibi sevişebilecek günlerimde bile değilim.
  Sonunda bana dur diyecek bir insan girdi hayatıma. Onun sayesinde ciddi anlamda her açıdan bir değişim yaşadım. Nasıl olduğu yada kim olduğu önemli değil. Önemli olan sonuç. Sadece bir gün.. bir gün içinde değişti her şey. 24 saat. Hiç inanılır gibi değil. "Gün doğmadan neler doğar" derler ya işte çok doğruymuş. Yaşamış oldum.
  Bir gün önce Bonz hayatımın tam ortasındayken ertesi gün yok oldu. Bir gün önce, daha bir önceki gece ölümüne uyuşturucu kullanıp altın vuruş yaparak ölmeyi planlarken bir gün sonra tamamen her şeyi bıraktım. Evi taşıdık, her şeyi geride bıraktım. Bir anda belki de farkında bile olmadan. Sonrası yine hüsran...
  Ya ben sorunu kendime çekiyorum yada sorun olmayan şeyleri sorun haline getiriyorum. Bu sefer olan şeyler o kadar zorlu değil o kadar büyük değil. Hatta ve hatta tam çocuk olayı. O kadar saçma şeyler ki açıklamaya bile gerek duyulmaz. Klasik ben çöpçatanlık yaparken ayarlamaya çalıştığım çocuktan hoşlandım falan. Ama dediğim gibi en ufak bir şeyi kafama takıp büyüttüğüm için olay boka sarıyor her zaman. Bu huyumdan nasıl vazgeçebilirim bilmem. Sınırlarımı nasıl koyarım bilmem ama bu işler böyle gitmez.
  Sanırım ben yalnızken her zaman daha iyiyim...

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

25 Ocak 2014 Cumartesi

Git Artık Benden

"  Bazıları oluyor insanın hayatında. Farkında olmadan, hiç bilmeden aynı şeyleri yaşıyorsun. Aynı zamanda, aynı olaylar. Ama o kadar yara almışsın ki güvenemiyorsun kimseye. Anlatamıyorsun hiçbir şey. İstiyorsun anlatmak ama olmuyor. Bir kere söylesen aslında gerisi gelecek biliyorsun. 
Bende konuşarak kendimi anlatabilecek insanlardan değilim. Her şeyden kaçabilmem, her şeyi daha rahat idrak edebilmem için yazma yeteneği bahşedilmiş bana da... 
 Biriciğime ... "

   Yine her şeyi dramatikleştirdiğim akşamlardan birisi. Sabah hiç gelmeyecekmiş gibi, gün hiç bitmeyecek sanki sürekli o gecede kalacakmışım gibi. Nefes alamıyorum, düşünmeden edemiyorum, hareketsiz kalıyorum öylece. Bekliyorum... belki birisi gelir beni oturduğum yerden kaldırır diye. Belki gelirde birisi beni tokatlar karşımda "n'apmaya çalışıyorsun? kendine gel salak!" diye bağırır. Neden bekliyorum, neden böyle bir şey istiyorum hiç bilmiyorum. Gerek var mı sanki ? Ben başkalarının sözleriyle hareket eden biri değilim ki zaten. Karşımda biri bana öyle bağırsa dinler miyim sanki. Dinlemem. Ben böyleyim. Gamsız yaşıyorum hayatı. Hiçbir şeyi umursamadan, kimseyi düşünmeden.
  Bir şey dışında. Bonz...
Hayatımın hatası.
Sevdiğim adam.
Bana zarar verebilen tek kişi.
Tek pişmanlığım...

  Olay "pişmanlık" değil artık. Geçmişe bağlı yaşamayı bıraktım, yaşadıklarımızı düşünmeyi bıraktım. Hatta intikamımı bile aldım. Ama kalbe söz geçiremiyorsun ki, konu aşk(?)* olunca yinede boku çekiyorsun kendine. İlk defa Bonz'u böyle gördüm ben. İlk defa bu kadar korktum. Onu defalarca gözü dönmüş halde gördüm. En beter hallerine tanıklık ettim ama bu denli iğrenç gelmemişti gözüme hiç.
Oda hiç bu kadar kötü olmamıştır zaten. Gözümün önünde uyuşturucudan ölen insanlar oldu ama hiçbiri canımı Bonz'un bugünkü hali kadar acıtmadı. Aşığım ya sonuçta, seviyorum ondan başkası canımı yakamaz zaten. O hayatımda olmadan sevdim hep onu...
Yaşadığım hiçbir şey canımı acıtmıyor, Bonz dışında. Ondan başka hiçbir şeyi düşünemez hale geldim artık. Bunca yıl yaptığım hata yüzünden kendimi paraladım şimdide onu sevmem canımı acıtmaya başladı sanırım. O kadar sene geçmesine onca şey yaşanmasına rağmen.
Bunları yazarken bile düşünüyorum "neden" diye. Boşver diyorum kendi kendime. Ama olmuyor, aşk değil benim hissettiklerim. Çok farklı anlam bile veremiyorum, anlatamıyorum. Hepsini geç yazamıyorum bile...

*Aşk; öyle kalın kalın kırmızılarla yazdım da durumun ne kadar önemli olduğunu anlayasanız. Aşk acıtır arkadaşlar. Hemde seni kanırta kanırta acıtır böyle derilerin soyuluyormuş gibi. İçten içe kanarsın ama belli olmaz bile. Yani sonuç olarak SEVİŞİN!! 


( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )

19 Ocak 2014 Pazar

Bildiğim Halde ...

  Sebepsiz yere kötü oldum yine. Dün Bonz'la birlikteydik. Son kez, bir daha tekrar sevişmemek üzere. Çok değişmiş her şey onu karşımda ilk defa bu kadar ezilirken gördüm. Alışkın değilim çünkü onu böyle görmeye. O benim gözümde hep acı çektiren kişiydi çünkü. Sanki geçen bunca senenin bir intikamıydı bu yaşananlar. Farkında olmadan intikam almışım hemde. Gördü ve anladı her şeyi. Ben eskisi gibi değilim çünkü. Artık bazı şeyleri umursamadığımı fark etti. Anladı... Pinky eski Pinky değil. Büyümüş. Kalbiyle değilde mantığıyla hareket etmeye başlamış. Artık insanların istediği gibi değilde kendi istediği gibi yaşamaya başlamış. 
Bonz'un bunların hepsini düşündüğüne eminim. Ama her şey o kadar kolay gitmiyor. Davrandığım gibi değilim çünkü. Kafamda, kalbimde deli fırtınalar kopuyor ben bile farkında değilim.
  Ama hiçbir şey böyle değildi. Küçükken daha değişikti her şey. Öyle olması da gerekiyor ki, sanırım adı bu yüzden "çocukluk." Zaman değiştirir mi bazı şeyleri hiç bilmiyorum. Ben her şeyi tek düze yaşamayı sevmem ama yıllardır pek bir şey değişmedi hayatımda. Yada önemli olan şeyleri ben değiştirmek istemedim. Zaman... Çok büyük gelir bana hep "zaman" kavramı. İçinde kaybolurum hep, oysa hayatı sanki hep bu yaşta kalacakmış gibi yaşıyoruz ama öyle değil işte.
Neyse, neden kötü olduğuma gelirsek eğer. "Sebepsiz yere kötü oldum yine" yazmışım ama yine kendimi istediğim yalanlara inandırmak istiyorum. Bonz'un abisi nişanlanıyor bugün. EVET ASLINDA BEN ABİSİNE AŞIKTIM BONZU BASAMAK OLARAK KULLANDIM EHEHEHEHHE..
Tabi ki şaka. Bilindiği üzere Bonzla bizim annelerimiz çok yakınlardı ama olaylar oldu zaman geçti araları bozuldu ikisinin. Normalde olsa bugün deli gibi hazırlık yapar, deli gibi heyecanlanırdık. Ama bu sefer öyle olmadı. Ben bugünün önemini unutmak için uzaklara gittim, çok uzaklara. Kendimi kaybetmeye çalıştım, her şeyi unutmaya. Ama olmuyor unutamıyorsun.
 Yanlış anlaşılmasın düğün, nişan benim için iğrenç şeyler. Hatta evlilik kelimesi bile çok korkunç gelir bana, kelime anlamı bir sürü sorumluluk kesinlikle. Hele düğün günü desen ayrı iğrenç. Bin tane çocuk, iğrenç iğrenç müzikler, saçına başına beş yüz kilo sim döktürmüş yılbaşı ağacına benzeyen karılar... Takı merasimi ayrı bir ölüm. Herkesin elini tut, herkesle öpüş, düğün sonuna kadar ağzın beş karış açık güler yüzlü olmaya çalış. Ölüm gibi hatta ölümden daha kötü bence. Benim için sadece bu nişan önemli çünkü Bonz var. Başka hiçbir sebep yok...
  Dün bana "sevgilim olsaydın eğer kimseyle konuşmana izin vermezdim" dedi. İçim deli gibi yeter ki olayım başka kimse umurumda değil diye bağırmasına rağmen "ama değilim farkındaysan" kelimeleri döküldü ağzımdan.

İşte hayat böyle kalleş oluyor bazen. Aklından geçenleri söyleyemiyorsun asla. Çünkü olmaz, her şey o an berbat olabilir. Karşındakinin duymak istediği şeyi söylemek zorundasın. Asıl o zaman seninde istediğin gibi oluyor her şey. 
  Bende Bonzu böylesine hayatımın merkezine koymuşum. Herkesi boşverecek, herkesi unutacak kadar. 

( Ulaşmak, konuşmak, dert anlatmak isteyen olursa diye; pembeyalanlarim_@hotmail.com )